KIRIM TÜRKLERİNİN SÜRGÜNÜ VE MİLLİ MÜCADELE HAREKETİ (1944-1990)
Dr. Kemal Özcan
 |
|

|
|
Bu makalenin PDF dosyasını bilgisayarınıza
indirebilirsiniz.
|
|
1939 yılında yapılan
Sovyetler Birliği nüfus sayımı verilerine göre Kırım’da 1.123.806 kişi
yaşıyordu. Bu sayının 557.449’unu Ruslar, 218.492’sini Kırım Türkleri ve
153.478’ini Ukraynalılar oluşturuyordu. Bölgede en az nüfus Litvanyalılara
aitti (888 kişi)[1]. II. Dünya
Savaşı’nda Sovyetler Birliği topraklarına da giren Alman orduları, Ekim 1941’de
Kırım’a girmişlerdi.
II. Dünya Savaşı öncesinde,
hem Almanların hem de Rusların Kırım’a dair çeşitli planları bulunmaktaydı.
Dönemin Sovyet lideri Stalin’in, 1941 sonbaharında bütün Kırım Türklerini
Kazakistan bozkırlarına sürmeyi tasarladığı nakledilmektedir[2].
Diğer taraftan, Almanlar da Kırım’ın kendi topraklarına dahil edilmesi[3],
bölgenin Alman subayları için bir tatil beldesi haline getirilmesi veya
İtalyanlarla ihtilaflı oldukları Güney Tirol Almanlarının buraya
yerleştirilmesi düşüncesini taşıyorlardı. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için
ise, Kırım’da yaşayan Ruslar, Ukraynalılar, Kırım Türkleri dahil herkesin
sürgün edilmesi gerektiğine inanıyorlardı[4].
Savaşın başlamasından
yaklaşık iki yıl sonra Sovyet topraklarını istila eden Alman orduları, Ekim
1941’de Kırım’ın kuzeyindeki Orkapı (Perekop)’dan içeri girerek, 30 Kasım
1941’e kadar Akyar (Sivastopol) dışında bütün Kırım’a hakim oldular[5].
Kırım’ı Almanlara terk eden Sovyet idaresi, beraberindeki askeri kuvvetlerle
bölgeden çekilirken büyük bir katliama girişmiş, kendi askerlerinin yattığı
hastaneleri dahi ateşe vermekten kaçınmamışlardı[6].
Kırım’a giren Alman orduları ise, bir kısım halk tarafından kurtarıcı olarak
karşılanmıştı. Almanlara gösterilen bu ilginin bir diğer tezahürünü, Kırım
dışında yaşayan Kırım Türklerinin vatanlarının bağımsızlığını elde etmek için
Almanlarla temasa geçmelerinde görmekteyiz. İlk olarak Edige Kırımal ve
Müstecip Ülküsal gibi tanınmış iki Kırım Türkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin de
çabaları sonucu Almanya’ya gitti. Kırımal ve Ülküsal burada Alman yetkililerle
ülkesinin ve halkının geleceği hakkında girişimlerde bulundular[7].
Aynı şekilde Kırım’da da bir kısım Kırım Türkü, vatanlarının Sovyet Rus
hakimiyetinden kurtularak bağımsız bir Kırım Türk devleti halini almasını
istiyordu. Bu gaye ile, Alman ordusu bünyesinde kurulan askeri taburlarda bu
düşünce içinde olan bazı Kırım Türkleri yer almıştı. “Gönüllü Nefs-i Müdafaa
Taburları” olarak da adlandırılan bu teşekküllerde yer alan Kırım Türklerinin
bir bölümünün ise Nikolayev ve Akmescid (Simferopol)’deki Alman esir
kamplarında bulunan askerlerden oluştuğunu da belirtmek gerekir[8].
Önemli bir kısmı, hayatta kalma arzusundaki savaş esirlerinden oluşan bu
taburların, o dönemin şartları içinde ne kadar “gönüllü” oldukları ihtiyatla
karşılanmalıdır. Bu taburlarda gerçekten gönüllü olarak yer alan Kırım
Türklerinin amaçları ise, Alman hakimiyeti altında yaşamak değil, ne şekilde
olursa olsun Rus hakimiyetinden kurtulmak ve bağımsız Kırım devletini kurmaktı.
Onlar bu hedefe ulaşabilmek için, Almanların kendilerine ne tür haklar
tanıyacağını hesaba katmadan böyle bir işbirliğine giriştiler[9].
Kırım Türklerinden “gönüllü”
asker alınmasına, nihai olarak Führer tarafından 2 Ocak 1942’de 11. Ordu Keşif
Birliği’nde yapılan bir toplantı sonrasında karar verildi. Bu mesele ile
ilgilenmek üzere SS şefi Ohlendorf idaresindeki D Özel Görev Birliği
görevlendirildi[10]. D Özel
Görev Birliği’nin görevi, asker alımlarının yürütülmesi, esir kamplarından
gönüllü asker toplanması, askerlerin eğitilmesi olarak tespit edilmişti. Bu
birliğin görevleri arasında ayrıca, Kırım’ın kuzey kısmındaki Türk köylerinde
halkın etnografik özellikleri hakkında çalışmalar yapmak gibi pek de askerî
olmayan bir vazifesi de bulunmaktaydı[11].
Nefs-i Müdafaa Taburlarında
yer alan Kırım Türklerinin mevcudu hakkında kesin bir bilgiye maalesef sahip
değiliz. Bununla birlikte, bu taburlarda bulunan Kırım Türklerinin sayısının
genel olarak 20.000 kişi civarında olduğu ifade edilmektedir[12].
Alman askeri belgelerine göre ise, Kırım’ın 203 yerleşim bölgesinden 5655 kişi
ve 5 esir kampından 3600 kişi olmak üzere, toplanan gönüllü sayısı toplam 9255
kişidir[13].
Görevi Kırım’daki diğer milliyetlere mensup halkı korumak ve Sovyet
partizanlarına (çeteci) karşı mücadele etmek[14]
olan bu taburların infaz birlikleri olarak görev yaptığı ve Kırım’da yaşayan 88
bin sivilin ölümünde, 85 bin kişinin de Almanya’ya sürgün edilmesinde görev
aldığı Sovyet makamları tarafından iddia edilmektedir[15].
İşgalin ardından Kırım’da
kurulan Alman idaresinin, Kırım Türklerine karşı askerî konularda gösterdiği
itimadı siyasî meselelerde göstermediği dikkati çekmektedir. Bunun en bariz
tezahürü, Almanlar tarafından Kırım’daki askerî makamların, yerel yönetimlerin
ve emniyet teşkilatının büyük çoğunluğunda Rusların göreve getirilmesinde
görülmektedir[16]. Bunun
yanında Almanların kendileriyle işbirliği yapan Kırım Türklerine karşı bir
takım kültürel imtiyazlar sağladığı bilinmektedir. Kırım Türkleri ayrıca
Müslüman Komitelerinin teşkili gibi siyasî bir ayrıcalık da elde etmişti. Nazi
Güvenlik Servisi (SD) ve Alman Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı (OKW) tarafından
Kasım 1941’de kurulmasına izin verilen ve merkezi Akmescid’de olan bu komiteye
sadece dini ve kültürel meselelerle ilgilenme yetkisi verilmişti. Böyle olmakla
beraber, Komite gayr-i resmi olarak Kırım Türklerinin siyasî merkezi haline
gelmişti[17].
Yine bu Komite tarafından 11 Ocak 1941’de, haftada iki kere olmak üzere Azat
Kırım adlı bir gazete çıkarılmaya başlandı. Bu gazetenin tirajı Alman
yönetimi tarafından 10 bin adetle sınırlanmıştı[18].
Kırım Türklerinin siyasi haklar konusundaki taleplerini dikkate almayan Almanların
sağladığı bu ayrıcalıkların da kendi çıkarları doğrultusunda olduğu
anlaşılmaktadır.
Bir kısım Kırım Türkünün
Almanlarla çeşitli ilişkilerde bulunmasının yanında, bu topluluğa mensup önemli
bir kitlenin ise gerek Sovyet Kızıl Ordusu içinde gerekse partizan (çete)
hareketi saflarında Almanlara karşı silahlı mücadeleye katıldığı görülmektedir.
Kırım Türklerinin bu mücadeleleri savaş sonrası Sovyet literatüründe uzun süre
yer almamıştı. Nihayet Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde yayınlanan eserlerde
bu konulara yer verilmeye başlanmış, Almanlarla işbirliği yapanların aksine,
Kırım Türklerinin çoğunluğunun “vatanlarına sadık kaldıkları” ifade edilmiştir.
Bu mücadelede yer alan bir çok Kırım Türkünün yüksek derecede madalya ve
nişanlarla taltif edildiğine de yer verilmiştir. Bu mükafatlardan biri ise,
savaş sırasında 30 tane Alman uçağını düşüren ve bu kahramanlıklarından ötürü
iki kere “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvanı alan Ahmet Han Sultan’a takdim
edilmiştir[19]. Kızıl Ordu
ve partizan saflarında yer alan Kırım Türklerinin mevcudu hakkında da kesin bir
bilgiye maalesef sahip değiliz. Bununla birlikte, Kırım Türklerinin Sovyetler
Birliği KP MK’nin XXIII. Kongresine göndermiş oldukları bir bildiriden
anlaşıldığı kadarıyla, savaşın başında Kırım’ın Kuybişev, Bahçesaray, Aluşta,
Sudak, Lenin ve Balaklava rayonlarına ait 21 köyden 18 yaşın üzerinde 4252
kişiden 2324 genç (ki bu bölgelerdeki toplam yetişkin nüfusun %56.9’dur) Kızıl
Ordu’ya katılmıştı. Ayrıca, yine bu köylerden 329 kişi partizan hareketine
iştirak etmişti. Bu bildiride, Kırım Türklerinin Kızıl Ordu ve partizan
cephelerinde yetişkin nüfusunun %26.4’ünü kaybettiği de belirtilmektedir[20].
Kırım Türkleri gösterdikleri üstün başarılar sayesinde Kızıl Ordu ve partizan
hareketi içerisinde kumanda mevkilerine kadar yükselmişlerdi. Örnek olarak
Kırım Türklerinin Kırım’daki 7 tugayın ikisinde ve 28 bölüğün 10’unda kumandayı
ellerinde tutmaları gösterilebilir[21].
Bütün bunlara rağmen, partizan hareketinin Rus asıllı komutanlarından Makrousov
ve Martinov gibi şahıslar, Kırım Türklerine karşı besledikleri düşmanlığı daha
da ileriye götürerek, Sovyet yönetimine sunduğu raporlarda Kırım Türklerinin
Almanlarla işbirliği yaparak “vatana ihanet ettiklerini” defalarca ifade
etmişlerdi[22].
Kasım 1943’te Stalingrad’da
Alman ordusuna karşı ezici bir galibiyet kazanan Kızıl Ordu birlikleri,
ilerlemesini sürdürerek 10 Nisan 1944’te Kırım’a yeniden hakim oldu. Kırım’ın
tekrar Sovyet hakimiyetine girmesinin ardından, zafer sarhoşluğu içinde olan
Kızıl Ordu askerlerinin özellikle Kırım Türklerine karşı ağır baskılar
uyguladığı, hatta bir çok Kırım Türkünü katlettikleri bildirilmektedir[23].
Sovyet askerlerinin Kırım Türklerine karşı böyle bir tutum sergilemelerindeki
en önemli sebebin, Almanlarla işbirliği yaparak Kızıl Ordu ve partizan
hareketlerine karşı savaştıklarına inandıkları bu topluluktan intikam alma
duygusu olduğu görülmektedir. Zira Sovyet yönetimi tarafından yapılan menfi
propagandalarla bu insanlar Kırım Türklerinin vatana ihanet ettiklerine
inandırılmışlardı[24]. Bununla
birlikte Sovyet yönetimi Kırım’a tamamen hakim olduktan sonra, 20 Nisan 1944’te
Kırım KP bölge komitesi, savaş sırasında Almanların yapmış oldukları cinâi
faaliyetler ile onlarla işbirliği yapanları tespit etmek amacıyla bir Olağanüstü
Devlet Komisyonu kurulmasına karar verdi. 5 Haziran 1944’te çalışmalarına
başlayan komisyon Mayıs 1945’te görevini tamamlamıştı[25].
Bu komisyonun çalışmaları sonunda hazırlanan raporların, Sovyetler Birliği
hükümeti tarafından daha önceden düşünülen Kırım Türklerinin sürgününe zemin
hazırladığı düşünülmektedir.
Sovyetler Birliği’nde
halkların yaşadıkları yerlerden topluca sürülmeleri, bu ülkenin tarihinde yeni
bir olay değildi. 1930-1950 yılları arasında bir çok halkın yaşadıkları
yerlerden sürülerek ülkenin başka bölgelerinde, zor şartlar altında yaşamaya
terk edildikleri görülmektedir. Bu uygulamalara ilk defa, 1 Şubat 1931
tarihinde SSCB Merkez İdare Komitesi ve Yüksek Sovyet Prezidyumu (YSP)
tarafından çıkarılan kararname ile “kulak” olarak adlandırılan toprak sahibi zengin
köylülerin maruz kaldığını müşahede etmekteyiz. İki yıl içerisinde sürgünleri
gerçekleştirilen bu şahısların toplam mevcudu 1.317.000 civarında olduğu
belirtilmektedir. Bunlar arasında mesela Ukrayna’dan 63.720 aile, Kuzey
Kafkasya’dan 38.404 aile, Moskova’dan 10.813 aile, Batı Sibirya’dan 52.091
aile, Kırım’dan 4325 ailenin sürgüne gönderildiği artık bilinmektedir[26].
1937 yılında Sovyetler Birliği’nde yaşayan Koreliler[27],
1940’ta Polonya ile Sovyetler Birliği arasında 20 yıl önce cereyan eden
savaştan sonra ülkede kalan 380.000 Polonyalı[28],
1941’de Volga kıyılarında yaşayan Almanlardan, savaş sırasında Alman ordusuna
yardım ettiği gerekçesiyle toplam 1.024.722 kişi[29]
sürgüne maruz kaldı. Bunun yanında 28 Ekim 1943 tarihli SSCB YSP kararnamesiyle
toplam 93.139 Kalmuk Türkü Altay, Krasnoyarsk, Omsk ve Novosibirsk
bölgelerindeki özel iskan alanlarına sürgün edildi[30].
2 Kasım 1943’te ise toplam 69.267 Karaçay Türkü vatanlarından zorla çıkartıldı[31].
Bütün bu toplulukların sürgüne gönderilme gerekçesi hemen hemen aynıydı:
Almanlarla işbirliği yapmak veya onlara karşı gerektiği gibi mukavemet etmemek.
Oysa Alman işgaline hiç maruz kalmayan ve onlarla herhangi bir teması
bulunmayan Çeçen-İnguşlar da Stalin döneminin bu acı siyasetinden nasibini
almışlardı. Bu uygulama sonucu yaklaşık 600.000 Çeçen-İnguş, 23 Şubat 1943’te
başlayan bir operasyonla vatanlarından zorla çıkarılarak Kazakistan ve
Kırgızistan’ın çeşitli bölgelerine sürüldüler. Aynı bölgede yaşayan ve bir
kısmının Almanlara yardım ettiği tespit olunan Kabard, Edige ve Çerkesler ise
hiçbir yaptırımla karşılaşmadan yerlerinde kalmışlardı[32].
İkinci Dünya Savaşı sırasında
Almanlara yardım ettikleri gerekçesiyle vatanlarından topluca sürülen
topluluklar arasında sıra Kırım’da yaşayan halklara gelmişti. Kırım’ın Alman işgalinden
kurtarılmasından sonra, Sovyet hükümeti tarafından süratli bir şekilde bölgenin
gayr-i Slav unsurlardan temizlenmesine başlandı. İlk olarak Kırım Türklerinin
sürgünü gerçekleşti. Ardından Kırım’da yaşayan Almanlar, Rumlar, Bulgarlar,
Ermeniler de “zorunlu göçe” maruz kaldılar. Kırım’dan toplam 12.422 Bulgar,
15.040 Rum, 9621 Ermeni, 1119 Alman ve diğer milletlere mensup 3652 kişi sürgün
edilmişti[33]. Sovyet
devletinin izlediği bu sürgün politikası sonucunda, İkinci Dünya Savaşı
sırasında ve sonrasında ülkede toplam olarak 3.332.580 kişinin, yaşadığı
topraklardan çıkartılarak Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerine
yerleştirildiği ve 1948-49 yıllarında bu sayının ölüm, sürgünlükten serbest
bırakılma gibi sebeplerle 2.275.900 kişiye indiği belirtilmektedir[34].
Sovyetler Birliği
topraklarında İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli cereyan ettiği yerlerden biri
olan Kırım’ın yeniden Sovyet hakimiyetine geçmesinden sonra, Sovyet güvenlik
birimleri NKVD ve KGB tarafından bölgenin Alman istilacılardan, “Sovyet karşıtı
unsurlardan” ve Almanlarla işbirliği yapanlardan “temizlenmesi” için yoğun bir
çalışma başlatıldı[35].
Bu itibarla, 13 Nisan 1944 tarihinde SSCB İçişleri Halk Komiseri ve Devlet
Güvenliği Genel Komiseri L. Beriya ile Devlet Güvenliği Halk Komiseri V. Merkulov
tarafından Kırım Özerk SSC’nin “Sovyet karşıtı unsurlardan temizlenmesi”
hususunda bir talimatname yayınlandı[36].
Bu talimatnamenin yerine getirilmesi görevi, SSCB Devlet Güvenliği Halk
Komiseri yardımcısı Kobulov, SSCB İçişleri Halk Komiseri yardımcısı Serov,
Kırım ÖSSC İçişleri Halk Komiseri Sergiyenko ve Kırım ÖSSC Devlet Güvenliği
Halk Komiseri Fokin’e verildi[37].
Aldıkları talimatla vazifelerine başlayan Serov ve Kobulov’un hazırlamış olduğu
22 Nisan 1944 tarihli raporda belirtildiğine göre, 1 Nisan 1940 tarihi
itibariyle Kırım’da 1.126.800 kişi bulunmaktaydı. Bunun içinden Kırım
Türklerinin mevcudu hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, yaklaşık 218
bin kişi olduğu tahmin edilmekteydi. Rapordan anlaşıldığı üzere, 17-20 Nisan
1940 tarihinde Kırım’dan 180.000 kişi tahliye edilmiş, toplam 90.000 kişi ise
Kızıl Ordu’ya çağrılmıştı. Kızıl Orduya çağrılanlar arasında 20.000 Kırım
Türkünün de bulunduğu dikkati çekmektedir. Bu arada Kırım’dan 62.000 Almanın
sürgün edildiği, 67.000 Yahudi, Karaim ve Kırımçak Türkünün de Almanlar
tarafından kurşuna dizildiği ifade edilmektedir[38].
Bunun yanında yapılan operasyonlar sonunda 7 Mayıs 1944 tarihi itibariyle 5381
(16 Mayıs’ta ise 6452) kişi tutuklanmış ve çeşitli miktarda silah ile bunlara
ait mühimmat ele geçirilmişti. Operasyon sonuçlarının merkeze bildirilmesi
sırasında, Kırım Türklerinden 20.000 kişinin Kızıl Ordu saflarından ayrılarak
Almanların tarafına katıldıkları da belirtilmişti[39].
Bütün bunların ardından
Sovyet yönetiminin, Kırım Türklerinin topyekün sürgününe kesin karar verdiği
anlaşılmaktadır. Serov ve Kabulov’un 7 Mayıs 1944’te Beriya’ya gönderdikleri
rapor[40]
bu tespiti doğrulamaktadır. Söz konusu raporda sürgün operasyonu
hazırlıklarının 18-20 Mayıs’a kadar tamamlanmasının, operasyonun ise 25 Mayıs’a
kadar sonuçlandırılmasının mümkün olduğu belirtilmektedir. Beriya ise, 10 Mayıs
1944’te Sovyet devlet başkanı Stalin’e, Kırım
Türklerinin Sovyet halkına karşı “ihanet ettiği” göz önüne alınarak, bütün
Kırım Türklerinin Kırım bölgesinden çıkarılması hususunda Devlet Güvenlik
Komitesi (GKO)’nin onayını talep ediyordu. Beriya sürgün edilecek Kırım
Türklerinin, hem tarımda (kolhoz ve sovhozlarda), hem de sanayi ve ulaşım
alanlarında kullanılmak üzere Özbekistan SSC bölgelerinde iskan edilmesinin
uygun olacağını düşünüyordu. Kırım Türklerinin Özbekistan SSC’ne
yerleştirilmesi hususunda Özbekistan KP sekreteri Yusupov ile de muvafakata
varılmıştı. İlk verilere göre nüfusu 140-160 bin kişi olarak hesap edilen
Kırım-Türklerinin sürgününün 20-21 Mayıs’ta başlayıp 1 Temmuz’da tamamlanması
planlanmıştı[41].
Beriya’nın bu talebine Stalin
bir gün sonra cevap verdi ve kendi imzasını taşıyan GKO’nin 5859 sayılı “çok
gizli” kararnamesiyle[42]
bütün Kırım Türklerinin Kırım’dan sürülmesi kararını verdi. Kararnamede
Beriya’nın Kırım Türkleri hakkında zikrettiği hususlar tekrarlanmakta ve
onların Almanlarla işbirliği yaptıkları inancı pekiştirilmektedir. GKO bu
hususları göz önüne alarak, Kırım Türklerinin aileleriyle birlikte topyekün
Kırım’dan çıkarılmasına ve “özel sürgünler (spetsposelentsı)” olarak
Özbekistan’ın belirlenen bölgelerinde sürekli ikâmete tabi tutulmasına karar
verdi. Sürgün operasyonunun yürütülmesi için Beriya komutasındaki NKVD
kuvvetleri görevlendirildi ve 1 Haziran 1944’e kadar bu operasyonunu
tamamlanması emredildi. Söz konusu kararname ile, sürgün edilecek olanların
beraberlerinde kendi özel eşyalarını, elbiselerini, günlük demirbaş eşyalarını
ve aile başına 500 kg erzak almalarına izin veriliyordu. Bununla birlikte
sürgün masraflarının karşılanması için SSCB Finans Halk Komiseri Zverev’in
Mayıs ayı içerisinde Halk Komiserleri Sovyeti (SNK) fonundan 30 milyon ruble
tahsis etmesi isteniyordu[43].
Kararnamede belirtilen
operasyonun başlangıç tarihi, Beriya’nın talimatıyla iki gün önceye alındı ve
Kırım Türklerinin sürgünü 18 Mayıs 1944’te saat 03.00 civarında başladı[44].
Son derece organize ve zamana karşı oldukça titiz bir şekilde yapılan
operasyonlar, “potansiyel tehlikeli” olarak nitelendirilen kişilerin
tutuklanmasıyla başladı. Yetişkin erkeklerin büyük çoğunluğu Sovyet ordusuna
alındığı için, geride kalanların büyük çoğunluğunu kadınlar, çocuklar ve
yaşlılar meydana getiriyordu[45].
Sovyet askerleri gecenin bir vakti, daha önceden tespit olunan Kırım
Türklerinin evlerine zorla girerek insanları uykularından kaldırmış ve 15
dakika içinde bulundukları yerlerin meydanında toplanmalarını söylemişlerdi. Ne
olup bittiğini anlamayan ve uykunun vermiş olduğu şaşkınlığı da üzerinden
atamayan Kırım Türklerinin yanlarına, kararnamede belirtilenin aksine sadece
taşıyabilecekleri eşyalarını almalarına izin verilmiş, bir çok yerde buna dahi
müsaade edilmemişti[46].
Evlerinden çıkarılan halk bulundukları yerin meydanlarında, tarlalarda veya
uygun görülen başka yerlerde toplanarak kendilerini demiryolu istasyonlarına
taşıyacak nakliye araçlarını beklemeye başladı[47].
Korku ve endişe içerisinde bekleşen halk, bir de askerlerin taşkınlıklarına
maruz kalıyordu. Sürgünü gerçekleştiren askerler sadece verilen emirleri yerine
getirmemişler, aynı zamanda çaresiz halka karşı insanlık dışı hareketler de
sergilemişlerdi. Bütün bunlar binlerce Kırımlının gözleri önünde cereyan
etmesine rağmen onlar da komşuları olan Türklere hiçbir yardım teşebbüsünde
bulunmamışlardı[48]. Askerlerin
taşkınlıkları o derece artmıştı ki, yaşlı
kadınları, acıdan çılgına dönenleri kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra
da arkalarından kurşun yağdırmışlardı[49].
Sürgüne gönderilenler
arasında Kızıl Ordu mensubu Kırım Türk askerleri de bulunuyordu. Bu cümleden
olmak üzere, Kırım Türklerinden 524 subay, 1392 astsubay ve 7079’u çeşitli
rütbelerde olan toplam 8995 Kızıl Ordu mensubu Kırım’dan çıkarılmıştı. Kırım’ın
genelinde sürgün edilen sabık Kızıl Ordu mensubu ise toplam 10.892 kişidir[50].
Sürgünlerin Kırım’dan
katarlarla Özbekistan’a taşınması görevi NKVD ile Ulaştırma Halk Komiseri
Kaganoviç’e verilmişti[51].
Kırım Türkleri nakliye araçları ile istasyonlara taşınmış ve burada kendilerini
bekleyen vagonlara tıka basa doldurularak kapıları sıkı sıkıya kapatılmıştı.
Hayvan ve yük taşımada kullanılan bu vagonlarla daha önce de Çeçen ve İnguşlar
sürgüne gönderilmişti[52].
Kırım Türklerinden oluşan ilk
sürgün kafilesinin yola çıkmasından sonra Serov ve Kobulov derhal durumu
Beriya’ya telgraflarla rapor ettiler. İlk gün saat 20.00 itibariyle toplam 90
bin kişi istasyonlara götürülmüş, bunlardan 48.400 kişi 17 katara doldurularak
gidecekleri yerlere gönderilmişti. 25 katarın ise beklemede olduğu
bildirilmişti[53]. 19
Mayıs’ta ise, saat 12.00 itibariyle istasyonlara toplam 140.000 kişinin
götürüldüğü, bunlardan 119.424 kişinin 44 katarla sürgün yerlerine gönderildiği
ve halen 13 katarın daha bulunduğu belirtilmişti. Yine aynı gün saat 18.00
itibariyle ise istasyonlara toplam 165.515 kişinin getirildiği ve bunlardan
136.412 kişinin 50 katarla gidecekleri yerlere gönderildiği rapor edilmişti[54].
Serov ve Kobulov tarafından 20 Mayıs’ta gönderilen son telgrafta ise,
operasyonun saat 16.00’da tamamlandığı ve toplam 180.014 kişinin 67 katara doldurularak sürgün edildiği, ancak bunlardan
63 katarda bulunan 173.287 kişinin gidecekleri yerlere gönderildiği belirtilmekte,
geriye kalan 4 katarın ise o gün gönderileceği ifade edilmektedir. Bunun
dışında, Kırım rayon askerî komiserliklerinin askerlik çağında olan 6.000 Kırım
Türkünü askere sevk ettiği haber verilmektedir. Ayrıca Beriya’nın emriyle
Moskova kömür madenlerinde çalışmak üzere 5000 Kırım Türkünün buraya
gönderildiği bildirilmektedir[55].
Böylece Kırım ÖSSC’den toplam 191.014[56]
Kırım Türkünün sürgün edildiği gibi bir durum ortaya çıkmaktadır, ki bu sayının
gerçekleri ne ölçüde yansıttığı ihtilaf konusu olmuştur.
Kırım
Türklerinin 3 gün içinde tamamen vatanlarından sürgün edilmesi operasyonunun
başarıyla neticelenmesi şerefine 19 Temmuz 1944’te bir tören tertip edilmiş ve
operasyonda görev alanlar Sovyet yönetimi tarafından mükafatlandırılmıştı.
Ancak tören sırasında gelen bir haber, Arabat adlı bir Türk köyünün unutularak
boşaltılmadığını gösteriyordu. Azak
Denizi ile Sivaş arasında yer alan Arabat köyünün halkı balıkçılık ve tuz
üretimi ile uğraşan köylülerdi. Kobulov adamlarına iki saat içinde orada tek
bir Kırım Türkünün kalmaması yönünde emir verdi. Oysa Kırım Türkleriyle dolu
yük katarları çoktan yol almıştı ve onlara yetişme imkanı yoktu. Bunun üzerine
Arabat’taki bütün Kırım Türkleri oldukça büyük ve eski bir gemiye bindirilerek
mahzene kapatıldılar. Gemi denizin en derin yerine getirilerek ambar kapakları
açıldı ve gemi içindeki insanlarla birlikte batırıldı. Bu olay sonunda Arabat
köyünde yaşayan Kırım Türklerinden kurtulan tek bir kişi bile olmamıştı. Bu
operasyondan sonradır ki, Kobulov Kırım’ın Türklerden “tamamen” temizlendiğini
belirten raporunu iletebilmiştir[57].
Sürgün operasyonunun yolda
geçen safhası, Kırım Türkleri açısından unutulması güç hadiselerin cereyan
ettiği bir tablo ortaya koymaktadır. Tıka basa vagonlara doldurulan halk,
günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonunun ne
olacağını bilmediği bir seyahate çıkmıştı. Yol boyunca bir çok insan
hastalanmış, özellikle yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, vagonların
havasızlığına dayanamayarak hayatını kaybetmişlerdi. Ölenler durulan ilk yerde
vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol kenarlarına
bırakılmıştı[58]. Bu şekilde
yol boyunca 7889 Kırım Türkünün öldüğü belirtilmektedir[59].
Uzun geçen bir yolculuktan
sonra sürgün Kırım Türkleri, Sovyet yönetimi tarafından daha önceden tespit
edilen yeni yerleşim yerlerine ulaştılar. 4 Temmuz 1944’te Beriya tarafından
açıklanan bu insanlık dramının sonuçlarına göre, Kırım Türklerinin tamamı
gönderildikleri yerlere vasıl olmuş, bunlardan 151.604 kişi Özbekistan’a,
31.551 kişi de 21 Mayıs 1944 tarihli GKO kararnamesi gereği Rusya
Federasyonu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmişti[60].
Ancak bu açıklamanın yapıldığı tarihte Kırım Türkleri henüz yeni yerlerine
ulaşmamışlardı. Dolayısıyla Beriya’nın yapmış olduğu açıklamadaki verilerin de
gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Böyle olmakla beraber, bu durumun Sovyet
yönetiminden hiç kimsenin umurunda olmadığı, onlar için sürgünün başarıyla
gerçekleşmiş olmasının daha önemli olduğu görülmektedir.
Kırım Türklerinin topyekün
vatanlarından sürgününü müteakip, GKO kararnamesi uyarınca onlardan geriye
kalan bütün taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına Sovyet yönetimi tarafından el
konuldu ve bunlar ilgili bakanlıklar tarafından müsadere edildi[61].
Müsadere işleminin daha süratli bir şekilde yapılabilmesi için ise, sürgün
operasyonunun başladığı gün (18 Mayıs 1944) devlet tarafından Eşya Kayıt ve
Kabul Komitesi kuruldu[62].
Kısa süre içinde kalan malların bir envanteri çıkarıldı. Bu envantere göre
Kırım Türklerinden geriye kalan mal ve mülkün miktarı aşağıda gösterildiği gibi
tespit edilmişti:
Sığır ve kümes hayvanı 15.740
baş
Tarım ürünleri 40.000
çinko (çinik)
Bina/ev 25.561
adet
Kışlık ve yazlık tahıl ekimi 68.500 hektar
Köy kooperatifi demirbaşları 345.500 adet
Ev eşyası 420.000
adet
Müsadere edilen bütün bu
mal-mülk, GKO tarafından yerel yönetimlere devredildi[63].
Sürgün edilen Kırım Türklerinin menkul ve gayr-i menkul emlâki, yapılan sayım
ve kayıt işleminin ardından koruma altına alınacak, binalar ile evler yağma ve
hırsızlıklara karşı mühürlenerek muhafaza edilecekti[64].
Hal böyle iken, Kırım’ın Slav ahalisinin Türklerden kalan malları yağmalamak,
hayvanlarına el koymak ve evlerini işgal etmek niyetinde oldukları, inşaatlarda
kullanmak üzere Kırım Türklerine ait mezarların taşlarını söktükleri, kıymetli
eşya bulmak ümidiyle mescitleri talan ettikleri de dikkatleri çekmektedir[65].
Kırım Türkleri ve Kırım’da
yaşayan bir çok topluluğun zorla Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerine
sürülmelerinden sonra Kırım adeta boşalmıştı. Her alanda son derece ciddi iş ve
işçi gücü açığı ortaya çıkmıştı. Özellikle Kırım’ın ekonomisine hayat veren
ünlü bağ ve bahçeleri harap olmuştu. Uzmanlar bu durumun düzeltilmesi için çok
zaman geçmesi ve çok şey yapılması gerektiğini belirtiyorlardı[66].
Sürgün kararnamesinin ardından 15 Mayıs’ta Halk Komiserliği Sovyeti (SNK)
tarafından yayınlanan bir talimatname ile Kırım’ın güney bölgelerinde zirai
faaliyetlerin yapılması için çalışabilecek elemanlar temin edilmesi hususu ele
alınmıştı. Kırım devlet yetkilileri, bu talimatname uyarınca 27 Mayıs’ta bir
kararname yayınlayarak, yarımadadaki tarım işlerinin yürütülmesi için
Ukrayna’nın çeşitli yerlerinden iki ay içinde 13.800 kişinin getirilmesini
sağladılar[67]. Kırım’daki
yaşanan bu karmaşalık, yerel yöneticiler için çözülmesi imkansız bir sorun gibi
görülse de, sürgünün amaçlarından birinin Kırım’a Slav halkı yerleştirerek bu
yarımadayı Slavlaştırmayı, diğer bir ifadeyle Ruslaştırmayı sağlamak olduğu
dikkate alınırsa, Kırım Türklerinin sürgününü çok önceden planlayanların bunun
önlemini çoktan aldıklarını tahmin etmek güç görünmemektedir. Nitekim GKO, 12
Ağustos 1944’te Kırım şehirlerine kolhoz işçilerinin yerleştirilmesini kabul
eden bir kararname kabul etti. Bunun ardından Kırım SNK ve KP bölge komitesi bu
kararnameyi tatbike koyarak 18 Ağustos tarihli bir diğer kararnameyi hayata
geçirdi. Bu kararnameye göre, GKO
Kırım’ın verimli topraklarının, bağ ve bahçelerinin iskan ve ihya edilmesi
amacıyla Rusya Federasyonu bölgelerinden (Varoj, Bryan, Orlov, Kursk, Tambov,
Rostov, Krasnodar ve Stavropol) ve Ukrayna SSC’nden “dürüst ve çalışmayı seven”
kolhoz işçilerinin Kırım’a göç etmelerine karar vermişti[68].
Bu gaye ile Sovyet devleti tarafından zikredilen yerlerde yaşayan
insanların Kırım’a göç etmeleri için yoğun bir çalışma yürütüldü. İlanlar ve
broşürlerle göç için propaganda yapıldı, gitmek isteyenlere geniş imkanlar
sunuldu. Sağlanan her türlü imtiyaz ve imkanlara rağmen, teklif götürülen
insanlar bu kampanyaya beklenen ilgiyi göstermemişti. Bunun üzerine Sovyetler
Birliği’nin işgale uğrayan yerlerinde KP rayon komitelerine Kırım’ın her bir
bölgesine ne kadar insanın yerleştirilmesi gerektiğini belirten özel
talimatnameler gönderildi. Talimatnamelerde Kırım’a göçmeyi reddedenler
hakkında Almanlara hizmet suçundan ceza verileceği belirtiliyordu. Nitekim
savaş sırasında Almanlara hizmet edenlerden bir kısmı, Kırım’a göçüp orada
yaşamağa razı olduğu için cezadan kurtulmuş ve bedava ev bark sahibi olmuşlardı[69].
15 Nisan 1967 tarihi verilerine istinaden 1944 tarihinden itibaren Kırım’a
yerleştirilmek üzere 101.707 ailenin (406.828 kişi) getirildiği
anlaşılmaktadır. Bunlardan 162.096 kişinin Rusya Federasyonu SSC’nden, 244.734
kişinin ise Ukrayna SSC’nin çeşitli bölgelerinden Kırım’a gönderildiği
görülmektedir[70].
Sovyet yönetimi tarafından
rejim karşıtı olarak nitelendirilen Türklerin ve diğer unsurların Kırım
yarımadasından çıkarılmasından sonra, buradaki Türk kültürünün ve diğer gayri
Slav toplulukların izlerinin ortadan kaldırılmak istendiği dikkati çekmektedir[71].
Bunun bir tezahürü olarak da Rusya Federasyonu SSC Yüksek Sovyet Prezidyumu
(YSP) Başkanı N. Şvernik ve Sekreter P. Bahmurov tarafından 14 Aralık 1944’te
alınan bir kararla[72]
Kırım’daki bütün Türkçe yer adlarının Rusça isimlerle değiştirildiğini müşahede
etmekteyiz. Bu kararı müteakip, Lenin tarafından 1921’de “doğunun meşalesi”
olması gayesiyle kurulan Kırım Özerk SSC’nin, 30 Temmuz 1945’te YSP Başkanı
Kalinin ve sekreteri Gorkin imzalı bir kararname[73]
ile ortadan kaldırıldığını ve Kırım bölgesine çevrilerek Rusya Federasyonuna
dahil edildiğini görmekteyiz. Kırım daha sonra, Stalin’in ölümünün ardından (4
Mart 1953) kendisi de bir Ukraynalı olan Hruşçev’in hakimiyete geçmesinin
ardından, Ukrayna’nın Rusya’ya bağlanışının 300. yıldönümü münasebeti ile Ukrayna
SSC’ne hediye edilmişti (19 Şubat 1954)[74].
Bunun dışında, Kırım’daki Türk varlığının yok edilmesi için yöneticiler ve
yerel halk tarafından evlerin yıkılması, bağ ve bahçelerin kullanılmaz hale
getirilmesi, Türklere ait mezarlıkların sürülerek naaşların da “dirilerin
çektikleri ıstırapları çekmeleri” için yerlerinden çıkarılması[75],
hatta mezar taşlarının yerlerinden sökülerek yeni yapılan binalarda inşaat
malzemesi olarak kullanılması, Marksist-Leninist eserler dahil olmak üzere
Kırım Türkçesi ile yazılan binlerce kitabın yakılması[76],
Kırım’da yapılan tahribatın boyutlarını göstermesi bakımından önem arz
etmektedir.
Kırım Türklerini sürgüne
götüren ilk katarlar 29 Mayıs’ta Özbekistan’a gelmeye başladılar. Özbek
yetkililer, daha önceden belirlenen istasyonlarda (Taşkent, Arıs ve Kagan)
onları karşıladılar[77].
Yerleşim bölgeleri önceden tespit edilen Kırım Türkleri Özbekistan’da bölgelere
göre şu şekilde dağıtıldılar:
Taşkent 56.362 Semarkant 31.540
Buhara 3983 Fergana 16.039
Andican 19.630 Namengan 13.804
Kaşka-Derya 10.171 TOPLAM 151.529 kişi[78].
Kırım Türkleri bu bölgelerde
çoğunlukla fabrika ve işletmelerin bulunduğu köy ve kasabalara yerleştirildiler[79].
1 Ekim 1944 tarihi itibariyle Özbekistan’daki kolhozlara 18.881, sovhozlara
7883 ve diğer işletmelere 10.527 ailenin yerleşimi yapıldı[80].
Kırım Türkleri buralarda uzun bir müddet son derece ağır şartlar altında
yaşadılar. Günlerce, haftalarca at ahırlarında, kuru toprak üzerinde, hatta
kazdıkları çukurlarda yaşamaya çalışarak hayatta kalma mücadelesi verdiler[81].
Son derece çetin olduğu görülen bu hayat şartları, Kırım Türkleri arasında
oldukça ciddi boyutlara varan can kayıplarına neden olmuştu. Sürgünden yıllar
sonra bizzat Kırım Türkleri tarafından yapılan nüfus sayımı sonucunda ortaya
çıkan tablo, yol boyunca ve yerleşim yerlerine vardıktan sonra geçen birkaç yıl
içinde açlık ve hastalıktan ölen Kırım Türklerinin mevcudunu gözler önüne
sermektedir. Buna göre, sürgüne gönderilenler arasında bulunan 112.700 çocuktan
60.034’ü, 93.200 kadından 40.085’i, 32.600 erkekten 12.061’i hayatını
kaybetmiştir. Bu sürülen bütün halkın %46.2’sı, diğer bir ifade ile halkın
neredeyse yarısı demekti[82].
Kırım Türkleri sürgün
edildikten sonra, halkı kendileri gibi Türk ve Müslüman olan Özbekistan SSC’nin
topraklarına yerleştirilmişlerdi. Daha önce de topraklarına çeşitli
milliyetlere mensup sürgünlerin geldiklerine şahit olan Özbek halkının, sürgün
Kırım Türklerine karşı sergilediği tutumlar hakkında değişik görüşler
bulunmaktadır. Bunlar arasında, Özbekistan’ın Kırım Türklerini çok isteyerek
olmasa da onlara acıdığı için ülkeye kabul ettiği[83];
Kırım Türklerinin KGB ve devlet yetkilileri tarafından yerli halka “vatan
hainleri, düşmana satılmış, casus, hırsız ve cani” olarak tanıtılması
dolayısıyla, Özbek Türklerinin ilk zamanlar bu propagandanın etkisinde
kaldıkları, fakat bir müddet sonra onların söylenildiği gibi olmadıklarını,
kendileri gibi Müslüman ve Türk olduklarını görerek yardım ettikleri[84];.Kırım
Türkleri ile Özbek Türkleri arasında bir yakınlık olmaması için özel gösteriler
tertip edildiği, ayrıca Sovyet yetkililerin Özbek toplumuna: “Sizler bu yerlerde daha önce Alman
esirlerini gördünüz, şimdi ise vatan haini Kırım Tatarlarını göreceksiniz”
şeklinde propaganda yapmalarına rağmen, “merhametli ve misafirperver” Özbek halkının
bu tür ajitasyonlara kapılmadığı, Kırım Türklerinin ancak Özbeklerin
yardımlarıyla ayakta kalabildiği[85]
ve ağır ekonomik şartlar altında yaşayan yerel halkın büyük çoğunluğunun Kırım
Türklerine destek olduğu[86]
gibi görüşler yer almaktadır. Bunun yanında aksi görüşte bulunanlar da
mevcuttur. Bu görüşlere göre, Özbekistan’a yerleşen Kırım Türkleri, bu bölgede
yaşayan ve Sovyet hükümeti tarafından kışkırtılan mahalli halkın nefret ve
düşmanlığıyla karşı karşıya geldikleri, hatta taşlandıkları[87];
aynı inanca sahip sürgün Kırım Türklerine Kazakların, Kırgızların ve Taciklerin
acıma duygusuyla yaklaşmalarına rağmen, Özbeklerin onları bir düşman olarak
gördükleri[88] ifade
edilmektedir.
Sürgün Kırım Türklerinin
yerleşim yerleri ve çalışma şartlarının oluşturulması meselesi de, onların
sürgün ile alakalı GKO kararnamesinde yer alan talimatlar arasındaydı.
Kararnamede SSCB Ziraat Bankası Genel Müdürü Kravtsov’a, Özbekistan’a
gönderilen sürgünlere yeni yerleşim yerlerinde ev inşası ve iş temini için aile
başına 7 yıl vadeli 5000 ruble verilmesi talimatı verilmişi[89].
Oysa o dönemin şartlarında bir iş yeri kurmak için en az 8-9 bin rubleye
ihtiyaç duyulmaktaydı[90].
Talimat doğrultusunda hazırlanan kredi dağıtım planına göre, sürgün Kırım
Türklerine uzun vadeli 52 milyon, karşılıksız olarak ise 7.564.000 ruble
verilmesi öngörülmüştü. Bu plan çerçevesinde, 1 Mart 1945’te sürgünlere
27.569.000 ruble dağıtıldı. Yaza doğru SSCB Ziraat Bankası tarafından ilave
olarak 22 milyon ruble daha verildi. 1944-1945 yıllarında Özbekistan’da 5930
aileye toplam 34.358.000 ruble uzun vadeli kredi tahsis edildi. Kredi dağıtımı
1945 yılında sona erdirildi. Kredinin geri kalan kısmı 1946’da Semerkant
bölgesinde dağıtılmaya başlandı. Burada 2.251.000 ruble uzun vadeli, 31 bin
ruble de karşılıksız olarak sürgünlere dağıtıldı. Andican bölgesinde 806 bin
ruble uzun vadeli, 16 bin ruble karşılıksız, Taşkent’te ise 2.947.000 ruble
uzun vadeli ve 1.195.000 ruble karşılıksız olarak tahsis edildi. Geri kalan 8
milyon rublenin dağıtımının 1947 yılında yapılması kararlaştırılmıştı. Bu
miktardan fiilen 7.779.000 ruble dağıtılmıştı. Bunun 4.585.000 rublesi hayvan
alımı, 969 bini konut inşası, 2.255.000 ruble ise iş yeri kurulması için tahsis
edilmişti. Talimatlar gereği kredi tahsisinin 1944 yılı sonuna kadar tamamlanması
gerekiyordu, ancak kredi dağıtımı 1947 yılında sona erebildi ve bir daha
tekrarlanmadı. Kredi dağıtımının başlamasından bu zamana kadar Kırım Türklerine
yaklaşık 52 milyon ruble dağıtılmıştı. Aile başına düşen miktar ise ortalama
1539 ruble idi. Bu paraya ise o dönemde ancak 16.3 kg un alınabilirdi[91].
Bu şartlar içinde, tarım alanında temayüz etmiş bir topluluk olan Kırım
Türkleri, bulundukları yerlerde mevcut fabrika ve sanayilerde çalışmak zorunda
bırakılmıştı. Böylece onların tarım toplumu olmaktan çıkarılarak sadece
fabrikalarda ve sanayi tesislerinde çalışan bir “işçi millet”[92]
haline getirildiklerini söylemek mümkündür.
Bu gelişmelerden sonra, 1947
yılında yayınlanan Özbekistan Bakanlar Kurulu kararnamesinde, sürgün Kırım
Türklerinin hayatlarını sürdürebilmeleri için yapılan çalışmaların tamamlandığı
belirtiliyordu. Ayrıca bu kararnamedeki hükümlere göre, sürgünlere tanınan
vergi muafiyeti gibi imtiyazlar ortadan kaldırılmıştı. Bundan böyle Kırım
Türkleri de diğer Sovyet vatandaşları gibi her türlü vergiyi ödemek zorunda
bırakılmışlardı[93]. Bu durum,
Kırım Türklerinin artık sürgün statüsünden kurtularak, hayat şartlarında
iyileştirmeler yapılacağının ve diğer Sovyet vatandaşlarıyla aynı haklara sahip
olabileceklerinin bir işareti olarak kabul edilebilirse de, vatanlarına tekrar
dönüş haklarının verilmesine dair bir ümit ışığı gözükmüyordu. Böyle bir
durumda Kırım Türklerinin vatanlarına dönebilme hakkını alabilmeleri için uzun
uğraşlar vermesi gerekiyordu.
18 Mayıs 1944’te
vatanlarından topyekün sürülen Kırım Türkleri, 26 Kasım 1948’de kabul edilen
YSP kararnamesine göre vatanlarından ebediyen çıkarılmış ve bir daha yurtlarına
dönme hakları ellerinden alınmıştı[94].
Stalin’in ölümünden sonra ise, Sovyetler Birliği’nde yumuşama rüzgarları esmeye
başlamıştı. Stalin’in yerine devlet başkanı olan Hruşçev, KP’nin XX.
Kongresinde yaptığı konuşmada, ülkede yaşanan bütün olumsuzlukların tek
müsebbibinin Stalin olduğunu, onun zamanında yüz binlerce insanın vatanlarından
çıkarılarak sürgün edildiğini ifade etmişti[95].
Hruşçev’in bu sözleri, halkta Stalin döneminde uygulanan baskıların sona
ereceği umudunu doğurmuştu. Nitekim, 24 Kasım 1954’te SSCB Bakanlar Kurulu
kararıyla, II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu saflarında yer alan askerler, SSCB
Kahramanlık madalyası ve nişanı ile ödüllendirilenler, yerli halkla evlenen
kadınlar, Rus, Ukraynalı ve diğer milliyetlere mensup kadınlar, sakatlar,
tedavisi mümkün olmayan hastalar ile II. Dünya Savaşı’nda ölen askerlerin
yakınları sürgünlükten azat edildiler[96].
Bu doğrultuda YSP tarafından 13 Aralık 1955’te kabul edilen ve “sürgünde
bulunan Almanların ve ailelerinin üzerindeki hukuki sınırlamaların
kaldırılması”na dair kararname[97]
sürgüne maruz kalan toplulukların hürriyete kavuşması yönündeki ilk kanun
olarak kabul edilmektedir. 28 Nisan 1956’da ise Kırım Türkleri, Balkarlar, SSCB
vatandaşı Türkler, Kürtler ve Hemşiller, daha önce sürgünlükten azat edilen
Almanlarla benzer şartlarda serbest bırakıldılar[98].
Bu kararname Kırım Türklerine
vatana dönüş hakkı sağlamamış olmasına rağmen, durumlarında gözle görülür bir
iyileşme kaydedilmişti. Her şeyden önce, bir çok Kırım Türkü 1944’te zorla
yerleştirildikleri işlerden ayrılarak asıl meslekleri olan çiftçiliğe geri
dönmüş, bir kısmı ise sürgünde geçen zaman zarfında kazanmış olduğu tecrübelerle
teknik işlerde çalışmaya devam etmişti[99].
Sürgünlükten azat olunan Kırım Türklerinden bazısı ise, vatanlarına yakın
bölgelerde yerleşmeyi tercih etmişlerdi. 1956 yılı Ekim ayı sonuna kadar toplam
778 Kırım Türkü, Kırım’a komşu olan Zaporojye bölgesine gelerek buraya
yerleşmişti[100]. Ancak bu
durum Sovyet yetkililerin hoşuna gitmemiş ve 15 Aralık 1956 tarihli bir
kanunla, daha önce Kırım’da yaşamış olan ve sürgün yerlerinden ayrılan
Türklerin, Almanların, Rumların, Bulgarların, Ermenilerin ve diğerlerinin
Ukrayna’ya ait Zaporojye, Herson, Odessa, Nikolayev, Kırım ve Zakarpat
bölgelerinde yerleşmeleri yasaklanmıştı[101].
Hruşçev’in iktidara
gelmesinden sonra, Stalin’in sürgüne gönderdiği bir çok topluluk vatanlarına
dönme hakkını elde etmesine rağmen Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri ve Volga
Almanlarının bu haktan mahrum bırakılmaları düşündürücüdür. Bu durum karşısında
Kırım Türkleri, vatanlarına dönüş hakkını kazanmak için seslerini yükseltmenin
gerekli olduğuna inanmışlar ve bu uğurda mücadele etmeye karar vermişlerdi.
Uzun yıllar süren Stalin dönemi baskılarının ardından ülkede baş gösteren deStalinizasyon siyasetinin de
etkisiyle, Kırım Türklerinin ileri gelenleri tarafından Taşkent’te bir Teşebbüs
Grubu[102]
meydana getirildi[103].
Grubun amacı Kırım Türklerinin toplu ve organize bir şekilde vatana dönmesi,
milli özerkliklerinin yeniden tesis edilmesi idi[104].
Bu grubun ilk girişimi, büyük ölçüde demokratikleştiğine inandıkları ülke
yönetimine, vatanlarına dönebilmeleri için ricacı ve itaatkar tarzda mektuplar
kaleme alarak müracaatlarda bulunmaktı. Müracaat sahipleri bu tür başvurular
neticesinde, hükümetin Kırım Türklerinin vatana dönme konusunda ne kadar samimi
olduklarını görüp onların Kırım’a geri dönmelerine izin verecekleri düşüncesini
taşıyorlardı. Vatana dönüş için bütün halkın samimiyetinin bir göstergesi
olarak mümkün olduğunca çok imzalı dilekçeler göndermeye gayret ediliyordu[105].
İlk toplu müracaat 6000 kişinin imzasıyla Haziran 1957’de Yüksek Sovyet’e
gönderildi. Ardından Mart 1958’de 16.000 ve Ağustos 1958’de 12.000 kişinin
imzaladığı dilekçeler Sovyetler Birliği’nin yüksek makamlarına gönderildi.
Toplu dilekçelere en çok katılım 1966 yılında sağlanmıştı. Belirtilen yıl
Sovyet makamlarına gönderilen bir dilekçeye toplam 120 bin imza toplanmıştı[106].
Kırım Türklerinin geniş
ölçüde takdirini ve desteğini kazanan bu hareket, Sovyetler Birliği genelinde,
özellikle Kırım Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde teşkilatlanmaya
başlamıştı. Oluşturulan teşkilatlar, meselelerinin çözülmesi için kendi
temsilcilerini seçiyor ve diğer teşkilatların temsilcileriyle bir heyet
oluşturarak onları Sovyet devletinin başkenti Moskova’ya gönderiyorlardı. Bu
heyetin her türlü masrafı Kırım Türk toplumundan toplanan paralarla
karşılanıyordu[107]. Sovyetler
Birliği’nde böylesi toplu bir harekete ilk defa rastlanılıyordu ve ülkedeki
deStalinizasyon siyasetinin de etkisiyle ilk zamanlar bu hareket mensupları
herhangi bir polisiye baskıyla karşılaşmamıştı. Ancak Sovyet yetkililerin
merkeze sundukları raporlardan Kırım Türklerinin bu faaliyetlerinden son derece
rahatsız oldukları anlaşılmaktadır[108].
Bunun bir tezahürü olarak, kısa zaman sonra vatana dönüş mücadelesi için aktif
faaliyet gösteren Kırım Türklerine karşı Sovyet yönetiminin uyguladığı baskı ve
yıldırma olayları cereyan etmeye başladı ve hareket üyelerine yönelik ilk
tutuklama olayı 1959’da gerçekleşti[109].
Sovyet hükümeti tarafından Kırım Türkleri aleyhine açılan ilk dava ise 11 Ekim
1961’de Taşkent bölge mahkemesinde görülmüştü. Enver Seferov ile Şevket
Abdurrahmanov’un yargılandığı bu mahkeme sonunda, kendilerine isnat edilen
“Sovyet karşıtı milliyetçi hisler taşıyan bildiriler hazırlamak ve dağıtmak”
suçlarından Seferov 7 yıl, Abdurrahmanov ise 5 yıl hapis cezasına
çarptırılmıştı[110].
Sovyet devletinin Kırım
Türklerine yönelik yıldırma faaliyetlerinin, bu harekete sekte vurmak yerine
daha da körüklediği görülmektedir. Bunun en bariz örneğini, 1962 yılında Kırım
Türk gençlerinin bir araya gelerek bir cemiyet kurmak için teşebbüste
bulunmalarında görmekteyiz. İleride Kırım Türk Milli Hareketinin (KTMH)
liderlerinden bir olacak Mustafa Cemiloğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı bir
toplantı sonunda, toplantıya iştirak eden Kırım Türk gençleri arasında vatana
dönüş için Kırım Türk Gençlik Birliği kurulması hakkında geniş bir
kanaat hasıl oldu. Ancak bazı provokatörlerin devreye girmesi ve toplantıdan
birkaç gün sonra iştirakçilerden bir kaç kişinin tutuklanmasıyla bu teşebbüs
bir düşünce olmaktan öteye gidemedi. Ayrıca bu toplantıya katılanlardan
bazıları ya işlerinden atıldı ya da okullarından kayıtları silindi. Mustafa
Cemiloğlu da çalıştığı fabrikadan çıkarılmıştı [111].
KTMH’nin 1964 yılından
itibaren bir duraklama geçirdiği görülmekle birlikte, bu durumun yapılan
baskılardan değil, bilakis hareketin önde gelenleri tarafından, vatana dönüş taleplerinin
son derece itaatkar ve ricacı bir tarzda kaleme alınan dilekçelerle
karşılanamayacağı görüşünün ortaya çıkmasından kaynaklandığı dikkati
çekmektedir. Bu görüşü ortaya atanlar, daha aktif ve ses getirecek bir
mücadelenin yapılması taraftarıydılar[112].
Hruşçev’in iktidardan indirilerek yerine Brejnev’in geçmesiyle birlikte (1964)
umutlanan Kırım Türklerinin faaliyetlerinde yeniden bir canlanma görülmeye
başlamıştı. Ancak Brejnev dönemi Kırım Türklerine karşı daha sert baskıların
uygulandığı bir dönem olmuştu. Buna rağmen Kırım Türklerinin yakalamış
oldukları çıkışı devam ettirmeyi başardıkları görülmektedir[113].
Bu dönemde hareketin protesto tarzında değişiklikler olduğu da göze
çarpmaktadır. Toplu dilekçelere yine devam edilmekle beraber, dilekçelerdeki
üslubun değişikliğe uğradığı dikkat çekmektedir. Kırım Türklerinin artık
talepkâr olmayı bir yana bırakarak, 1964 yılından sonra hükümetin kendilerine
uyguladığı milli politikaya karşı eleştirel yaklaşımlarda bulundukları
görülmektedir. Üstelik dilekçelerde daha sert ibareler kullanılarak Sovyet
devletinin 1944’te Kırım Türklerinin tamamının sürgün edilmesi jenocit (toplu katliam) olarak ifade edilmektedir[114].
Hareketin gelişim ve değişim gösterdiği alanlardan biri olarak da kalabalık
mitingler ve toplantıların tertip edilmesi gösterilmektedir. Kırım Türkleri
tarafından meselelerine çözüm getirmeyen yönetimleri protesto etmek gayesiyle
organize edilen bu gösterilere kimi zaman on binlerce kişinin katılması[115],
o dönemin şartları içerisinde oldukça önemli bir hadise olarak dikkati
çekmektedir. Kırım Türkleri, hareketin gelişimi ve daha geniş kitlelere
yayılması için iletişimin ne denli önemli olduğunun farkında idiler. Bu
hususta, özellikle Kırım Türklerinin önde gelenleri tarafından daktilolarda
yazılıp çoğaltılan bildirilerin[116]
etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bu yayınlar sayesinde hareket, gerek
Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinde yaşayan Kırım Türklerinin, gerekse hem
Sovyetler Birliği’ndeki hem de yurt dışındaki insan hakları temsilcilerinin
dikkatini çekmişti. Hareketteki bu gelişimin bir tezahürü olarak Moskova’ya
giden Kırım Türk temsilcilerinin sayısında da gözle görülür bir artış meydana
gelmişti. Yapılan bütün baskılara rağmen azalması beklenen temsilci sayısı,
gittikçe artarak 1967 yılı ortalarında 400 kişiye kadar ulaşmıştı. Bu
temsilciler meselelerinin çözümü için Moskova’da resmi makamları ziyaret
ediyor, onlara taleplerini içeren mektup/dilekçeler sunuyor ve geniş katılımlı
gösteriler tertip ediyorlardı[117].
Kırım Türkleri ayrıca 1 Mayıs 1965’ten itibaren Lenin Bayrağı adlı bir dergi de çıkarmaya başlamışlardı. Ancak,
Kırım Türkçesi olarak yayınlanan bu gazete, hareketin sesi olmaktan çok uzak,
Özbekistan KP
Merkez Komitesi, Yüksek Şurası ve Bakanlar Kurulunun bir organıydı. Yine de bu derginin Kırım Türkçesinde
yayınlanmış olması önemli bir gelişme kabul edilmektedir[118].
Diğer taraftan, Kırım
Türklerinin yasak olmasına rağmen vatanları Kırım’da da çeşitli faaliyetler
gösterdikleri, bu bölgedeki devlet yetkililerinin Sovyet hükümetine sundukları
raporlardan anlaşılmaktadır. Bu raporlardan birinde Ukrayna KP MK Sekreteri P.
Şelest, son zamanlarda ve özellikle 1965 yılında, geçmişte Kırım’dan sürgün
edilen Türklerin Kırım’a ziyaretlerinin arttığını, onların burada siyasî
faaliyetlerde bulunduklarını ve Kırım’a dönüş için gerekli ortamı sağlamaya
çalıştıklarını bildirmektedir[119].
Kırım Türklerinin vatana dönüş mücadelesi açısından olumlu bir gelişme olarak,
Ağustos 1965’te Kırım Türklerinin tatillerini Kırım’da geçirmelerine izin
verilmesi gösterilebilir. Böyle bir iznin ardından Kırım Türklerinin ferdî ve
gruplar halinde Kırım’ı ziyaretlerinde gözle görülür bir artış meydana
gelmiştir. Ancak bu durumdan rahatsız olan Kırım’daki Sovyet yöneticileri,
onların Kırım’a geliş amaçlarının seyahat etmek değil, ilerde muhtemel geri
dönüşleri için zemin hazırlamak olduğunu ileri sürmektedirler[120]ki,
bu tespitte yanıldıklarını söylemek pek mümkün değildir. Zira aynı yetkililer
tarafından Kırım Türklerinin orada bulundukları sürede, sürgünden önce
yaşadıkları evlerini arayıp buldukları, hatta bu evlerde yaşayanlarla çeşitli
görüşmeler yaptıkları ifade edilmektedir[121].
Kırım
Türklerinin aralıksız olarak sürdürdükleri faaliyetleri neticesinde, Sovyet
devleti tarafından 5 Eylül 1967 tarihinde yayınlanan bir kararname ile bu mazlum
halkın itibarları iade edilmiştir. Adı geçen kararnamede 1944 yılında
vatanlarından sürülen Kırım
Türklerine haksızlık yapıldığı itiraf edilmekte, o zamana kadar bu topluma
uygulanan her türlü kısıtlamaların kaldırıldığı ve Kırım Türklerinin de diğer Sovyetler
Birliği vatandaşlarının yararlandığı her türlü haktan istifade edebilecekleri
belirtilmektedir. Bunun yanında onların seçme ve seçilme hakkına sahip
oldukları, basın yayın organlarını kullanabilecekleri, devlet kademelerinde
görev alabilecekleri ve her çeşit kültürel faaliyette bulunabilecekleri de
kararnamenin hükümleri arasında yerini almaktaydı. Yine aynı gün yayınlanan bir
başka kararname ile 28 Nisan 1956 tarihli Kırım Türklerini de ilgilendiren
kararnamenin ikinci maddesinin hükmü ortadan kaldırılmıştı. Bu durumda Kırım
Türkleri de diğer Sovyet vatandaşları gibi o zaman yürürlükte olan çalışma ve
pasaport (ikâmet) kurallarına uymak şartıyla Sovyetler Birliği’nin her yerinde
yaşama ve çalışma hakkına sahip olmuşlardı. Kararnamede dikkati çeken diğer bir
husus ise, Kırım Türklerini tarif ederken kullanılan ibare olmuştur. Asırlardır
kendilerine Kırım Türkleri (Tatarları) denilen bu topluluk, YSP kararnamesine
göre “bir zamanlar Kırım’da yaşamış olan
Tatar asıllı vatandaşlar” olarak adlandırılmakta ve onların artık
Özbekistan ve sürgünden sonra yerleştirildikleri diğer bölgelerde “kök saldıkları” ifade edilmekteydi[122].
Buradan, Sovyet yönetiminin Kırım Türklerini bir millet olarak kabul etmediği,
her ne kadar hakları iade edilmiş olsa da “kök saldıkları” yerlerden ayrılıp
vatanlarına gitmelerine izin vermeyecekleri gibi bir kanaate sahip olduğunu
tahmin etmek güç gözükmemektedir.
Nitekim zikredilen kararname
ile Kırım Türklerine önemli imtiyazların tanındığı gözükse de, Kırım
Türklerinin yıllardan beri talep ettikleri mevzuların büyük bir kısmının vuzuha
kavuşturulmadığı da dikkati çekmektedir. Bu hususların başında, Kırım
Türklerinin sürgünden önce sahip olduğu milli özerkliğin yeniden tesis edilmesi
gelmektedir. Ayrıca toplu bir şekilde vatanlarından çıkarılan Kırım
Türklerinin, yine topluca ve devletin kontrolünde vatanlarına dönme istekleri
de bir hükme bağlanmamıştı. Kırım Türklerinin kararnamede bahsi geçmeyen bir
başka talebi ise, sürgünden önce kendilerine ait olan taşınır ve taşınmaz
kültürel ve kişisel emlâkin iadesi idi. Ne yazık ki bu hususların hiç biri,
sadece Kırım Türklerinin yaşadıkları yerlerde yayınlanan[123]
bu kararnamede yer almamış ve Sovyet yönetimi daha önce de olduğu gibi, Kırım
Türklerinin beklentilerine cevap vermemişti.
5 Eylül Kararnamesinin
ardından Sovyetler Birliği’nin diledikleri yerinde yerleşme hakkına sahip olan
Kırım Türklerinin vatanları Kırım’a gelişlerinde büyük bir artış gözlemlendi.
Kırım Türklerinin çoğunluğunu keşif ve müşahede amacıyla gelenler
oluşturmaktaydı. Bu kişilerden bazıları Kırımlı devlet yetkilileriyle de
görüşmeler yapmış ve kendilerinin Kırım’a yerleşimi ile ilgili meseleleri dile
getirerek bunların çözüme kavuşturulmasını talep etmişlerdi[124].
Ancak Kırım Türklerinin vatanlarına dönmelerini istemeyenler bunun önlemini de
almışlardı. 5 Eylül 1967 kararnamesinden önce Kırım’da oturum izni sadece
şehirlerde ve büyük kasabalarda geçerliydi. Kırım’ın bozkır kesiminde
yaşayanların büyük bir kısmında ise ikâmet tezkeresi/pasaportun mevcut olmadığı
ve burada yaşayabilmek için ikâmetgah istenmediği bilinmektedir. Ancak
kararnameden hemen sonra, Kırım’ın her tarafında ikâmet tezkeresi/pasaportu
olmayan herkese acil bir şekilde pasaport/ikâmet tezkeresi dağıtılmıştı[125].
Bunun bir tezahürü olarak, Kırım Türklerinin yürürlükteki çalışma ve
pasaport/ikâmet kanunlarına uymaları engellenmiş oldu. Bütün bunlara rağmen
Kırım Türklerinin, özellikle Eylül ayının ikinci yarısında ve Ekim ayında
Kırım’a toplu ve düzenli bir şekilde yerleşmek, orada oturum izni almak ve
çalışma şartlarını tahkik etmek gayesiyle toplu seyahatler düzenledikleri
görülmektedir. 21 Eylül 1967 tarihi itibariyle, kararnamenin yayınlanmasını
müteakip Akmescid (Simferopol), Bahçesaray ve Kırım’ın diğer bölgelerine
500’den fazla Kırım Türkünün geldiği tespit edilmiştir[126].
Aralık 1967’ye kadar ise yaklaşık 1200 ailenin (6000 kişi) göç ettiği, ancak
“kanuni esaslara” uygun şekilde yerleşim için gerekli işlemleri sadece 2
ailenin yerine getirebildiği belirlenmiştir[127].
Bu durum karşısında binlerce Kırımlı Türk ailesi Kırım’da başlarını sokacak bir
yer aramak için dağıldı ve bir çoğu da Kırım’ı terk etmek zorunda kaldı. Ev
satın almaya muvaffak olanlar ise buralara yerleştiler, ancak bu kişilerin
karşılaştıkları asıl zorluk alım-satın işlemlerin resmiyet kazandırılmasında
yaşanmıştı. Bu işlemler yapılmadan satın alınan evde yaşamak Sovyet yasalarınca
“kanun dışı” kabul ediliyordu. Bu meseleyle ilgilenen mahkemeler de alım-satım
belgelerinin yokluğu yüzünden satın alma işlemlerinin geçersiz olduklarına
karar verince çoğu aileler satın aldıkları evlerden ve Kırım sınırlarından
zorla çıkarıldılar[128].
Kırımlı yetkililer, Kırım Türklerine çalışacakları bir iş olmadan ikâmet izni
ve ikâmet izni olmadan da iş vermeyeceklerini beyan ediyor, doğan çocukların
nüfus kayıtlarını, evlenen çiftlerin nikah akitlerini dahi yapmıyorlardı[129].
Sovyet yetkilileri, KTMH’nin
Kırım Türklerinin vatanlarına geri dönüşü için yürüttükleri faaliyetlerin önüne
geçebilmek gayesiyle 1968 baharından itibaren, Kırım’a göçün devlet organları
tarafından düzenli bir şekilde gerçekleştirileceğini açıkladılar. Kırım’a
yerleştirilecek kişilerde, KTMH’ne hiç katılmamış, toplanan dilekçelere imza
akmamış, hiçbir toplantıya iştirak etmemiş, Türk temsilcilerin Moskova’ya
gitmeleri için para vermemiş olmak gibi şartlar aranıyordu ve bu kişiler KGB
tarafından tespit ediliyordu[130].
Daha ziyade vasıfsız, kültür seviyesi düşük Kırım Türkleri arasından seçilen
şahısların Kırım’da tarım alanında çalıştırılması planlanıyordu. Tahsilli ve
mesleklerinde uzman Kırım Türklerinin ise yerleştirilecek kişilerin arasına
dahil edilmediği dikkat çekmektedir[131].
Sovyet devletinin bu uygulaması sonucu 1968’de 198, 1969’da 104, 1970’te 45,
1971’de 65, 1972’de 50 aile Kırım’a yerleştirildi. Ferdî olarak ise 195 aile
Kırım’a geldi. Bu dönemde gelenlerin toplam sayısı 3496 kişiden ibaretti[132].
Bu durumun Kırım Türklerinin Sovyet makamlarına karşı protestolarında ve vatana
dönüş mücadelesinde daha da etkili olmalarına yol açtığı görülmektedir.
Kırım Türklerinin uzun
yıllardır devam eden ve şiddet unsurları içermeyen mücadelesi artık Sovyetler
Birliği’nde, özellikle insan hakları savunucuları tarafından takip ediliyor ve
destek de buluyordu. Kırım Türk temsilcilerinin Moskova’daki faaliyetleri
sırasında tanışma imkanı bulduğu insan hakları savunucuları arasında tanınmış
bir çok Sovyet ilim adamı ve aydını da yer alıyordu. A. Kosterin, İ. Gabay, A.
Saharov, T. Franko, M. Lisenko, P. Grigorenko gibi şahıslar, Kırım Türklerinin
mücadelesinde onlara büyük destek ve yardımda bulunmuşlardı. KTMH’nin, özellikle
P. Grigorenko ile tanıştıktan sonra büyük bir ilerleme kat ettiği
görülmektedir. Kosterin’in doğum günü münasebetiyle tertip edilen toplantıda
Grigorenko ile tanışan Kırım Türkleri, onun bu toplantıda yaptığı konuşmadan
sonra hareketlerinde köklü değişikliklere gittiler. Grigorenko konuşmasında,
Kırım Türklerinden zorla alınanların iadesi için “ricada” değil, “kesin bir
şekilde “talepte” bulunmalarını; haklarının iadesi konusunda ses getirecek
toplantı ve gösteriler tertip etmelerini; meselelerini dünya kamuoyuna
duyurmalarını ve kendileri gibi baskılara maruz kalan diğer topluluklarla da
temas kurmalarını tavsiye ediyordu[133].
Grigorenko’nun bu tavsiyelerine kulak veren KTMH’nin önde gelenleri, seslerini
daha fazla duyurabilmek için kalabalık toplantı ve nümayişler tertip etmeye
başladılar. Bu gösterilerin en büyüğü 21 Nisan 1968’de Taşkent yakınlarındaki
küçük bir kasaba olan Çirçik’te gerçekleştirildi. Kırım Türkleri burada hem
Lenin’in 98. doğum gününü, hem de geleneksel “Derviza” bayramını kutlamak için
toplandılar. Toplantının asıl amacı Kırım’a geri dönme ve Lenin tarafından
kurulan milli özerkliğin yeniden tesisi isteklerini bir kez daha yetkililere
duyurmaktı. Ancak böyle bir gösterinin yapılmasına izin vermeyen Sovyet
yetkilileri, aldıkları geniş güvenlik tedbirleri ile toplanan kalabalığı
yüzlerinde gaz maskeleri bulunan polislerin sıktığı tazyikli ve boyalı sularla,
zor kullanarak dağıtmışlardı[134].
Kırım Türklerinin daha sonra
da protesto faaliyetleri olmuştu. Bu olaylar neticesinde bir çok kişi tutuklanarak
mahkemeye sevk edilmişti. 21 Nisan 1968’deki Çirçik olaylarının düzenleyicisi
olarak Enver Abdülgaziyev, Said Abhayırov, İbrahim Abibullayev, Reşat Alimov,
Refat İsmailov ile birlikte beş kişi daha tutuklanmıştı. Yapılan mahkeme sonucu
hepsine 2,5 ila 3 yıl katı rejimli çalışma kampı cezası verilmişti[135].
1 Temmuz-5 Ağustos 1969 tarihleri arasında Taşkent’te yapılan ve “Taşkent Onu”
olarak da anılan yargılama sürecinde KTMH’nin önde gelen üyeleri Sovyet karşıtı
propaganda yapmakla suçlandılar ve yapılan mahkeme sonunda 1 ila 3 yıl arası
ağır şartlı çalışma kampına gönderilmekle cezalandırıldılar[136].
Diğer bir mahkeme ise, insan hakları savunucusu İ. Gabay ile Kırım Türklerinin
liderlerinden Mustafa Cemiloğlu aleyhine açılan davalar hakkında idi. 6 gün süren
yargılama sonunda her ikisine de “Sovyet karşıtı faaliyetlerde bulunmak”
suçlarından 3’er yıl ağır hapis cezası verildi[137].
KTMH liderlerinin
yargılanarak mahkum edildiği 1970 yılının, hareket açısından oldukça kritik bir
dönemin başlangıcı olduğu görülmektedir. Bu tarihten itibaren harekette yavaş
yavaş bir düşüşün başladığı dikkati çekmektedir. Harekette yaşanan bu düşüşün
altında yatan sebebin yalnızca bundan ibaret olduğunu söylemek güçtür. Bu
amilin yanında, hareketin ortaya çıktığı dönem ile 1970’lerden sonraki zaman
arasında Kırım Türk toplumunda meydana gelen sosyolojik, ekonomik ve kültürel
bir takım değişiklikleri de göz ardı etmemek gerekir. Zikredilen dönemde Kırım
Türk toplumunda sosyal sınıf yapısında bir takım değişikliklerin olduğu bilinmektedir.
Sürgün sonrasında Sovyet devleti tarafından yeniden oluşturulan bu sınıf,
çoğunlukla fabrika işçilerinden teşekkül etmekte iken, o dönemde yerini
inşaatçı, teknisyen, şoför vb. gibi değişik alanlarda kalifiye olmuş elemanlara
terk ettiği gözlemlenmektedir. Bunun yanında, 1944 yılında yaşanan sürgünden
sonra Sovyet devleti tarafından ortadan kaldırılan ve milli kültürün birer
temsilcileri olan aydınların yerine, yine öğretmen, doktor, mühendis gibi
yüksek tahsilli kişilerin meydana getirdiği Kırım Türk “aydın” sınıfının
doğması önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde Kırım Türk
gençlerinin tahsil yapma imkanı bulduğu, halkın pek çoğunun geleneksel
meslekleri olan çiftçiliğe geri döndüğü ve bu durumun Kırım Türklerinin
yerleşimi mevzuunun da değişmesini beraberinde getirdiği dikkati çekmektedir.
Sürgünden sonra tespit edilen yerleşim yerlerine toplu bir halde yerleştirilen
Kırım Türklerinin, artık yıllarca çalıştıkları fabrikaların da bulunduğu bu
sürgün bölgelerinden ayrılarak, daha ziyade büyük şehirlere göç etmeye ve
buralarda çalışıp hayatlarını sürdürmeye başladıkları görülmektedir. Bu dönemde
Kırım Türk ailesinin hayat standardında da gözle görülür bir iyileşmenin
yaşanması söz konusudur. Ancak Kırım Türk toplumunda meydana gelen ve müspet
gibi görünen bu değişikliklerin, milli hareketin gelişimine ciddi anlamda sekte
vurması da bu dönemin önemli özelliklerinden bir olarak zikredilmelidir. Daha
önce hep bir arada yaşayan Kırım Türklerinin işlerini ve yaşam yerlerini
değiştirmesinden sonra hareket üyeleri arasında bir kopukluk ve koordinasyon
eksikliğinin yaşandığı göze çarpmaktadır. Bu gelişimin bir tezahürü olarak,
KTMH adı geçen dönemde faaliyetlerini sadece birkaç aydının gayretleriyle
sürdürmek zorunda kalmıştı[138].
KTMH’nde yaşanan bu düşüşte, 5 Eylül 1967 kararnamesinden sonra Kırım’a
yerleşmek ümidiyle yaşadıkları yerlerden ayrılanlar ile bu kişiler arasında
hareketin önde gelen isimlerinin de yer alması önemli birer rol
oynamaktadırlar.
Kırım’a yerleşmek için Sovyet
makamlarından oturum izni alamayan Kırım Türklerinin büyük çoğunluğu daha önce
yaşadıkları sürgün yerlerine geriye dönmediler. Onlar daha sonra tekrar Kırım’a
göçme ümidiyle, buraya mümkün olduğunca yakın herhangi bir yere yerleştiler.
Ancak Sovyet hükümeti Kırım Türklerinin Kırım sınırları dışında da bir arada
yerleşmelerine müsaade etmemişti. Bu durumda Özbekistan ve diğer bölgelerden
ayrılan yaklaşık 100 bin Kırım Türkü, dağılmış aileler veya küçük gruplar
halinde kendilerine teklif edilen yerlere yerleşmek zorunda kalmışlardı.
Novorossiysk ve civarında on binlerce, Krasnodar ülkesinde yaklaşık 30 bin,
Taman ve Kuzey Kafkasya’nın diğer bölgelerinde, Ukrayna’nın güneyinde, Herson,
Zaporojye, Donetsk, Odessa bölgelerinde ve diğer başka yerlerde bu şekilde
yerleşen Kırım Türkleri yaşamaktaydı[139].
Bir çok mensubunun Kırım’a
gitmesiyle birlikte hareketin düşüş trendine girmesi, doğal olarak bu hareketin
liderlerini önlem almaya sevk etti. Bunun bir tezahürü olarak, 1975 yılında
KTMH’nin faaliyetlerinde yeniden bir canlanma görülmeye başlandı. Hareketin
merkezini Özbekistan’dan Kırım’a kaydırmayı düşünen liderler, Kırım Türklerinin
kitleler halinde Kırım’a gitmesini teşvik etti. Liderlerin bu teşviki sonucu
belirtilen yıl içinde Kırım’a 912 kişinin geldiği Sovyet makamları tarafından
belirtilmektedir. Kırım’da mevcudunu arttırmaya başlayan hareketin, burada
seslerini duyurabilecek çeşitli faaliyetler yapması bekleniyordu. Yapılması
beklenen bu faaliyetlerin başında ise daha önce örnekleri çok görülen bildiri
dağıtımı ve toplu dilekçelerle resmi kurumlara müracaat edilmesi geliyordu.
Hareket liderleri ayrıca 1975 yılı içerisinde Sovyetler Birliği’nde ve
özellikle Kırım’da yapılması planlanan yerel ve uluslararası etkinliklerde
toplu gösteriler düzenleyerek dünya kamuoyunun dikkatlerini kendi meselelerine
çekmeyi de düşünüyorlardı[140].
Kırım Türklerinin yarımadada
gitgide artan nüfusu ve faaliyetleri karşısında, Kırım’daki Sovyet yöneticileri
yine baskı metotlarına müracaat etmişti. İkâmet izni alamayan bazı Kırım
Türkleri, polisiye baskılarla karşılaşmış, gece baskınlarıyla evlerinden zorla
çıkartılmış ve Kırım’dan uzaklaştırılmıştı. Kırımlı yöneticilerin bu
davranışları son derece üzücü ve feci bir olayın yaşanmasına da yol açmıştı.
Musa Mahmut adlı bir Kırım Türkü 5 çocuğu ve eşiyle birlikte geldiği ve bir ev
satın alıp yerleştiği Kırım’dan polis zoruyla çıkartılmak istenince,
çocuklarının gözleri önünde üzerine benzin dökerek kendini yakmıştı[141].
Musa Mahmut’un ölümüyle sonuçlanan bu trajik olay dahi Kırımlı yöneticilerin
Kırım Türklerinin yarımadadaki yerleşimini önleme gayretlerinin önüne
geçememişti. Bu gayretlerin bir sonucu olarak Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulu
tarafından 15 Ağustos 1978’de Kırım bölgesindeki pasaport/ikâmet kurallarını
düzenleyen bir kanun kabul edildi. Buna göre, yasal olmayan yollarla Kırım’a
gelip yerleşen Kırım Türklerinin bölgeden çıkarılması için Kırım İçişleri
Bakanlığı organlarına tam yetki verilmiş, ayrıca bu şahıslara evlerini satan
veya kiraya veren yerel halkın da cezalandırılması hükme bağlanmıştı[142].
Diğer taraftan Özbekistan’da da devlet görevlileri tarafından Kırım Türklerinin
bu ülkeden çıkışı yasaklandı. Kırım’a gitmek isteyenlerin ikâmet kayıtları
silinmiyordu. Böylece iki yerde birden kayıt yaptırma hakkına sahip olmayan
Kırım Türkleri, Kırım’da da oturum izni alma imkanından mahrum kalıyorlardı[143].
Alınan bu tedbirlerden sonra, Kırım Türklerinin Kırım’a gelişlerinde büyük
ölçüde azalma tespit edilmektedir. Kasım-Aralık 1978 ve Ocak 1979’da Kırım’a
sadece 30 civarında aile gelmiş ve bunlardan yalnız bir aile yerleşme imkanı
bulmuştu. Diğer aileler ise Kırım’dan çıkarılmıştı. 1979 yılının Şubat ayında
ve Mart ayının ilk 15 gününde Kırım’a gayr-i resmi olarak hiçbir ailenin
gelmemiş olması Sovyet makamları tarafından belirtilmektedir[144].
Sovyet hükümetinin almış
olduğu karar ve tedbirlerle Kırım Türklerinin vatanlarına gruplar halinde akını
kısmen de olsa önlenmişti. Böyle bir “başarıyı” yakalayan Sovyet yönetimi,
Kırım Türklerinin önünü tamamen kesmek amacıyla, onlara yeni bir “vatan”
kurmaya niyetlenmişti. Bu gaye doğrultusunda Özbekistan’ın Kaşkaderya
bölgesindeki Mübarek ve Baharistan adlı iki kasabanın tamamen Kırım Türklerine
tahsis edilmesi ve buraya özerklik statüsü verilmesi tasarlanmıştı[145].
Sovyetlerin düşüncesine göre bu uygulama ile Kırım Türkleri, yeni bir “vatana”
ve arzu ettikleri milli özerkliğe kavuşmuş olacaklardı! Tabii olarak Kırım
Türklerinin büyük çoğunluğu, Kırım’ın ancak beşte biri kadar olan iki kasabadan
müteşekkil bu suni vatan teklifine sıcak bakmamış, bütün baskılara rağmen Sovyet
yönetiminin bu projesine katılmayı kabul etmemişti. Sadece 2000 civarında Kırım
Türkü burada yaşamayı kabul etmişti[146].
Sovyet hükümetinin Kırım
Türklerini vatanlarından uzak tutmak için gösterdikleri gayretlerin hepsi boşa
çıkıyordu. Onlara sunulan “yeni vatan” seçeneği kabul görmemiş ve Kırım
Türkleri kendi anavatanlarına dönme kararlılığından taviz vermemişti. Sovyet
yönetiminin isteği doğrultusunda hareket eden birkaç Kırım Türkü de onların bu
arzusunu kırmaya muvaffak olamamışlardı. Artık KTMH’nin önderliğinde yürütülen
vatana dönüş mücadelesi dönülmez bir hal almıştı. Özellikle 1980’li yılların
ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan faaliyetler, Kırım Türklerini “zafere”
taşıyan amiller olma yolunda önemli katkılar sağlamışlardı. Bunun yanında gerek
dünyada gerekse Sovyetler Birliği’nde yaşanan sosyal ve siyasî değişikliklerin
de Kırım Türklerinin vatana dönüş mücadelesine etki eden diğer unsurları teşkil
ettiği görülmektedir. Özellikle 1985 yılında Sovyetler Birliği’nin yönetim
kadrosunda meydana gelen yenilikle M. Gorbaçev’in hakimiyete geçmesinin
ardından, ülkede uygulamaya konulan “Perestroyka = Yeniden yapılanma” ve
“Glastnost = Açıklık” politikası sonucunda Sovyetler Birliği’nin hemen her
alanında köklü değişikliklerin meydana gelmeye başladığı bilinmektedir. Kırım
Türklerine yönelik baskılar da bu dönemde ortadan kalkmaya başlamış,
hapishanelerdeki liderleri serbest bırakılmaya başlanmıştı. Mustafa Cemiloğlu
da Aralık 1986’da tutuklu bulunduğu Magadan Hapishanesinden çıkarılarak
özgürlüğüne kavuşmuştu[147].
Sovyet yetkililer Kırım
Türklerinin temsilcileriyle görüşmelerde bulunmuşlar ve meselelerinin
çözüleceği yönünde vaatlerde bulunmuşlardı. Ancak bunlar birer vaat olmaktan
öteye gidememişti. Taleplerine müspet cevaplar alamayan Kırım Türk temsilcileri,
bunun bir sonucu olarak seslerini daha yüksek ve farklı usullerle duyurmaya
karar vermişlerdi. Bunu gerçekleştirmek için Moskova’da büyük bir miting tertip
ettiler. 23 Temmuz 1987 günü Sovyet rejiminin kalbi olarak kabul edilen Kızıl
Meydan’da toplanan yüzlerce Kırım Türkü ve onları destekleyen Sovyet
vatandaşları, Sovyetler Birliği’nde eşi benzerine az rastlanan bir miting
gerçekleştirdiler. Mustafa Cemiloğlu’nun önderliğinde tertip edilen bu gösteri,
orada bulunan yabancı basın mensupları tarafından bütün dünyaya aksettirilmiş
ve tüm dünya kamuoyu tarafından ilgi ve dikkatle takip edilmişti[148].
Mitingin devam ettiği bir sırada Sovyet resmi haber ajansı TASS tarafından bir
duyuru yayınlanmıştı[149].
Bu duyuruya göre, Sovyet yönetimi Kırım Türklerine “büyük haksızlık
yapıldığını” kabul ediyor ve meselenin çözümü için bir devlet komisyonu
kurulduğunu belirtiyordu. Bununla birlikte, açıklamada yer alan ifadelerden
Sovyet devletinin eskiden beri sahip olduğu görüşlerinin kaybolmadığı da
anlaşılmaktadır. Bu hususta açıklamanın Kırım Türklerinin taleplerini karşılama
noktasında yapıcı bir yaklaşımda bulunmadığını söylemek mümkün görünmektedir.
Nitekim Kırım Türklerinin vatana düzenli ve toplu olarak dönüş, milli
özerkliğin tesisi gibi olmazsa olmaz istekleri, Kırım’ın demografik yapısı gibi
mazeretler ortaya sürülerek savuşturulmak istenmektedir. Böyle bir durumun ise
Kırım Türkleri tarafından kabul görmesi, daha önce yaşanan örneklerde de
görüldüğü üzere ihtimal dahilinde bulunmamaktadır.
Kırım Türkleri bu açıklamaya
ve sunulan çözüm önerilerine karşı tepkilerini yine kendilerine özgü usullerle
vermişlerdi. Nihayet verdikleri bu tepkiler, Sovyet hükümetinde olumlu bir
tesir bırakmış ve 14 Kasım 1989’da vatanlarına dönüş yolunu açan bir
deklarasyonun yayınlanmasında etkili olmuştu. Belirtilen tarihte Sovyetler
Birliği YSP tarafından kabul edilen bu deklarasyona göre, sadece Kırım Türkleri
değil, daha önce kendilerine haksızlık yapılan bütün Sovyetler Birliği
vatandaşlarının hakları kendilerine iade edilmiş ve bu haklar devlet garantisi
altına alınmıştı[150].
Sovyetler Birliği’nin en yüksek makamı tarafından açıklanan bu deklarasyon ile
Kırım Türklerinin ve vatanlarından uzakta yaşayan diğer toplulukların, özgürce,
hiçbir sınırlama olmadan vatanlarına dönebilmeleri için bütün hukukî ve sunî
engeller ortadan kaldırılmış oldu. Devlet artık Kırım Türklerinin vatanlarına
dönüşünü engellemek için değil, bilakis bu dönüşü organize etmekle ilgilenmeye
başlayacaktı. Bu doğrultuda, Kırım Türklerinin sorunlarıyla meşgul olmak amacıyla
bir komisyon kurulmuştu. Komisyon bu konuda çalışmalara başlayarak bir göç
planı hazırlamıştı. Bu plana göre, öncelikle Kırım Türklerinin vatanlarına
dönüşü ve milli bütünlüklerinin tesisinin kanunî hakları olarak kabul edilmesi
gerekiyordu. İkinci olarak, Kırım Türk toplumunun dönüş meselesi merkezî
yönetim tarafından rasyonel bir şekilde ele alınıp birbirini takip eden üç
safhada gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. Birinci safhada altyapı, konut,
sosyo-kültürel ortam ve üretim alanındaki gelişim meselelerinin aynı anda
çözülmesiyle, şahısların yakınlık dereceleri göz önünde bulundurularak dönüşün
devlet denetiminde yapılması planlanmaktaydı. İkinci safhada, şahısların kendi
başlarına, bireysel imkanları kullanarak dönmeleri tasarlanmaktaydı. Bu durumda
devlet bir takım yükümlülüklerden kurtulmuş olacaktı. Üçüncü safha ise, grup
halinde toplu dönüş planlarıydı. Böylece toplu olarak Kırım’a dönenlerin bir
arada yaşayarak yeni köyler veya kasabalar meydana getirmeleri düşünülmekteydi[151].
Netice olarak, 1944 yılından
beri Kırım Türklerinin vatana dönüş uğruna verdiği mücadeleler geç de olsa
meyvesini vermiş ve kitleler halinde vatana dönüş başlamıştır. Bunun
neticesinde, 1987 yılında Kırım’a yerleşen Kırım Türklerinin sayısı 2300,
1988’de 19.3000 kişi iken, bu sayı 1989’da 28.000’e yükselmişti. 1 Mayıs 1990
itibariyle ise Kırım’da toplam olarak 83.116 Kırım Türkü yaşamaya başlamıştı[152].
Bu arada daha önce Ukrayna’ya bağlı bir bölge olan Kırım, 12 Şubat 1991’de
Ukrayna Cumhurbaşkanı L. Kravchuk’un imzasını taşıyan bir kanunla tekrar Özerk
SSC haline getirildi[153].
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsız bir cumhuriyet haline gelen
Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyet olan Kırım’da 1995 nüfus sayımına göre
2.600.000 kişi yaşamaktadır. Bunun %67’sini Ruslar, %22’sini Ukraynalılar,
%10’unu Kırım Türkleri ve %1’ini diğerleri (Karaim, Kırımçak, Rum, Ermeni,
Alman, Bulgar, Yahudiler) oluşturmaktadır[154].
BİBLİYOĞRAFYA
ARŞİV BELGELERİ
1944 yılında sürgün edilen ve sürgünlükten serbest
bırakılanların Kırım bölgesine yerleşmek istemeleri hakkında Ukrayna KP MK
birinci sekreteri O.İ. Kiriçenko’nun SBKP MK Sekreteri Hruşçev’e mektubu (15
Mart 1954), Ukrayna Devlet Merkezî
Arşivi (TsDAGO Ukraini), fon (f). 1, Liste (L). 24, dosya (d). 3614, yaprak
(y). 7-8.
Kırım Türklerinden birkaç kişinin Kırım’daki faaliyetleri
hakkında KP Kırım bölge komitesi tarafından Ukrayna KP MK birinci sekreteri
Podgorniy’e yazılan rapor (25 Ağustos 1958), TsDAGO Ukraini, f.1, L. 24, d. 4740, y. 73-80.
KP Zaporojye bölge komitesinin Ukrayna KP MK birinci
sekreteri Kiriçenko’ya gönderilen, Kırım Türkleri, Almanlar, Rumlar ve
diğerlerinin yerleşmek için Akimov ve Melitopol rayonlarına geldiklerini
bildiren rapor (26 Ekim 1956), TsDAGO
Ukraini, f. 1, L. 24, d. 4306, y. 187-188.
Ukrayna KP MK Sekreteri P. Şelest’in 1965 yılında Kırım
Türklerinin Kırım’ı ziyaretleri hakkında SBKP MK’ne verdiği bilgi (12 Kasım
1965), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24,
d. 5991, y. 207-208.
Sürgün kısıtlamasının kaldırılmasından sonra Kırım
bölgesindeki Kırım Türkleri arasında meydana gelen oluşumlar hakkında KGB
raporu (5 Şubat 1966), TsDAGO Ukraini, f.
1, L. 24, d. 6166, y. 50-55.
Ukrayna SSC Kamu Düzenini Koruma Bakanlığı, Başsavcılık ve
KGB’nin Kırım’dan sürgün edilen Kırım Türkleri ve diğer milletlere mensup
kişiler hakkında Ukrayna KP MK Sekreteri P. Şelest’e gönderdikleri rapor (15
Nisan 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1,
L. 24, d. 6321, y. 12-15.
Ukrayna KP Kırım bölge komitesinin SBKP MK Politbürosunun
Kırım Türkleri hakkındaki kararnamesinin uygulanması hakkındaki malumatı (15
Eylül 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1,
L. 24, d. 6321, y. 33-37.
Kırım Türklerinin Kırım’a gelişi hakkında Ukrayna KP Kırım
bölge komitesi sekreteri Kiriçenko’nun malumatı (21 Eylül 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6321,
y. 39-47.
5 Eylül 1967 tarihli SCB YSP kararnamesinden sonra Kırım
Türklerinin gelişleri hakkında Ukrayna KP Kırım bölge komitesi sekreteri
Kiriçenko’nun malumatı -Gizli- (3 Ekim 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6321, y. 49-55.
Ukrayna Bakanlar Kurulu İş Kaynakları Komitesi Başkanı A.
Denisenko’nun, Mayıs-Haziran 1968 tarihinde yürütülen Kırım Türklerinin
yerleşimi çalışmaları hakkında Ukrayna KP MK Sekreteri O. Lyaşek’e raporu (19
Haziran 1968), TsDAGO Ukraini, f. 1,
L. 25, d. 72, y. 22-29.
Kırım’da yaşamış olan Türk asıllı şahıslar hakkında Ukrayna
İçişleri Bakanı İ. Golovçenko’nun raporu (21 Kasım 1969), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 218, y. 29-33.
Ukrayna KP MK İdari Organlar Şubesi Müdürü Opanasyuk’tan
Ukrayna KP MK birinci sekreteri V.V. Şçerbitskiy’e Sunulan Rapor (14 Temmuz 1973),
TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 891,
y. 26-31.
Kırım Türklerinin Ukrayna topraklarında yerleştirilmesi
hakkında Ukrayna KP MK İdari organlar şubesinin Ukrayna KP MK sekreteri İ.
Lutak’a raporu (6 Ağustos 1973), TsDAGO
Ukraini, f. 1, L. 25, d. 891, y. 22-24.
Kırım KP Sekreteri Kiriçenko, İşçiler Meclisi Başkanı
Çemodurov ve Ukrayna KGB Yardımcı şefi Troyak’ın Ukrayna KP MK’ne Kırım’da
Kırım Türklerinin faaliyetlerinin artması hakkındaki raporu (27 Kasım 1975), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 1250,
y. 6-10.
Kırım bölgesindeki pasaport kurallarının pekiştirilmesi
yönünde ilave kararlar hakkındaki SSCB Bakanlar Kurulu Kararnamesi (1978), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 1740,
y. 3.
Kırım’da uygulanan pasaport kuralları hakkında Ukrayna KP MK
idari organlar şubesi şefi A. Çumak’ın Ukrayna KP MK Sekreteri V: Şçerbitskiy’e
verdiği malumat (17 Mart 1979), TsDAGO
Ukraini, f. 1, L. 25, d. 1940, y.10-11.
“Vsenarodniy Zapros Krımskotatarskogo Naroda v Politbyuro
TsK KPSS”, Samizdat Belgesi, Nr.
1884, Dekabr 1973, s. 4-5. (Yunus Kandımov’un özel arşivinden alınmıştır).
ARAŞTIRMA ESERLER
“1957-1975 Senelerinde Kırım Tatarlarının Milli Hareketi”, Emel Mecmuası, Vol 1. Sovyet Rusyadaki
Kırım Tatar Milli Hareketi Organı, New York, Kırım Tatar Milli Merkezi, 1978,
s. 1-50.
“40-50-e Godı: Posledstviya Deportatsii Narodov”, Haz.
N.F.Bugay, İstoriya SSSR, No. 1,
Moskva, 1992, s. 122-143..
Abdülhamitoğlu, N., Yüz
Binlerin Sürgünü, İstanbul, Boğaziçi, 1974.
Aleksiyeva, L., İstoriya
İnokomıslya v SSSR, Vermont, Khronika Press, 1984.
Allworth, E., “The Crimean Tatar Case”, Tatars of the Crimea: Their Struggle for Survival, Ed. E. Allworth,
Durham, Duke University Press, 1988, s. 6.
Altan, M.B., “The Arabat Tragedy: Another Page from the
“Surgun”, (Çevirimiçi) http://www.euronet.nl/users/sota/arabat.htm,
08.04.2000.
Avtarhanov, A., “İmperiya Kremlya. Sovyetskiy Tip
Kolonializma”, Drujba Narodov, No.:
1-5, Moskva, 1991, s. 203-207.
Broşçevan, V.M.: “Deportatsiya Jiteley Krıma”, Krımski
Tatarı: İstoriya i Suçasnit (Do 50 Riççya Deportatsii Krımskotatarskogo Naroda),
Materiali Mijnarodnoy Naukovoy Konferantsii (Kiyiv 13-14 Travnya 1994),
Kiyiv, Institute Natsyonal’nih Vidnosin i Politologi NAN Ukraini, 1995, s.
24-31.
Broşçevan, V.-P. Tıgliyants, İzgnaniye i Vozvraşçeniye, Akmescid (Simferopol), Tavrida, 1994.
Conquest, R., Nation
Killers: The Soviet Deportation of Nationalities. New York: The Macmillan
Company, 1970.
Courtois, S., vd., Komünizmin
Kara Kitabı, Çev. B. Tanatar, vd., İstanbul, Doğan Kitap, 2000.
Çapraz, K., “Kırım Tatar Türklerinde Basın”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İ.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1990.
Çervonnaya, S., “Kırım Tatar Halkının Mukadderatı: Devlet ve
Kültürün Geçmişi, Bugünkü Problemleri ve Geleceği”, Çev. İ. Yıldıran, A.
Mertol, Emel, S. 191, 1992, s. 1-7.
Dallin, A., German
Rule in Russia, 1941-1945: A Study of Occupation Policies. London-New York,
St. Martin's Press, 1957.
“Deklaratsiya Verhovnogo Soveta Soyuza Sovetskih
Sotsialistiçeskih Respublik”, Pravda,
15 Noyabrya 1989.
“Deportatsiya: Beriya Dokladıvayet Stalinu”, Haz. N.F.
Bugay, Kommunist, No. 3, Moskva,
1991, s. 101-112.
Devlet, N., “240 Kırım Türkünün Müracaatı”, Emel, S. 146, 1985, s. 4-12.
Fisher, A., The
Crimean Tatars, California, Hoover Institution, 1978.
Gitlin, S., “Crimean Tatars in Uzbekistan: Problems and
Devolopments”, (Çevirimiçi) http://www.ca-c.org/journal/eng01
2000/10.gitlin.shtml, 28.01.2000.
Grigorenko, A.P., A
Kogda Mı Vernyomsya, New York, Crimea Foundation, 1977.
Guboglo, M.N.-S.M. Çervonnaya, Krımskotatarskoye Natsional’noye Dvijeniye, C. II, Moskva,
Rossiyskaya Akademiya Nauk, Tsentr po İzuçeniyu Mejnatsional’nih Otnoşenii,
İnstitut Etnologii i Antropologii im. N.N. Mikluho-Maklaya, 1992.
Hayali, R., “Spetskontingent”, Kırım Gazetesi, Akmescid (Simferopol), 22 Şubat 1997.
İbrahim, V.,“Bitmeyen Çileli Yıllar”, Der. S. Bilal vd., Emel, S. 208, 1995, s. 29-32.
İdrisli, A.N., “Yalıboyu’ndan Özbekistan Çöllerine”, Haz. N.
Sarısoy, Emel, S. 210, s. 36-38.
“İnformatsiya “v Prezidiume Verhovnogo Soveta SSSR” 19
Fevralya 1954 g.”, Pravda Ukraini,
27 Fevralya (Şubat) 1954, s. 2.
Jivoy Fakel: Samosojjeniye
Musı Mamuta (Sbornik dokumentov),
Ed. R. Cemilev, New York, Fond Krım, 1986.
Karatay, Z., “Kırım Türklerinin Moskova Gösterileri Nasıl
Başladı Nasıl Cereyan Etti?”, Emel,
S. 161, 1987, s. 3-10.
Kerimova, F.,“Hatıralar”, Haz. Z. Yüksel, Emel, S. 203, 1994, s. 28.
“Kırım’a Genel Bakış”, (Çevirimiçi) www.vatankirim.net/genel.htm, 10.04.2001.
“Kırım Tatarları Sovyet Devletine Karşı”, Çev. H. Kırımlı, Emel,
S. 141-145, 1984, s. 17-21.
“Kırım Türklerinin Moskova’daki Temsilcilerinin Protestosu”,
Emel, S. 47, 1968, s. 14-15.
Kırımal, E., “Kırım Türkleri”, Dergi, S. 59, 1970, s. 3-22.
Kırımal, E., “Sovyet Rusya Hakimiyeti Altında Kırım”, Dergi, S. 49, 1967, s. 56-66..
Kırımal, E.,“Muhtelif Haberler”, Dergi, S. 48, Münih, 1967, s. 79.
Kırımal, E., Der
Nationale Kampf Der Krimturken mit besonderer Berucksichtigung der Jahre
1917-1918, Emsdetten/Wesfalen, Verlag Lechte/Emsdetten (Westf.), 1952.
Krım: Proşloye i
Nastayaşçeye, Ed. S.G.
Agacanov, A.N. Saharov, Moskva, Mısl, 1988.
Krımski Tatarı 1944-1994:
Statti, Dokumenti, Svidçennya Oçevidtsıv, Kiyiv, Ridniy Kray, 1995.
Litvin, G.A., “Krımsko-Tatarskiye Formirovaniya: Dokumenti
Tret’yevo Reyha Svidetelsvuyet”, Vayenno–İstoriçeskiy
Jurnal, S. 3, Moskva, 1991, s. 89-95.
Mustafayev, H.D., “Vozmeşçeniye Moral’nogo i Material’nogo
Uşçerba, Nanesennogo Krımskotatarskomu Narodu v Hode Deportatsii: Printsipi i
Podhogi”, Krımski Tatarı: İstoriya i
Suçasnit (Do 50 Riççya Deportatsii Krımskotatarskogo Naroda), Materiali
Mijnarodnoy Naukovoy Konferantsii (Kiyiv 13-14 Travnya 1994), Kiyiv, Institute Natsional’nih Vidnosin i Politologi NAN
Ukraini, Kiev 1995, s. 54-57.
Mühlen, P., Gamalıhaç
ile Kızılyıldız Arasında, Çev. E.B. Özbilen, Ankara, Mavi Yayınları, 1984.
Nekriç, A., Nakazannıye
Narodı, New York, Khronika, 1978.
“Obraşçeniye Krımskotatarskogo Naroda k XXIII Syezdu KPSS”, Natsional’nıy Vopros v SSSR: Sbornik
Dokumentov, Sostavitel’: R. Kupçinskiy, Kiyiv, Suçasnist’, 1975, s.
288-326.
“Otkrıtoye Pis’mo v Zaşçitu Krımskih Tatar”, Natsional’nıy
Vopros v SSSR: Sbornik Dokumentov, Sostavitel’: R. Kupçinskiy, Kiyiv,
Suçasnist’, 1975, s. 327-334.
Özcan, K., Kırım Türklerinin Sürgünü ve Vatana Dönüş İçin
Milli Mücadele Hareketi (1944-1990), İstanbul, Doktora Tezi, İ.Ü. Sosyal
Bilimler Ensititüsü, 2001.
Özkırım, O., “II. Dünya Savaşında Kırım Türkleri ile
Almanlar Arasındaki Münasebetler”, Emel,
S. 25, 1964, s. 15-20.
Pavlova, T.F., “Dokumentı TsGAOR SSSR po İstorii Deportatsii
Naradov v 40-50-ıye godı”, Deportatsii
Naradov SSSR (1930-e – 1950-e godı): Materialı k Serii “Narodı i Kul’turı”,
XV/1, Moskva, RAN İnstitut Etnologii i Antropologii, 1992, s. 7-28.
“Pogrujenı v Eşelonı i Otpravlenı k Mectam Poselenii...”,
Haz. N.F. Bugay, İstoriya SSSR, No.
1, Moskva, 1991, s. 143-160.
Sander, O., XX., XXI.
Ve XXII. Kongreler ve Sovyet Dış Politikası, Ankara, S.B.F. Yayınları,
1967.
Settarova, Z., “Hatıralar”, Der. E. Özenbaşlı, Haz. F.
Mertoğul, (Çevirimçi) http//www.kirimdernegi.org.tr/hatiralar.htm,
06.05.2000.
Seyitmuratova, A., Natsional’noye
Dvijeniye Krımskih Tatar: Sobitiya, Faktı, Dokumentı, Akmescid
(Simferopol), 1997.
“Sovyetler Birliği'ndeki Kırım Türklerinin İsteklerine Dair
Belge”, Emel, S. 62, 1971, s. 3-4.
Şest Dney - "Belaya
Kniga"- Sudebniy Protsess İli Gabaya i Mustafı Cemileva, Ed. M. Serdar, New York, Fond Krım, 1980.
Taşkentskiy Protsess: Sud
Nad Desyat’yu Predstavitelyami Krımskotatarskogo Naroda, (1 İyulya - 5 Avgusta
1969 g.). Sbornik dokumentov s illustratsiyami, Amsterdam, Fond im.
Gertsena, 1976.
Ülküsal, M., II.
Dünya Savaşında Berlin Hatıraları ve Kırım’ın Kurtuluş Davası, İstanbul,
Kutulmuş Matbaası, 1976.
Ülküsal, M., Kırım
Türk-Tatarları (Dünü-Bugünü-Yarını), İstanbul, Baha Matbaası, 1980
Vesnin, A.L., “Kak Proishodilo Vıseleni Tatar, Bolgar,
Grekov, Armyan iz Krıma v 1944 godu”, Krımskaya
ASSR (1921-1945), Simferopol, Tavriya, 1990, s. 239-242.
Vozgrin, V. “Genotsid Kak Kulminatsiya Etnosotsialnogo
Konflikta”, Krımski Tatarı: İstoriya i
suçasnit. Materiali Mizhnarodnoy Naukovoy Konferentsii, Kiev 1995, s.
24-31.
Vozgrin, V.,“Sürgünlük Siyaseti”, Yıldız, S. 4, 1991, s. 136-142.
Zemskov, V.N., “Massovoye osvobojdeniye Spetsposelentsev i
Ssılnıh (1954-1960 gg.)”, Sotsis,
Nu. 1, Moskva, 1991, s. 5-26.
Zemskov, V.N., “Spetsposelentsı”, Sotsis (Sotsiologiçeskiye İssledovaniya), No. 11, Moskva, 1990, s.
3-17.
[1] Ukrayna SSC
Kamu Düzenini Koruma Bakanlığı, Başsavcılık ve KGB’nin Kırım’dan sürgün edilen
Kırım Türkleri ve diğer milletlere mensup kişiler hakkında Ukrayna KP MK
Sekreteri P. Şelest’e gönderdikleri rapor (15 Nisan 1967), Ukrayna Devlet Merkezî Arşivi (TsDAGO Ukraini), fon (f). 1, liste
(L). 24, dosya (d). 6321, yaprak (y). 12-15.
[2] P. von zur
Mühlen, Gamalıhaç ile Kızılyıldız
Arasında, Çev. E.B. Özbilen, Ankara, Mavi Yayınları, 1984, s. 220; E.
Kırımal, “Kırım Türkleri”, Dergi, S.
59, 1970, s. 11’de Alman ordusunun Kırım’a girmesinden sonra Akmescid
(Simferopol) şehrinin resmi hükümet dairelerinden birinde Stalin hükümetinin
daha 1941 sonbaharında Kırım Türklerini tamamen Kazakistan’a sürgün etme
niyetini ortaya koyan bir belgenin ele geçirildiği ifade edilmektedir.
[3] A. Dallin, German Rule in Russia, 1941-1945: A Study
of Occupation Policies. London-New York, St. Martin's Press, 1957, s.
51-52, 253-254.
[4] A. Nekriç, Nakazannıye Narodı, New York, Khronika,
1978, s. 24-25.
[5] Bu konuda
bkz.: N. Abdülhamitoğlu, Yüz Binlerin
Sürgünü, İstanbul, Boğaziçi, 1974, s. 43.
[6] E. Kırımal,
“Sovyet Rusya Hakimiyeti Altında Kırım”, Dergi,
S. 49, 1967, s. 65.
[7] M. Ülküsal, II. Dünya Savaşında Berlin Hatıraları ve
Kırım’ın Kurtuluş Davası, İstanbul, Kutulmuş Matbaası, 1976, s.19 vd.
[8] E. Kırımal,
“Kırım Türkleri”, Dergi, S. 59,
1970, s. 11.
[9] O. Özkırım,
“II. Dünya Savaşında Kırım Türkleri ile Almanlar Arasındaki Münasebetler”, Emel, S. 25, 1964, s. 15; Kırımal, “Sovyet Rusya Hakimiyeti...”, s. 66.
[10] V.
Broşçevan-P. Tıgliyants, İzgnaniye i
Vozvraşçeniye, Akmescid (Simferopol), Tavrida, 1994, s. 34.
[11] G. A., Litvin,
“Krımsko-Tatarskiye Formirovaniya: Dokumenti Tret’yevo Reyha Svidetelsvuyet”, Vayenno–İstoriçeskiy Jurnal, S. 3,
Moskva, 1991, s. 91.
[12] Krım: Proşloye i Nastayaşçeye, Ed. S.G.
Agacanov, A.N. Saharov, Moskva, Mısl, 1988, s. 83; Mühlen, Kırım Türk
gönüllülerin sayısının bir ara 20 bin kişiye ulaştığını belirtmektedir, Mühlen,
a.g.e., s. 186.; Kırımal,
Bolşeviklere karşı silahlı mücadeleye katılan Kırım Türklerinin toplam
sayısının 1942-1944 yıllarında 8000 ile 20000 asker olarak değiştiğini
belirtiyor: Der Nationale Kampf Der
Krimturken mit besonderer Berucksichtigung der Jahre 1917-1918, Emsdetten/Wesfalen,
Verlag Lechte/Emsdetten (Westf.), 1952, s. 305; Ülküsal 14 batalyon ve 4 bin
kişilik bir gruptan bahseder, Berlin
Hatıraları, s. 108-109; Broşçevan ve Tıgliyants’a göre, bu tür gönüllü
teşekküller 200-300 kişilik 10 tabur ve 14 bölükten oluşuyordu,
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 35;
Nekriç eserinde kendi köylerini korumak için “Yerel” Nefs-i Müdafaa Taburlarına
katılanlardan bahsediyor ancak bir sayı vermiyor, a.g.e., s. 32-33.
[13] Litvin, a.g.m., s. 92-93.
[14] Kırımal, “Kırım Türkleri”, s. 11.
[15]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s.35; Krım: Proşloye i Nastayaşçeye, s. 91.
[16] E. Kırımal, Nationale Kampf s. 314.
[17] A. Fisher, The Crimean Tatars, California, Hoover
Institution, 1978, s. 156-157; Sovyetler Birliği döneminde yazılan eserlerde bu
komiteden “Burjuvazi–milliyetçi komite” olarak bahsedilmektedir. Görevleri
arasında, partizan hareketine karşı mücadele için teşkilatlanma, Sovyet ve
komünist faaliyetlerin imhası, eski adet ve geleneklerin yeniden
canlandırılması vb. hususların yer aldığı belirtilmektedir: Krım: Proşloye i Nastayaşçeye, s. 81-82.
[18] Özkırım, a.g.m.,
m. 17.
[19]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 34;
Nekriç, a.g.e., s.141; Ahmet Han
Sultan’a 24 Ağustos 1943’te Sovyetler Birliği Kahramanı ünvanı, 29 Haziran
1945’te ise Lenin nişanı ile ikinci madalya olarak “Zalotaya Zvezda” (Altın Yıldız)
verilmiştir, Krım:Proşloye i
Nastoyaşçeye, s. 84.
[20] “Obraşçeniye
Krımskotatarskogo Naroda k XXIII Syezdu KPSS”, Natsional’nıy Vopros v SSSR: Sbornik Dokumentov, Sostavitel’: R.
Kupçinskiy, Kiyiv, Suçasnist’, 1975, s. 288-326.
[21] Nekriç, a.g.e.,
s. 38-39.
[23] N. Devlet,
“240 Kırım Türkünün Müracaatı”, Emel,
S. 146, 1985, s. 4.
[24] Fisher, a.g.e.,
s. 162.
[25]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s.
8-9.
[26] V.N.Zemskov,
“Spetsposelentsı”, Sotsis
(Sotsiologiçeskiye İssledovaniya), No. 11, Moskva, 1990, s. 3-4;
“Deportatsiya: Beriya Dokladıvayet Stalinu”, Haz. N.F. Bugay, Kommunist, No. 3, Moskva, 1991, s. 101.
[27] “Pogrujenı v
Eşelonı i Otpravlenı k Mectam Poselenii...”, Haz. N.F. Bugay, İstoriya SSSR, No. 1, Moskva, 1991, s.
144.
[28] “40-50-e Godı:
Posledstviya Deportatsii Narodov”, Haz. N.F.Bugay, İstoriya SSSR, No. 1, Moskva, 1992, s. 122; Zemskov, a.g.m., s. 5.
[29] “Deportatsiya...”, s. 111.
[31] “Pogrujenı...”, s. 145.
[32] Mühlen, a.g.e., s. 226; “Deportatsiya...”, s. 104’te 29 Şubat 1943 itibariyle Çeçen-İnguş
ÖSSC’nden toplam 478.479 kişinin sürüldüğü, bunların içinden 91.250 kişinin
İnguş olduğu belirtilmektedir.
[33] “Deportatsiya...”, s. 109.
[35]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 27.
[36] SSCB İçişleri
Bakanı ve Devlet Güvenlik Bakanının bu emri için bkz.: M.N. Guboglo-S.M.
Çervonnaya, Krımskotatarskoye
Natsional’noye Dvijeniye, C. II, Moskva, Rossiyskaya Akademiya Nauk, Tsentr
po İzuçeniyu Mejnatsional’nih Otnoşenii, İnstitut Etnologii i Antropologii im.
N.N. Mikluho-Maklaya, 1992, s. 42-43; ayrıca bkz. Krımski Tatarı 1944-1994: Statti, Dokumenti, Svidçennya Oçevidtsıv,
Kiyiv, Ridniy Kray, 1995, s. 71-72.
[38] “Pogrujenı...”, s. 151.
[39] “Deportatsiya...”, s. 107.
[40] “Pogrujenı...”, s. 151.
[41] Gös.yer; ayrıca bkz. “Deportatsiya...”, s. 107.
[42] GKO’nın Kırım
Türkleri hakkındaki kararnamesi için bkz. Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II, s. 44-46; ayrıca bkz. Krımski Tatarı, s. 72-75.
[44]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 67.
[45] S. Courtois,
vd., Komünizmin Kara Kitabı, Çev. B.
Tanatar, vd., İstanbul, Doğan Kitap, 2000, s. 287.
[46] Taşkentskiy Protsess: Sud Nad Desyat’yu
Predstavitelyami Krımskotatarskogo Naroda, (1 İyulya - 5 Avgusta 1969 g.).
Sbornik dokumentov s illustratsiyami, Amsterdam, Fond im. Gertsena,
1976, s. 27.
[47] R. Conquest, Nation Killers: The Soviet Deportation of
Nationalities. New York: The Macmillan Company, 1970, s. 61.
[48] V. Vozgrin,
“Genotsid Kak Kulminatsiya Etnosotsialnogo Konflikta”, Krımski Tatarı: İstoriya i suçasnit. Materiali Mizhnarodnoy Naukovoy Konferentsii,
Kiev 1995, s. 28.
[49] A.L. Vesnin,
“Kak Proishodilo Vıseleni Tatar, Bolgar, Grekov, Armyan iz Krıma v 1944 godu”, Krımskaya ASSR (1921-1945), Simferopol,
Tavriya, 1990, s. 239-240.
[50] “40-50-e Godı...”, s. 134.
[51]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II,
s. 45.
[52] Zekiye
Settarova, “Hatıralar”, Der. E. Özenbaşlı, Haz. F. Mertoğul, (Çevirimçi) http//www.kirimdernegi.org.tr/hatiralar.htm,
06.05.2000.
[53] “Pogrujenı...”, s. 152; Beriya da aynı
bilgileri içeren telgrafı Stalin ve Molotov’a göndermiştir, “Deportatsiya...”, s. 107.
[55] “Pogrujenı...”, s. 152-153.
[56] Sürgüne maruz
kalan Kırım Türklerinin miktarı konusunda tam bir görüş birliği
bulunmamaktadır. Mesela Beriya’nın Stalin’e sunduğu rapordaki resmi rakamlara
göre sürgün edilen Kırım Türkleri 183.155 kişiden ibarettir: “Deportatsiya...”, s. 109. Kırım KP
MK’nin sürgünden sorumlu görevlisi Nemikin’in raporlarına göre 187.859, SNK
Devlet Komisyonu verilerine göre 188.626 kişidir: V.M. Broşçevan, “Deportatsiya
Jiteley Krıma”, Krımski Tatarı:İstoriya
i Suçasnit, s. 28, yazar A. Avtarhanov’a göre 423.100 Kırım Türkü sürgün
edilmiştir: Abdurahman Avtarhanov, “İmperiya Kremlya. Sovyetskiy Tip
Kolonializma”, Drujba Narodov, No.:
1-5, Moskva, 1991, s. 206; E. Allworth’un tespitine göre, sürgün sonrasında hayatını
kaybeden Kırım Türklerinin %46.2 oranında olması ve hayatta kalan %54’lük
oranın ise 228.474 kişiye tekabül ettiğini belirterek, Kırım’da yaşayan
Türklerin 423.100 kişi olduğunu ifade etmektedir: E. Allworth, “The Crimean
Tatar Case”, Tatars of the Crimea: Their
Struggle for Survival, Ed. E. Allworth, Durham, Duke University Press,
1988, s. 6; Bunun yanında Krımskotatarskoye
Natsinal’noye Dvijeniye adlı eserde Kırım Türk Milli Hareketi mensupları
tarafından 1966’da yapılan Kırım Türklerinin gayr-i resmi nüfus sayımı
sonuçlarına göre, sürgün edilen halkın toplamının 238.500 kişi olduğu
belirtilmektedir: Guboglo-Çervonnaya, a.g.e.,
C. I, s. 80.
[57] M. B. Altan,
“The Arabat Tragedy: Another Page from the “Surgun”, (Çevirimiçi) http://www.euronet.nl/users/sota/arabat.htm,
08.04.2000; ayrıca bkz. V. Vozgrin, “Sürgünlük Siyaseti”, Yıldız, S. 4, 1991, s. 138. Öyle ki, sürgünden sonra Kırım’da Türk
olarak sadece Hazar Türklerinin torunları olan 3301 Karaim Türkü kalmıştı: Bkz.
E. Kırımal, “Muhtelif Haberler”, Dergi,
S. 48, Münih, 1967, s. 79.
[58] V. İbrahim,
“Bitmeyen Çileli Yıllar”, Der. S. Bilal vd., Emel, S. 208, 1995, s. 30; “Sovyetler Birliği'ndeki Kırım
Türklerinin İsteklerine Dair Belge”, Emel,
S. 62, 1971, s. 34; F. Kerimova, “Hatıralar”, Haz. Z. Yüksel, Emel, S. 203, 1994, s. 28.
[59] H.D.
Mustafayev, “Vozmeşçeniye Moral’nogo i Material’nogo Uşçerba, Nanesennogo
Krımskotatarskomu Narodu v Hode Deportatsii: Printsipi i Podhogi”, Krımski Tatarı: İstoriya i Suçasnit (Do 50
Riççya Deportatsii Krımskotatarskogo Naroda), Materiali Mijnarodnoy
Naukovoy Konferantsii (Kiyiv 13-14 Travnya 1994), Kiyiv, Institute Natsional’nih Vidnosin i Politologi NAN
Ukraini, Kiev 1995, s. 54.
[60] “Deportatsiya...”, s. 109.
[61]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II,
s. 45.
[62]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 67.
[63] A.g.e.,
s. 48; Bir başka tespite göre ise, sürgünden sonra yaklaşık 80 bin adet
ev/bina, 34 bin kadar bağ-bahçe, 500 bin civarında büyük baş hayvan müsadere
edilmiştir: Mustafayev, a.g.m., s.
55.
[64]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 68.
[65] Vozgrin, “Genotsid...”, s. 28.
[66] Nekriç, a.g.e., s. 40.
[67]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 74.
[69] Vozgrin, “Sürgünlük Siyaseti”, s. 140.
[70] Ukrayna Kamu
Düzenini Koruma Bakanlığı, Başsavcılık ve KGB’nin Kırım’dan sürgün edilen
Türkler ve diğer milletlere mensup vatandaşlar hakkında Ukrayna KP MK I.
Sekreteri P.Y. Şelest’e gönderdikleri rapor, 15 Nisan 1967, TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6321, y. 12-15.
[71] Nekriç, a.g.e., s. 39.
[72] Kırım
ÖSSC’ndeki Rayon ve Rayon Merkezlerinin isimlerinin değiştirilmesi hakkında
RFSSC YSP’nun kararı için bkz.: Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II, s. 47.
[73] Kırım ÖSSC’nin
lağvedilip RFSSC bünyesinde Kırım bölgesine dönüştürülmesi hakkında SSCB
YSP’nun kararı için bkz.: a.g.e., s.
48.
[74] Bu konu
hakkında bkz.: “İnformatsiya “v Prezidiume Verhovnogo Soveta SSSR” 19 Fevralya
1954 g.”, Pravda Ukraini, 27
Fevralya (Şubat) 1954, s. 2; ayrıca, S. Çervonnaya, “Kırım Tatar Halkının
Mukadderatı: Devlet ve Kültürün Geçmişi, Bugünkü Problemleri ve Geleceği”, Çev.
İ. Yıldıran, A. Mertol, Emel, S.
191, 1992, s. 6.
[75] “Otkrıtoye
Pis’mo v Zaşçitu Krımskih Tatar”, Natsional’nıy
Vopros v SSSR, s. 328.
[76] L. Aleksiyeva,
İstoriya İnokomıslya v SSSR,
Vermont, Khronika Press, 1984, s. 111.
[77]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 86.
[78] R. Hayali,
“Spetskontingent”, Kırım Gazetesi,
Akmescid (Simferopol), 22 Şubat 1997.
[79] Aleksiyeva, a.g.e., s. 110.
[81] A. N. İdrisli,
“Yalıboyu’ndan Özbekistan Çöllerine”, Haz. N. Sarısoy, Emel, S. 210, s. 37.
[82] A.
Seyitmuratova, Natsional’noye Dvijeniye
Krımskih Tatar: Sobitiya, Faktı, Dokumentı, Akmescid (Simferopol), 1997, s.
3.
[83] S. Gitlin,
“Crimean Tatars in Uzbekistan: Problems and Devolopments”, (Çevirimiçi) http://www.ca-c.org/journal/eng01
2000/10.gitlin.shtml, 28.01.2000.
[84] M. Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları (Dünü-Bugünü-Yarını),
İstanbul, Baha Matbaası, 1980, s. 298; Fisher, a.g.e., s. 314.
[85] Vozgrin, “Sürgünlük Siyaseti”, s. 141.
[86]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s. 90.
[87] A. Sheehy,
“Kırım Tatarları”, Emel, S. 69,
1972, s. 21.
[88] Taşkentskiy Protsess, s. 590.
[89]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II, s. 47; Krımski Tatarı, s. 76.
[90]
Broşçevan-Tıgliyants, a.g.e., s.
107.
[91] Hayali, a.g.m., 3 Mart 1997. Bu konuda ayrıca
bkz.: K. Özcan, Kırım Türklerinin Sürgünü ve Vatana Dönüş İçin Milli
Mücadele Hareketi (1944-1990), İstanbul, Doktora Tezi, İ.Ü. Sosyal Bilimler
Ensititüsü, 2001, s. 99-102.
[92] Aleksiyeva, a.g.e., s. 110.
[93] Hayali, a.g.m., 17 Mart 1997.
[94] Bu kararname
hükümleri aynı zamanda, sürgüne maruz kalan Çeçen-İnguş, Karaçay, Balkar, Kalmık ve Almanları da içine alıyordu: Broşçevan-Tıgliyants,
a.g.e., s. 109.
[95] Hruşçev
konuşmasında ayrıca “hatta müsait bir yer bulanabilse idi halinde bütün
Ukraynalılar da bu sürgüne maruz kalacaktı” şeklinde bir ifadede bulunmuştu: O.
Sander, XX., XXI. Ve XXII. Kongreler ve
Sovyet Dış Politikası, Ankara, S.B.F. Yayınları, 1967, s. 8; ayrıca
Abdülhamitoğlu, a.g.e., s. 121-122.
[96] V.N. Zemskov,
“Massovoye osvobojdeniye Spetsposelentsev i Ssılnıh (1954-1960 gg.)”, Sotsis, Nu. 1, Moskva, 1991, s. 10.
[97] T.F. Pavlova,
“Dokumentı TsGAOR SSSR po İstorii Deportatsii Naradov v 40-50-ıye godı”, Deportatsii Naradov SSSR (1930-e – 1950-e
godı): Materialı k Serii “Narodı i Kul’turı”, XV/1, Moskva, RAN İnstitut
Etnologii i Antropologii, 1992, s. 14. Ancak bu kararnameye göre, sürgün edilen
Almanlar daha önce yaşadıkları yerlere dönme hakkına sahip olmadıkları gibi,
sürgün esnasında onlardan müsadere edilen malların da iadesi söz konusu
değildi.
[98] Deportatsii Naradov SSSR, s. 81, 88;
Ukrayna KP MK Sekreteri A. Kiriçenko, 15 Eylül 1954’te Hruşçev’e yazmış olduğu
bir mektupta, 1944 yılında sürgüne gönderilen Kırım Türkleri ile diğer
toplulukların bir daha Kırım’a girmelerinin yasaklanmasını ve müsadere edilen
malların iadesine izin verilmemesini talep ediyordu; bkz.: 1944 yılında sürgün
edilen ve sürgünlükten serbest bırakılanların Kırım bölgesine yerleşmek
istemeleri hakkında Ukrayna KP MK birinci sekreteri O.İ. Kiriçenko’nun SBKP MK
Sekreteri Hruşçev’e mektubu (15 Mart 1954),
TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 3614, y. 7-8.
[99] Aleksiyeva, a.g.e., s.124.
[100] KP Zaporojye
bölge komitesinin Ukrayna KP MK birinci sekreteri Kiriçenko’ya gönderilen,
Kırım Türkleri, Almanlar, Rumlar ve diğerlerinin yerleşmek için Akimov ve
Melitopol rayonlarına geldiklerini bildiren rapor (26 Ekim 1956), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 4306,
y. 187-188.
[101] Kırım’da
yaşamış olan Türk asıllı şahıslar hakkında Ukrayna İçişleri Bakanı İ.
Golovçenko’nun raporu (21 Kasım 1969), TsDAGO
Ukraini, f. 1, L. 25, d. 218, y. 29-33.
[102] Rusçası İnitsiativnaya Gruppa.
[103] “1957-1975
Senelerinde Kırım Tatarlarının Milli Hareketi”, Emel Mecmuası, Vol 1. Sovyet Rusyadaki Kırım Tatar Milli Hareketi
Organı, New York, Kırım Tatar Milli Merkezi, 1978, s. 19; Aleksiyeva, a.g.e., s. 112; Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. I, s. 101.
[104] “1957-1975 Seneleri...”, s. 24.
[105] Aleksiyeva, gös.yer.
[106] Özcan, a.g.t.,
s. 123.
[107] “1957-1975 Seneleri...”, s. 25.
[108] Örnek olarak
bkz.: Kırım Türklerinden birkaç kişinin Kırım’daki faaliyetleri hakkında KP
Kırım bölge komitesi tarafından Ukrayna KP MK birinci sekreteri Podgorniy’e
yazılan rapor (25 Ağustos 1958), TsDAGO
Ukraini, f.1, L. 24, d. 4740, y. 73-80.
[109] Sheehy, a.g.m.,
s. 23. Sovyet güvenlik organlarının
takibatına maruz kalan Kırım Türklerinin sayısı 1973 yılına kadar 5000
kişiyi bulmuştu. Bu konuda bkz.: “Vsenarodniy Zapros Krımskotatarskogo Naroda v
Politbyuro TsK KPSS”, Samizdat Belgesi,
Nr. 1884, Dekabr 1973, s. 4-5. (Yunus Kandımov’un özel arşivinden alınmıştır).
[110] Taşkentskiy Protsess, s. 57.
[111]A.P.
Grigorenko, A Kogda Mı Vernyomsya, New York, Crimea Foundation, 1977, s.
11-12; ayrıca bkz.: Krımski Tatarı,
s. 160-174; Natsional’niy Vopros, s.
255-271.
[112] “1957-1975 Seneleri...”, s. 29.
[113]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. I, s.
106.
[114] Aleksiyeva, a.g.e., s. 114.
[115]
Guboglo-Çervonnaya, gös.yer.
[116] Sovyetler
Birliği’nde bu tür yayınlar samizdat (kendi basım) olarak
adlandırılmaktadır.
[117] Fisher, a.g.e., s. 178.
[118] Bu konuda
ayrıntılı bilgi için bkz. K. Çapraz, “Kırım Tatar Türklerinde Basın”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İ.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1990, s. 28-29.
[119] Ukrayna KP MK
Sekreteri P. Şelest’in 1965 yılında Kırım Türklerinin Kırım’ı ziyaretleri
hakkında SBKP MK’ne verdiği bilgi (12 Kasım 1965), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 5991, y. 207-208.
[120] Sürgün
kısıtlamasının kaldırılmasından sonra Kırım bölgesindeki Kırım Türkleri
arasında meydana gelen oluşumlar hakkında KGB raporu (5 Şubat 1966), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6166,
y. 50-55.
[122] “Daha Önce
Kırım’da Yaşamış Olan Tatar Asıllı Vatandaşlar Hakkında SSCB YSP’nun Kararı (5
Eylül 1967)”, Guboglo-Çervonaya, a.g.e.,
C. II, s. 51. Bu kararname metni için ayrıca bkz.: Krımski Tatarı, s. 106-107; “Af Kararnamesi”, Emel, S. 47, 1968, s. 3.
[123] Sheehy, a.g.m.,
s. 25.
[124] Kırım
Türklerinin talepleri arasında mezkur kararnamenin Kırım’daki gazetelerde de
yayınlanması, kendilerinin nerelere yerleştirilecekleri, eğitim ve çalışma
şartlarının nasıl olacağı gibi hususlar yer almaktaydı. Bu konuda Ukrayna KP
Kırım bölge komitesinin SBKP MK Politbürosunun Kırım Türkleri hakkındaki
kararnamesinin uygulanması hakkındaki malumatı (15 Eylül 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6321,
y. 33-37.
[125] 5 Eylül 1967
tarihli SCB YSP kararnamesinden sonra Kırım Türklerinin gelişleri hakkında
Ukrayna KP Kırım bölge komitesi sekreteri Kiriçenko’nun malumatı -Gizli- (3
Ekim 1967), TsDAGO Ukraini, f. 1, L.
24, d. 6321, y. 49-55.
[126] Kırım
Türklerinin Kırım’a gelişi hakkında Ukrayna KP Kırım bölge komitesi sekreteri
Kiriçenko’nun malumatı (21 Eylül 1967), TsDAGO
Ukraini, f. 1, L. 24, d. 6321, y. 39-47.
[127] Aleksiyeva, a.g.e., s. 117.
[128] Örnek olarak
bkz.: a.g.e., s. 118.
[129] TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 218, y.
29-33.
[130] Aleksiyeva, a.g.e., s. 118.
[131] Ukrayna
Bakanlar Kurulu İş Kaynakları Komitesi Başkanı A. Denisenko’nun, Mayıs-Haziran
1968 tarihinde yürütülen Kırım Türklerinin yerleşimi çalışmaları hakkında
Ukrayna KP MK Sekreteri O. Lyaşek’e raporu (19 Haziran 1968), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 72, y.
22-29.
[132] Kırım
Türklerinin Ukrayna topraklarında yerleştirilmesi hakkında Ukrayna KP MK İdari
organlar şubesinin Ukrayna KP MK sekreteri İ. Lutak’a raporu (6 Ağustos 1973), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 891, y.
22-24.
[133] Şest Dney - "Belaya Kniga"-
Sudebniy Protsess İli Gabaya i Mustafı Cemileva, Ed. M. Serdar, New York, Fond Krım, 1980, s. VI-VII.
[134] “Kırım
Türklerinin Moskova’daki Temsilcilerinin Protestosu”, Emel, S. 47, 1968, s. 14-15.
[135] Fisher, a.g.e., s. 190.
[136] Sheehy, a.g.m.,
s. 30.
[138] KTMH’ndeki
düşüşü daha net bir şekilde SBKP Kongrelerine gönderilen dilekçelerin altına
atılan imza sayılarından da izlemek mümkündür. 1966 yılında XXIII. Kongreye 130
bin imzalı dilekçe gönderilirken, XXIV. Kongreye 60 bin, XXV. Kongreye 20 bin,
XXVI. Kongreye ise sadece 4 bin imzalı dilekçe gönderilmiştir. Bu hususta bkz.:
Aleksiyeva, a.g.e., s. 124-125; “1957-1975 Seneleri...”, s. 43.
[139] 1973
verilerine göre Herson’da 1541, Zaporojye’de 1063, Donetsk’de 693, Odessa’da 61
kişi yaşıyordu. Az miktarda Kırım Türkü de Voroşilovgrad, Kirovograd, Kiev,
Nikolayev, Çerkassi ve Harkov’da ikâmet etmek zorunda kalmıştı. 1968’den
itibaren 650 kişi çeşitli sebeplerle Ukrayna sınırlarını terk etmişti. 1 Mayıs
1973 tarihli Ukrayna İçişleri Bakanlığı verilerine göre Ukrayna SSC’nde toplam
6874 kişi yaşamaktaydı. Bunlardan Kırım’da 23 aile (101 kişi), Herson’da 31
aile (142 kişi) Zaporojye’de ise 2 ailenin (8 kişi) ikâmet kaydının yapılmadığı
belirtilmektedir: Ukrayna KP MK İdari Organlar Şubesi Müdürü Opanasyuk’tan
Ukrayna KP MK birinci sekreteri V.V. Şçerbitskiy’e Sunulan Rapor (14 Temmuz
1973), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25,
d. 891, y. 26-31.
[140] Kırım Türkleri
ağılıklı olarak İçki (Sovyet) (860 kişi), Lenin (841 kişi), Larindorf
(Pervomay) (591 kişi), Karasu Bazar (Belogor) (468 kişi) rayonlarında
yerleştiler: Kırım KP Sekreteri Kiriçenko, İşçiler Meclisi Başkanı Çemodurov ve
Ukrayna KGB Yardımcı şefi Troyak’ın Ukrayna KP MK’ne Kırım’da Kırım Türklerinin
faaliyetlerinin artması hakkındaki raporu (27 Kasım 1975), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 1250, y. 6-10.
[141] Jivoy Fakel: Samosojjeniye Musı Mamuta
(Sbornik dokumentov), Ed. R. Cemilev, New York, Fond Krım, 1986, s. 63-65;
Özcan, a.g.t., s. 194-196.
[142] Kırım
bölgesindeki pasaport kurallarının pekiştirilmesi yönünde ilave kararlar
hakkındaki SSCB Bakanlar Kurulu Kararnamesi (1978), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25, d. 1740, y. 3.
[143]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. I, s.
125.
[144] Kırım’da
uygulanan pasaport kuralları hakkında Ukrayna KP MK idari organlar şubesi şefi
A. Çumak’ın Ukrayna KP MK Sekreteri V: Şçerbitskiy’e verdiği malumat (17 Mart
1979), TsDAGO Ukraini, f. 1, L. 25,
d. 1940, y.10-11.
[145] Devlet, “240 Kırım Türkü...”, s. 11.
[146] “Kırım
Tatarları Sovyet Devletine Karşı”, Çev. H. Kırımlı, Emel, S. 141-145,
1984, s. 17.
[147] Cemiloğlu’nun
hapisten kurtulmasında Kırım Türkleri ve A. Saharov başta olmak üzere diğer
insan hakları savunucularının dönemin ABD Başkanı R. Reagan’a yazdıkları
mektubun büyük etkisi olduğu belirtilmektedir; bkz.: Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. I, s. 285.
[148] Z. Karatay,
“Kırım Türklerinin Moskova Gösterileri Nasıl Başladı Nasıl Cereyan Etti?”, Emel, S. 161, 1987, s. 4-5.
[149] Duyuru metni
için bkz.: “TASS Ajansının 23 Temmuz 1987 Tarihli Kırım Tatarlarıyla İlgili
Açıklaması”, Çev. H. Kırımlı, Emel,
S. 161, 1987, s. 24-26.
[150] “Deklaratsiya
Verhovnogo Soveta Soyuza Sovetskih Sotsialistiçeskih Respublik”, Pravda, 15 Noyabrya 1989.
[151] Kırım Tatar
halkının problemleriyle ilgilenen Komisyonun çözüm ve önerileri hakkında bkz.
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II,
s. 81.
[152]
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II,
s. 254.
[153] Ukrayna
SSC’nin Kırım ÖSSC’ni yeniden tesis eden kanunu hakkında bkz.:
Guboglo-Çervonnaya, a.g.e., C. II,
s. 103.
[154] “Kırım’a Genel
Bakış”, (Çevirimiçi) www.vatankirim.net/genel.htm,
10.04.2001.
|