18 Mayıs 1944 Unutulmayacak !
Yaşadığımız günlerde Avrupa ülkelerinde çeşitli politik düşüncelerle
Soykırım üzerine geniş eğilimler olduğunu gözlemlemekteyiz.
Bazı Avrupa ülkeleri veya politik kurumları ve şahıslar kendi
vicdanlarını rahatlatma amacıyla hareket ederken mensupları oldukları
toplumların tarihlerini gözardı etmektedirler.
Unutulmamalı ki; Sadece 1. dünya savaşı değil, 2. Dünya Savaşı
da büyük soykırımlarına sahne olmuş, bir sürü millet ve halk
soykırıma maruz kalmışlardır.
Nazi Almanyası'nın soykırımına maruz kalan Yahudiler ve Çingeneler
dışında da Sovyetler Birliğinin soykırıma uğrattığı milletler
nedense gündeme getirilmemektedir .
Almanlarla savaşta olması sebebiyle Sovyetler Birliği sınırları
içinde yaşayan Alman asıllıların dışında 8 Ekim 1943 tarihli
SSCB YSP kararnamesiyle toplam 93.139 Kalmuk Türkü Altay, Krasnoyarsk,
Omsk ve Novosibirsk bölgelerindeki özel iskan alanlarına sürgün
edilmiştir. 2 Kasım 1943'te ise toplam 69.267 Karaçay Türkü
vatanlarından zorla çıkartılmıştır.
Bütün bu toplulukların sürgüne gönderilme gerekçesi hemen
hemen aynıdır: Almanlarla işbirliği yapmak veya onlara karşı
gerektiği gibi mukavemet etmemek.
Oysa Alman işgaline hiç maruz kalmayan ve onlarla herhangi bir
teması bulunmayan Çeçen-Inguşlar da Stalin döneminin bu acı
siyasetinden nasibini almışlardır. Bu uygulama sonucu binlerce Çeçen-Inguş,
23 Şubat 1943'te başlayan bir operasyonla vatanlarından zorla çıkarılarak
Kazakistan ve Kırgızistan'ın çeşitli bölgelerine sürülmüşlerdir.
18 Mayıs 1944 tarihi de bu insanlık ayıbının yaşandığı
tarihlerden biridir ve Kırım Tatar Türkleri bu tarihte Ikinci Dünya
Savaşı sırasında Almanlara yardım ettikleri gerekçesiyle vatanlarından
topyekün sürgüne maruz kalmışlar, bu sürgün sırasında da büyük
bir soykırım yaşamışlardır.
Sovyet liderlerinden Beria'nın 10 Mayıs 1944'te Sovyet devlet başkanı
Stalin'den, Kırım Türklerinin Sovyet halkına karşı "ihanet
ettiği" göz önüne alınarak, bütün Kırım Türklerinin Kırım
bölgesinden çıkarılması hususunda Devlet Güvenlik Komitesi
(GKO)'nin onayını talep etmesini müteakip 11 Mayıs 1944 stalin imzalı
GKO'nin 5859 sayılı "çok gizli" kararnamesiyle Sovyet Yönetimi
Kırım'da yaşayan tüm Kırım Türklerinin vatanlarından sürgününe
karar vermişti.
Söz konusu kararname ile, sürgün edilecek olanların
beraberlerinde kendi özel eşyalarını, elbiselerini, günlük demirbaş
eşyalarını ve aile başına 500 kg erzak almalarına izin
veriliyordu.
Kırım Türklerini sürmekle görevlendirilen askerlerin taşkınlıkları
o derece artmıştı ki, yaşlı kadınları, acıdan çılgına dönenleri
kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra da arkalarından kurşun
yağdırmışlardı.
Hayvan vagonları ile sürgüne gönderilen Kırım Türklerinin sürgününün
yolda geçen safhası, Kırım Türkleri açısından unutulması güç
hadiselerin cereyan ettiği bir tablo ortaya koymaktadır.
Tıka basa vagonlara doldurulan halk, günlerce aç-susuz bir şekilde,
en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonunun ne olacağını bilmediği
bir seyahate çıkmıştı. Yol boyunca bir çok insan hastalanmış, özellikle
yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına
dayanamayarak hayatını kaybetmişlerdi. Ölenler durulan ilk yerde
vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol
kenarlarına bırakılmıştı. Bu şekilde yol boyunca ne kadar Kırım
Türkünün öldüğü bilinmemektedir.
Geri kalanlar da sürüldükleri Özbekistan ve Kazakistan'da çoğunlukla
fabrika ve işletmelerin bulunduğu köy ve kasabalara yerleştirildiler.
Kırım Türkleri buralarda uzun bir müddet son derece ağır şartlar
altında yaşadılar. Günlerce, haftalarca at ahırlarında, kuru
toprak üzerinde, hatta kazdıkları çukurlarda yaşamaya çalışarak
hayatta kalma mücadelesi verdiler. Son derece çetin olduğu görülen
bu hayat şartları, Kırım Türkleri arasında oldukça ciddi
boyutlara varan can kayıplarına neden oldu.
Sürgünden yıllar sonra bizzat Kırım Türkleri tarafından yapılan
nüfus sayımı sonucunda ortaya çıkan tablo, yol boyunca ve yerleşim
yerlerine vardıktan sonra geçen birkaç yıl içinde açlık ve hastalıktan
ölen Kırım Türklerinin mevcudunu gözler önüne sermektedir. Buna göre,
sürgüne gönderilenler arasında bulunan 112.700 çocuktan 60.034'ü,
93.200 kadından 40.085'i, 32.600 erkekten 12.061'i hayatını kaybetmiştir.
Bu sürülen bütün halkın %46.2'sı, diğer bir ifade ile halkın
neredeyse yarısı demekti.
Sovyet kayıtlarına göre Kırım'da 218 bin Kırım Türkü yaşadığı
kaydedilmişken 191.014 Kırım Türkünün sürgün edildiği gibi bir
durum ortaya çıkmaktadır, ki bu sayının gerçekleri ne ölçüde
yansıttığı ihtilaf konusudur.
Diğer taraftan, Nazi Almanyası da zoraki işçi (Ostarbeiter)
olarak binlerce insanı Almanya ve Avusturya'ya getirerek çok zor koşullarda
çalıştırmıştır.
Günümüzde sadece Almanya'da savaş sonrası esir ve ostarbeiter
olarak getirilen ailelerin yaşayan fertleri de büyük bir yekun
tutmaktadır.
Diğer taraftan sürgün edildikleri bölgelerden vatanlarına dönemeyenlerin
sayıları halen büyük rakamlarla ifade edilmektedir.
Günümüzde Özbekistan'dan Kırım'a dönemeyen tatar sayısı 200
bindir. Halen sürgün sonrası bölünen ve birbirine kavuşamayan
aileler sorunu da büyük bir sayı oluşturmaktadır.
Sürgün edilen bu toplulukların mensupları halen Sürgünlerin acısını
her yönüyle yaşamaktadırlar
Unutulmamalı ki; Kırım Tatarları ile birlikte sürgüne gönderilen
tüm toplulukların sürgün kararı olarak gösterilen gerekçe hep aynıdır.
Almanlarla işbirliği yapmak veya onlara karşı gerektiği gibi
mukavemet etmemek.
Sürgün olayları sırasında resmen soykırım tarifine uyan
uygulamalar yapıldığı halde tarihin daha eski dönemlerinde yapıldığı
iddia edilen sürgünler parlamentolara taşınırken bu halklara
uygulanan soykırımların hatırlanmamak istenmesi insanlık ayıbıdır.
En azından bu insanlardan sürgüne sebeb olan ülkelerin politikacıları
ve parlamentoları insanlık önünde özür dilemelidirler.
Milletlerinin sebeb oldukları zararların telafisi yönünde çaba göstermelidirler.
Batı Avrupa kırım Türkleri Kültür ve Dayanışma Merkezi olarak
18 mayıs 1944'te vatanlarından sürülen halkımızın ve diğer
toplulukların meselelerini Avrupa ülkelerinin Parlamentoları, resmi
kuruluşları, politikacıları ve basın kuruluşları nezdinde dile
getirip haklarını arayacağımızı Kamuoyuna duyururuz.
Batı Avrupa Kırım Türkleri
Dayanışma ve Kültür Merkezi
Genel Başkanı
Rafet Karanlık
18 Mayıs 2005.
|