| KIRIM TATAR MİLLÎ KURTULUŞ HAREKETİNİN KISA TARİHİ |
Mustafa Abdülcemil
Kırımoğlu
Kırım Tatar millî kurtuluş hareketinin tarihi, Kırım
Tatarların devleti olan Kırım Hanlığı'nın Nisan 1783'de ortadan kaldırılarak
topraklarının Rusya İmparatorluğu'na ilhak edilmesiyle başlar. Bu hareket,
sadece dramatik olaylarla değil halkın değişen hayat şartlarına bağlı
olarak sürekli değişen mücadele şekilleri ve metotlarıyla sürdürülegelmiştir.
Kırım'ın Rusya askerleri tarafından işgalini müteakip
ilk yıllar içinde Kırım Tatarları ülkelerini silâhlı mücadele yoluyla
kurtarmaya çalıştılar. Ne var ki, Kırım halkı 1768-1774 Rus-Türk Savaşı
boyunca çok zayıf düşmüş ve yıkıntıya uğramıştı. Hiç de uzak görüşlü
olmayan bir politikayla Rusya taraftarı bir çizgi izleyen son Han Şahin
Geray'ın ve II. Yekaterina'nın vermeyi vaadettiği zadegân ünvanlarına
kanan onun saray çevresinin ihanetiyle de karşılaşılmıştı. Bu
sebeplerden, Kırımlıların sömürgecilere başarıyla karşı koyabilecek güçleri
kalmamıştı.
Zâten o ana kadar kendisinden daha zayıf komşularından büyük
ölçüde topraklar ilhak etmeyi başarmış olan Rusya esareti altına aldığı
ve topraklarını kolonileştirdiği halkların direnişlerini bastırma yönünde
büyük bir tecrübeye sahipti. Böylelikle, (içlerinde en büyükleri Kezlev
ve Bahçesaray'dakiler olmak üzere) Kırım Tatarları tarafından birbiri ardına
kalkışılan bir kaç ayaklanma da şiddetle bastırılmıştır. Aralarında
tamamen barışçı insanların da bulunduğu on binlerce kişi yaşına yahut
cinsiyetine bakılmaksızın Rus ordusu tarafından sırf sindirme maksadıyla
yok edildi. Potansiyel olarak sömürgecilere karşı hareketleri teşkilatlandırabileceği
ve bunların başına geçebileceği düşünülen halk nezdinde en itibarlı, mümtaz
şahsiyetler bilhassa ortadan kaldırıldılar. Bu şekilde, 1783'in Nisan ayının
sonlarında, II. Yekaterina'nın Kırım'ın Rusya'ya ilhak edildiğine dair
manifestosunun ilânını takip eden günler içerisinde Karasubazar'da bir kaç
bin âlim, asker ve din adamı kılıçtan geçirildi.
Kırım'daki hâkimiyetini sürdürmek isteyen Rusya Kazan ve
Hacıtarhan (Astrahan) Hanlıkları'nı istilâsını müteakip uygulamış olduğu
metotları çok daha sert ve sistematik bir tarzda tekrarladı. Bunun açık
sebepleri vardı: Bir kere, Kırım yarımadasının tabiî şartları ve coğrafî
mevkii Rusya için bütün evvelce ilhak ettiği topraklarla mukayese edilemez
derecede büyük önem taşımaktaydı. Dahası, Rusya'nın İstanbul'u ele geçirme
ve Akdeniz'e bir çıkış temin etme yönündeki müteakip yayılmacılık plânları
için de Kırım'a sahip olmak şarttı.
Rusya İmparatorluğu'nun idarecileri serbest Kırımlıların
itaatkâr Rusya tebaları olacaklarına ve serflik şartlarına çabucak boyun eğeceklerine
inanmıyorlardı. Bu yüzden, Rusya'nın Kırım'daki temel stratejisi mümkün
olan en çabuk tarzda buranın yerli halkını oradan çıkartarak, yerine
Rusya'nın iç vilâyetlerinden getirilecek insanları yerleştirmek doğrultusundaydı.
Nitekim, bu gayenin hayata geçirilebilmesi için zengin tecrübelere dayanan
evvelce tatbik edilmiş metotlara müracaat edildi: Suçsuz halk şiddete ve
sistematik soygunlara maruz bırakıldı, en bereketli topraklar Çarlık erkânı
tarafından gasp edildi ve Kırım Tatarları ziraat açısından uygun olmayan
arazilere sürülerek hayatlarını idame imkânlarından mahrum bırakıldılar.
Dahası, gayet mümin insanlar olan Kırım Tatarlarının son derece hassas
oldukları dinî varlıkları kabaca tahkir edildi. Bu arada, Müslüman din
adamları kisvesindeki özel yetiştirilmiş ajanlardan da faydalanıldı. Bu
gibileri güyâ Osmanlı Padişahı'nın Kırım Tatarlarını dindaşları
Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına göç etmeye çağırdığı sahte
fermanlar dağıtıyorlardı.
Böylece, uzun yıllar boyunca devam edecek olan kitle göçleri
başladı. Rusya'nın Kırım Tatarlarına yönelik siyasetinin sertleşmesine
yahut liberalleşmesine bağlı olarak, bu hicret süreci bazı dönemlerde hız
kazanıyor, bazen de yavaşlıyordu. Muhaceret olgusu en yüksek derecesine
1853-1856 Kırım Savaşı'nı müteakip ulaştı. Bu dönemde Rusya idaresi
savaştaki küçük düşürücü mağlubiyetini Kırım Tatarlarının
"ihanetine" bağlama gayretine girerek, onlara karşı baskılarını
şiddetle arttırdı.
Neticede, bazı hesaplamalara göre Kırım Hanlığı
devrinde nüfusu yaklaşık iki milyon olan Kırım Tatar halkının sayısı
1897'de 186.000'e düşecekti. Bu rakam Kırım'ın toplam nüfusunun ancak %
34'üne tekabül etmekteydi.
Kırım'ın istilâsının en başından itibaren sömürgeciler
Kırım Tatar halkının maddî ve manevî kültürünü yok etmeye girişmişlerdir.
Kırım'daki Rus hâkimiyetinin daha ilk yıllarında yüzlerce mektep ve
medrese ortadan kaldırıldı. 800'ü aşkın cami yerle bir edildi yahut kışla
veya kiliseye çevrildi. 1833'de bütün Kırım boyunca Müslümanlara ait
kitaplar toplanarak yakıldı ki, bunlar arasında eşi bulunmayan nadir
kitaplar da bulunuyordu. Kırım Tatar millî hareketi bu ilk devrinde tamamen
mağlûp olmuştu.
Bu hareketin Kırım'ın Rusya tarafından işgalinden tam yüz
yıl sonra başlayan ikinci devri ise bütünüyle başka bir karakter taşır.
Hareketin bu ikinci etabının kurucusu ve hiç tartışmasız lideri sadece Kırım'da
değil, bütün Rusya İmparatorluğu'nda çok iyi tanınan büyük edebiyatçı
ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı'ydı. Gaspıralı Kırım'ın toprak olarak
istiklâlini kazanması hedefine yönelmiş değildi; zira böyle bir hedef
mevcut şartlar altında gerçekçilikten tamamen uzak ve ufuksuzdu. Bunun
yerine, Gaspıralı, Kırım Tatarlarının ve Rusya İmparatorluğu'ndaki diğer
Müslüman halkların maarif sistemlerinin radikal bir şekilde ıslah
edilmesini, sömürge halklarının, öncelikle de daha gerçekçi şekliyle dil
ve din bağlarıyla birbirlerine bağlı bulunan Türk halklarının birleşmelerini
ve kültürel açıdan bir yeniden doğuş sürecine girmelerini amaçlıyordu.
Gaspıralı, Müslüman halklar arasında hayatın bütün sahaları için yüksek
kalitede kadroların hazırlanması, onların imparatorluğun ekonomik, kültürel
ve siyasî hayatına cezbedilmeleri ve nihaî tahlilde totaliter Ortodoks-monarşist
Rusya İmparatorluğu'nun bütün halkların hukukunun ve şu cümleden kendi
kaderlerini tayin haklarının tanınacağı demokratik bir yapıya dönüşmesini
öngörmekteydi. Bu fikirler Gaspıralı tarafından 1883'de Bahçesaray'da çıkarılmaya
başlanan ve onun hayatının sonuna (1914'e) kadar editörlüğünü yaptığı,
20 yıl boyunca Rusya İmparatorluğu'ndaki yegâne Müslüman gazetesi olma özelliğini
koruyan Tercüman ve yine onun tarafından teşkil ve ıslah edilen yüzlerce
usûl-i cedid (yeni usûl) mekteplerinde yaygın bir şekilde propaganda
edilmekteydi.
Tercüman gazetesi ve onun yayıncısı etrafında
imparatorluğun Müslüman halklarının yeni ortaya çıkmakta olan
intelligentsiyasının en iyi unsurları toplanmıştı. Bunlar 1917 Şubat İhtilâli'ni
müteakip kendi halklarının millî kurtuluş hareketlerinin başlarına geçecekler,
ancak bilâhare, Stalin diktatörlüğü yıllarında tamamen yok edileceklerdi.
İsmail Bey Gaspıralı'nın insanî idealleri Batı'nın
entellektüel çevrelerinin de dikkatini çekmiştir. Onun fikirlerine bu çevrelerin
duyduğu ilgi ve sempatinin en önemli bir delili, bir grup Batılı âlimin onu
Nobel mükâfatına aday göstermeleridir. Ne var ki, fikirleri sadece Rusya'nın
değil o devrin diğer kudretli büyük devletlerinin, bu meyanda hâkimiyeti
altında çok sayıda Müslüman halklar bulunan Büyük Britanya'nın, yüksek
idare çevrelerinin menfaatlerine uygun düşmeyen Gaspıralı bu mükâfatı
kazanamadı.
XX. yüzyılın başlarında Kırım'da Gaspıralı'nın görüşlerinden
başka görüşler de ortaya çıktı. Bunlar ona karşı bir muhalefet
mahiyetinde değillerse de, daha radikal ve inkılâpçı özellikler taşımaktaydı.
Kırım Tatar millî hareketinin bu akımının temsilcileri Rusya Devlet Duması'nda
milletvekili olan ve 1907'de Karasubazar'da Vatan Hâdimi gazetesini çıkaran
Abdürreşid Mehdi (Mediyev) etrafında toplanmışlardı. O dönemde, Türkiye'deki
Kırım Tatar diasporası ve öncelikle de orada okuyan Kırım Tatar talebeleri
arasında da bir takım hareketler ortaya çıktı. Bu talebeler tarafından
meydana getirilen gizli "Vatan Cemiyeti" Kırım'daki vatandaşlarıyla
sürekli bağlantı halinde olup, Kırım'da illegal anti-monarşik yayınlar dağıtmaktaydı.
Böylece, 1917 Şubat İhtilâli patlak verdiğinde, Kırım
Tatar millî hareketi aydın ve inkılâpçı-demokratik kadrolardan oluşan
yeteri kadar güçlü bir yapıya kavuşmuş bulunuyordu. Bu kadrolar kendi
vatanlarında hâkimiyeti almaya ve idare etmeye muktedirlerdi. Bununla
birlikte, Kırım Tatar liderlerinin Kırım'da faaliyet gösteren demokratik çizgideki
Rus partileriyle birlikte Kırım Tatar halkının kendi kaderini tayin hakkına
saygı esasında bir idare teşkil teşebbüsleri müsbet bir netice vermedi.
Zira, ne yazık ki, pek çok Rus partisinin demokratlığı, aynen günümüzde
de görüldüğü üzere, imparatorluk hâkimiyeti altındaki halkların kendi
kaderlerini tayin hakkı meselesi gündeme geldiği anda sona eriyor yahut pek
zayıflıyordu.
23 [10] Aralık 1917 günü Kırım Tatar Millî Kurultayı Kırım
Demokratik Cumhuriyeti'ni ilân etti. Bu cumhuriyetin anayasası (Kanûn-ı Esâsîsi)
milliyet ve dinî inanç farkı gözetilmeksizin bütün yurttaşların eşitliğini,
Kırım'da yaşayan herkesin siyasî ve mülkî haklarını korumayı garanti
etmekteyse de, Kırım'daki Rus basını ülke sâkinlerini Tatar "diktatörlüğü"
tehdidinden söz ederek korkutmaktan geri durmuyordu. Yalnızca, beliren Bolşevik
tehlikesini yeteri kadar idrak eden küçük bir grup Rus subayı Kurultay tarafından
seçilen hükûmetle sıkı bir işbirliğine girerek, yine Kurultay'ın askerî
teşkilatı olan Kırım Askerî Kumandanlıığı'nda görev aldı.
Bu şartlar altında, Kırım Tatarlarının temel müttefikleri
Kırım'daki Ukrain teşkilatları ve 1917 Kasım ayında bağımsızlığını
ilân eden Ukrayna devletiydi. Bunlar Rusya İmparatorluğu'nun ihyası
tehlikesi karşısında sâbık imparatorluğun sınır bölgelerindeki dağınık
güçleri bir araya getirmeye çalışmaktaydı. Ne var ki, genç Ukrayna
Cumhuriyeti bizzat kendi istiklâlini bile muhafaza edemeyecek kadar güçten
yoksundu.
Kırım Tatar askerî birlikleri Kırım'da Bolşevik sürülerine
karşı duran yegâne güç durumundaydı. Bununla birlikte, karşılıklı güç
dengesi Kırım Tatarlarının son derece aleyhindeydi. 25-26 [12-13] Ocak
1918'de Bahçesaray önlerinde vuku bulan muharebede Kızıl Ordu ve Karadeniz
Filosu Bolşevik güçleri kat kat daha üstün durumda oldukları Kırım Tatar
birliklerini mağlûp ettiler. Kırım Demokratik Cumhuriyeti hükûmetinin
reisi Noman Çelebi Cihan tevkif edildi ve 23 Şubat 1918'de Akyar (Sevastopol)
hapishanesinde kurşuna dizildi. Kırım Tatarları düzenledikleri isyanlarla
Bolşeviklere karşı koydular. Nisan 1918'de Bolşevikler tarafından teşkil
edilmiş olan Tavrida Sovyet Cumhuriyeti hükûmetinin bütün kadrosu başbakan
Anton Slutskiy ile birlikte Kırım Tatar güçleri tarafından ele geçirilerek
idam edildi.
Kırım'da Sovyet hâkimiyetinin nihâî olarak teşkilini müteakip,
Ekim 1921'de idarî açıdan Rusya Federasyonu'na bağlı Kırım Muhtar Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti teşkil edildi. Sovyet Rusya Milliyetler İşleri Halk
Komiserliği'nin [Bakanlığı'nın] yarı resmî organı olan Jizn
natsionalnostey gazetesi, uzun yıllar boyunca Kırım Tatar halkına karşı
Çarlık hâkimiyeti tarafından sürdürülegelen kriminal siyaset göz önüne
alındığında, Kırım Tatarlarının millî devlet kurumunun ihyası anlamında
bu cumhuriyetin kuruluşunu Kırım Tatarlarına ödenen bir nevî tazminat
olarak değerlendirmekteydi. Jizn natsionalnostey Kırım Muhtar Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilânının propaganda açısından önemini de açıkça
ortaya koyuyordu. Bolşevik liderlerinin tasavvuruna göre, Kırım Tatarlarının
millî-teritoryal muhtariyetinin teşkili Şark halklarına Sovyet hâkimiyetinin
ne kadar âdil ve hukukî olduğunu gösterecek ve onların Sovyet devletine
sempatilerini celbedecekti. Aynı gazetede kaydedildiği üzere, Kırım Muhtar
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Şark halkları için yol gösterici bir meşale
olacaktı. Bütün bunlar ve o sıralarda Sovyet hâkimiyetinin kendisini yeteri
kadar sağlam hissetmemesi, Sovyet iktidarlarının ilk 7-8 yılı boyunca Kırım
Tatarlarına karşı neden nisbeten liberal bir siyaset izlediğini izah
etmektedir.
1921-1922 yıllarında Kırım'da yaşanan açlık felâketi
100.000 kişinin canına mal oldu ki, bunların % 60'ından fazlası Kırım
Tatarıydı. Bu ağır şartların yaşandığı dönemde, başında Veli İbrahim'in
bulunduğu Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti hükûmeti Kırım
Tatarlarının millî partisi olan "Millî Fırka"nın eski mensupları
ile sıkı irtibat ve yardımlaşma içinde olduktan başka, bu kimseler hükûmette
muhtelif vazifeler de almışlardı. Söz konusu kadrolarla Kırım'ın millî kültürü
ve ekonomi sahalarında belirli bir başarıya erişildi. Ancak bunun hemen ardından
baskı dönemi gelecekti. Mayıs 1928'de Veli İbrahim'in idam edilmesini
takiben, Kırım Tatar halkının siyâsî şahsiyetlerinin ve aydın tabakasının
topyekûn imhasına girişildi. Bazı hesaplamalara göre, II. Dünya Savaşı
öncesindeki temizlik harekâtında kurşuna dizilen veya GULAG'lara (mahkûm çalışma
kamplarına) kapatılan Kırım Tatarlarının sayısı yaklaşık 10.000'dir.
Bunlara ilâveten 50.000 kadar Kırım Tatarı da "kulaklarla" (yani hâli-vakit
iyi köylülerle) savaş kampanyası çerçevesinde Kırım'dan sürülmüşlerdir.
Böylelikle, 1930'lu yıllarda Sovyet hâkimiyeti
evvelkilerden de şiddetli metotlarla Kırım'ı yerli halkından
"temizleme" tatbikâtını sürdürmüştür. II. Dünya Savaşı ise,
bu kriminal siyasetin nihâî olarak neticelendirilmesi için yalnızca bir
vesile olmuştur.
II. Dünya Savaşı ve Kırım'ın Alman ordusu tarafından işgali
yıllarında Kırım Tatar halkının bir kısmının tutumu ve faaliyetleri
hakkında çeşitli rivayetler olmuştur. Elbette ki, Kırım Tatarlarının sürgününü
haklı göstermeye çalışan Sovyet propagandası Kırım Tatarlarının ezici
çoğunluğunun Nazilerle işbirliği yaptığını ve "Sovyet vatanı"na
ihanet ettiğini iddia etmiştir. Savaş döneminde Sovyet ordusunda veya
partizan hareketinde yer almış, sürgün sonrası dönemde de millî harekete
katılmış bazı Kırım Tatarları ise, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
yönetimine yazdıkları müracaatnâmelerde bunun tam tersini ispatlamaya çalışıyorlardı.
Ne var ki, pek az sayıdaki "halktan kopmuş" dışında bütün Kırım
Tatarlarının Alman işgali yıllarında "Sovyet vatanı"na ve Komünist
Partisi'ne sâdık kaldıklarını ve Nazilere karşı cephede ve partizan
hareketinde kahramanca savaştıklarını iddia eden bu insanlar da diğer açıdan
ifrata düşmektelerdi. İşin esasında, kaynakların ve olayların şâhitlerinin
naklettiği üzere, durum hiç de öyle tek taraflı anlatılacak kadar basit değildi.
Hiç şüphesiz, Alman faşizminin mahiyeti hakkında yeteri
kadar mâlûmâtı olmayan bazı Kırım Tatarları, bir ara halklarına kısa
bir dönem içinde o kadar muazzam acılar çektirmiş olan, nefret edilen Bolşevik
rejiminden Naziler sayesinde kurtulacakları ümidine kapılmışlardır. Bazı
diğerleri ise Sovyet hâkimiyeti tarafından "Lenin'in ve Stalin'in
eseri"ne mutlak sadâkat ruhunda ve "dünya sosyalizmi"nin kaçınılmaz
zaferi inancında yetiştirilmişlerdi. Bu arada Almanya da, kendi ittifakı
dairesine Türkiye'yi de çekebilme ümidiyle, işgal ettiği topraklarda yaşayan
Türk ve Müslüman halklara karşı daha imtiyazlı ve müsamahakâr tutum takınacağını
ortaya koydu. Bu siyasetin tezahürü olarak Kırım Tatarları tarafından teşkil
edilen Müslüman komitelerine olumlu bir yaklaşım içine girildi. Söz konusu
komitelerin faaliyetleri arasında, Bolşevikler devrinde yıkılan ve kapatılan
camileri tamir etmek veya baştan inşa etmek, millî maarif sistemlerini
yeniden kurmak, Bolşevik iktidarının "sınıf politikası"nın
eseri olan tasfiye kampanyaları ve diğer uygulamalarıyla Kırım Tatar halkının
muhtelif tabakaları arasında meydana getirilmiş düşmanlıkları ortadan
kaldırarak milleti tekrar birleştirmek, Alman ordusuna esir düşen Müslüman
askerlerini kurtarmak yahut onların vaziyetlerini iyileştirmek gibi çalışmalar
yer almaktaydı.
Bununla birlikte, bilhassa Nazilerin Kırım'da Yahudileri, Kırımçakları
ve Çingeneleri kitle halinde kurşuna dizmelerini ve kollektif mesuliyet ve
toplu rehine alma sistemlerinin uygulamaya konmasını müteakip, Kırım
Tatarlarının ezici çoğunluğu Alman faşizmi ve Rus bolşevizmi arasında
temelde bir farklılık olmadığını açıkça anladı. Bu bakımdan, Kırım
Tatarlarının çoğu bu savaşı hiç birinden kendisine iyilik ve fayda
gelmeyecek olan iki cânînin mücadelesi olarak gördü. Şurasını da kayd
etmek gerekir ki, Kırım Tatarları Nazilerin Kırım Tatarlarını Almanya'nın
Thüringen eyaletine sürmek ve "Gotenland" ismini verecekleri Kırım'a
Almanları iskân etme niyetinde olduklarından haberdar değillerdi.
Sovyet ordusunun tekrar Kırım'a girmesini müteakip bir ay
içinde, 18 Mayıs 1944'de vuku bulan Kırım Tatarlarının topyekûn sürgünü
ve onlara karşı soykırıma girişilmesi ise en kötü beklentilerin bile
fevkindeydi. Bu hâdise diğer özelliklerinin yanısıra, Sovyet idaresinin o
ana kadar yaptığı en büyük hıyanetti. Zira, daha savaşın başlamasından
öncesinden itibaren askere çağırılmış olan Kırım Tatar halkının
erkeklerinin büyük kısmı o sürgün anında da kanlarını Sovyet hâkimiyeti
uğruna dökmeye devam etmekteydi.
Vatana geri dönmeyi ve millî-teritoryal muhtariyeti ihya
etmeyi amaçlayan Kırım Tatar millî hareketinin bizzat sürgünün gerçekleştiği
18 Mayıs 1944 günü başlandığını söylemek mümkündür. Sürgün günü
münferit olarak buna karşı koyanlar ve bu sebepten kurşuna dizilenler olmuştur.
Bilâhare sürüdükleri yerlerden kaçma vakaları da görülmüştür. Bazı
kimseler daha o yıllarda Sovyetler Birliği idaresine sürgünü protesto
ettikleri yazılı müracaatlarda bulunmuşlar ve bundan dolayı cezalandırılmışlardır.
Bununla birlikte, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin başlangıcını
1950'lerin ortaları olarak göstermek daha doğru olacaktır. Zira, bu tarihten
önce yani sürgünün ilk on yılı boyunca, Stalin rejiminin en gaddar şartları
altında, sürüldükleri mecburî iskân mahallerinde insanların kitle halinde
açlıktan, hastalıktan ve cebrî çalışmadan kırıldıkları bir ortamda
her hangi bir teşkilatlı siyâsî harekete girişilebilmesine imkân yoktu.
Gayet sınırlı olmakla birlikte böyle imkânlar ancak Şubat 1956'da
Sovyetler Birliği Komünist Partisi XX. Kongresi'nde Stalin rejiminin bazı
cinayetlerinin, şu cümleden halkların topyekûn ülkelerinden sürülmelerinin
mahkûm edilmesinden sonra ortaya çıkabilmiştir. 28 Nisan 1956'da Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yüksek Sovyeti Prezidiumu'nun jzel bir kararnâmesiyle
Kırım Tatarlarının MVD (İçişleri Bakanlığı) organlarının doğrudan gözetimi
altında yaşaması uygulamasını kaldırdı. Ne var ki, söz konusu Kararnâme
Kırım Tatarlarının sürgün edilmiş oldukları vatanlarına geri dönme
hakları bulunmadığını da ifade etmekteydi.
O andan itibaren Kırım Tatarları yüksek devlet organlarına
milletleri hakkında adaletin yerine getirilmesi isteğinde bulunan ferdî ve
kollektif dilekçeler göndermeye başladılar. Bu tür müracaatların sayısı
da giderek çoğaldı.
Millî hareketin ikinci safhasını da Kremlin idarecileriyle
görüşmek ve onlara yollanmış olan müracaatnâme ve dilekçelerin cevaplarını
almak maksadıyla Moskova'ya halk temsilcilerinin gönderilmesi teşkil etti.
Bilhassa bu ilk yıllarda Sovyet idaresine yapılan Kırım
Tatar müracaatları komünist ruhuna fevkalâde sâdık bir tonda kaleme alınır
ve Lenin'in ve hayatta olan komünist liderlerin eserlerine çok sayıda atıfları
ihtiva ederlerdi. Bunlar müracaatnâmelerin altına büyük sayılarda imza alınabilmesini
mümkün kılardı. En büyük sayıda imza (yaklaşık 120.000) 1966'daki
Sovyetler Birliği Komünist Partisi XXIII. Kongresi'ne hitaben yazılan müracaatnâmenin
altında toplanmıştı. Böylesine kitlevî bir iştirake Sovyetler Birliği'ndeki
diğer millî, dinî ve insan hakları hareketlerinin hiç birinin tarihinde
rastlanmamıştır.
O dönemde, Kırım Tatarlarının yaşadığı köy ve şehirlerde
teşebbüs grupları teşkil edildiler. Bu grupların vazifeleri arasında, millî
hareketin gerektirdiği işleri ve gayelerini izah etmek ve Kırım Tatar
meselesine ilişkin gelişmeler hakkında mâlûmât vermek gibi maksatlarla Kırım
Tatarlarının düzenli olarak bir araya gelmelerinin temini, muhtelif Sovyet
yetkililerine hitaben bütün halk adından yazılan müracaatnâmelere imza
toplanması, Moskova'ya temsilcilerin gönderilebilmesi için para toplanması
ve idam edilmiş veya hapse atılmış olanların ailelerine yardım edilmesi
gibi faaliyetler yer almaktaydı.
Moskova'ya giden Kırım Tatar temsilcileri, hükûmet ve
parti organlarına hitaben yazılmış belgelerin kopyalarını aynı zamanda
muhtelif Sovyet gazete ve dergilerinin idarehanelerine, başkentdeki toplumca
tanınan şahsiyetlere ve başkalarına da vermekteydiler. 1965 yazından
itibaren Kırım Tatarlarının Moskova'ya gönderdikleri ve Sovyet başkentinde
daimî surette bulundurdukları sürekli olarak değişen insanlardan oluşan
temsilcilerinin sayısı ortalama 15-20 kişi olup bu sayının yüzü geçtiği
de görülüyordu. Kırım Tatarlarının yaşadıkları belli başlı
merkezlere bu temsilcilerin faaliyetleri hakkında bilgi veren duyurular gönderilmekte,
söz konusu duyurular buralarda çoğaltılarak bütün mahallî teşebbüs
gruplarına yönlendirilmekteydi. Moskova'daki Kırım Tatar temsilcilerinin bu
gibi bilgilendirme duyuruları Sovyetler Birliği'ndeki ilk samizdatları
teşkil etmiştir.
Teşebbüs grupları sistemi gayet tesirli ve az zaaflı
olarak işliyordu. Millî hareketin tek bir başının olmaması Sovyet
otoriteleri tarafından bu başın kesilmesi ihtimalini ortadan kaldırıyor, teşebbüs
grupları üyelerinin seçildiği ve halka hesap verdiği toplantıların açıkça
yapılması da, bunların kanundışı gizli faaliyetler olarak suçlanmasını
ve cezalandırılmasını güçleştiriyordu. İlk defa Kırım Tatarları tarafından
meydana getirilen teşebbüs grupları sistemi sonraları Sovyetler Birliği'ndeki
diğer millî ve insan hakları hareketlerince de taklit edilmiştir.
Bununla birlikte, kaydetmek gerekir ki, Kırım Tatar Millî
Hareketi iştirakçilerinin daimî arzuları, müracaatnâme, dilekçe ve
enformasyon bildirilerinin Sovyet yetkililerin tâkibâtı tehlikesinden mümkün
mertebe uzak olabilmeleri için titizlikle komünist ideolojiye ters düşmeyecek
tarzda kaleme alınmaları, bu belgelerin objektifliklerine ve demokratikliğine
halel getirmekteydi. Bu ise, insanların şuurlarında demokrasi ve hürriyet
ideallerinin gelişmesini engelliyordu. Halbuki bu ideallerin bulunmadığı her
türlü ictimâî-siyâsî hareketin krize girmesi kaçınılmazdır.
1965'den itibaren, Kırım Tatar Millî Hareketi bünyesinde
halkın haklarının iadesi meselesinde temelde farklı bir strateji ve bakış
açısına sahip daha radikal bir kanat ortaya çıkarak çok geçmeden
hareketin sürükleyici gücü haline geldi. Millî hareketin o ana kadarki
lider şahsiyetlerinin çoğunluğu Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti'nin eski idarecilerinden ve Komünist Partisi eski ileri
gelenlerinden, II. Dünya Savaşı'nın ve Kırım'daki partizan hareketinin
veteranlarından oluşmaktaydı. Bunlar halkın vatanına geri dönmesi ve
muhtariyetin ihyası meselesinin çözümünün ancak Sovyetler Birliği
idarecilerinin Kırım Tatarlarının Sovyet iktidarına ve Komünist Partisi'ne
mutlak sadâkatlerine ve Kırım Tatarlarının dönüşünün Kırım
ekonomisine yararlı olacağına ikna olmalarıyla mümkün olabileceği görüşünden
yola çıkıyorlardı. Halbuki yeni ortaya çıkan daha radikal kanadın
mensupları bu yaklaşımı hayalci, dar görüşlü ve Kırım Tatar halkı için
küçük düşürücü buluyorlar ve Kırım Tatar millî meselesinin ancak
Sovyet hâkimiyetinin bu meselenin bütün yönleriyle çözümlenmeden kalmasının
kendisine çözümlenmesinden çok daha pahalıya patlayacağını anlamasıyla
hallolabileceğine inanıyorlardı. Aynı zamanda, bu yeni kanatta, millî
meselenin âdil bir şekilde çözümlenmesine yönelik ciddî beklentilerden,
(totaliter Sovyet sisteminin tamamen değişerek demokratik bir yönetim haline
gelmesi yakın gelecekte muhtemel olmadığına göre) hiç değilse rejimin
daha demokratik bir yönelişe girmesiyle söz edilebileceği inancı kökleşiyordu.
Bu bakış açısı Kırım Tatar Millî Hareketi'nin Sovyet
rejimine şu yahut bu şekilde karşı koyan Sovyetler Birliği'ndeki bütün diğer
millî-demokratik, dinî ve insan hakları hareketleriyle bütünleşmesini
gerektirmekteydi.
Yeni kanadın müracaatnâmeleri, enformasyon bildirileri ve
diğer belgeleri esas olarak geniş mânâda topluma ve bu meyanda Sovyetler
Birliği dışındaki kamuoyuna hitap ediyordu. Bunlarda artık Sovyet rejimine
yönelik iltifatlara yer verilmiyor, herşeyin adı olduğu gibi söyleniyordu.
Bu belgeler kâide olarak Moskova'daki rejim muhalifleri ve yabancı ülkelerin
basın muhabirleri vasıtasıyla Batı'ya çıkarılıyor, bilâhare Azatlık
Radyosu'nun (Radio Liberty), Alman Dalgası'nın (Deutsche Welle),
BBC'nin, Amerika'nın Sesi'nin (Voice of America), Kanada Radyosu'nun
(Radio Canada) ve diğer yabancı radyoların güçlü yayınlarıyla muhtelif
dillerde tekrar Sovyetler Birliği'nin bütün topraklarına "geri dönüyorlardı".
Bu, kendi imajını sevimli gösterebilmek maksadıyla gerek ülke içine,
gerekse dış ülkelere yönelik propagandaya her yıl muazzam miktarlar
harcayan Sovyet rejimine inen en hassas darbelerden biri olsa gerektir.
Bu bakımdan, Sovyet hâkimiyet organlarının en fazla millî
hareketin bu yeni kanadına musallat olmaları şaşırtıcı değildir. Bununla
birlikte, millî hareketin komünist yanlısı, muhafazakâr diğer kanadının
mensuplarının faaliyetleri rejimin tahammül edeceği sınırları aştığından,
bunların da Komünist Partisi'nden atılmak, işlerinden çıkarılmak, idarî
ve cezaî takibâta uğramak gibi baskılara maruz kaldıkları sıkça görülüyordu.
1960'ların ikinci yarısından itibaren, Kırım Tatarları
bilhassa sürgünün günü olan 18 Mayıs'ın ve Kırım Muhtar Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti'nin kuruluş günü olan 18 Ekim'in yıldönümlerinde her
yerde düzenledikleri ve çok sayıda insanın katıldığı mitingler ve gösteriler
gibi eylemler giderek artmaktaydı. 1969'un Temmuz ayında, çeşitli ülkelerin
Komünist Partisi liderlerinin konferansının açılışının yapıldığı sırada,
bir grup Kırım Tatarı Moskova'nın merkezî meydanlarından birinde gösteri
yaptı. Gösterinin aslî talebi önde gelen insan hakları savunucusu ve Kırım
Tatarlarını müdafaa ettiği için cezalandırılmış olan General Petro
Hrihorenko'nun (Pyotr Grigorenko) derhal serbest bırakılmasıydı. Grup KGB ve
milis (polis) tarafından dövülerek götürülene kadar meydanda ancak altı
dakika kalabildi. Ne var ki, bu kısacık süre içinde Kırım Tatar meselesini
özetleyen ve Petro Hrihorenko'nun durumu hakkında bilgi veren onlarca
bildiriyi dağıtmayı başardılar. Gösteriyi izleyen ve bildirilerden alanlar
arasında çok sayıda yabancı basın-yayın muhabiri de bulunuyordu ki, bunlar
yayınlarında bir kere daha Kırım Tatar probleminden söz etmeleri için
vesile bulmuş oldular.
Kırım Tatar Millî Hareketi aktivistleri anti-Sovyet
ajitasyon ve propaganda suçlamasıyla ilk olarak 1961 yılında mahkeme karşısına
çıkarıldılar. Millî hareket mensuplarının Batı'nın iyice dikkatini çekmeye
başlamaları üzerine, Sovyet idarecileri onları giderek artan sıklıkta
yalan ve uydurma suçlamalarla muhakeme etmeye başladılar. Sovyetler Birliği'ne
bağlı cumhuriyetlerin ceza kanunlarına Temmuz 1966'da yeni maddelerin ilâvesiyle,
millî hareket mensuplarına karşı açılan davaların sayısı daha da arttı.
"Sovyet düzenine iftira" edilmesi hakkındaki yeni madde, Kırım
Tatarlarının devletin milliyetler siyasetini tenkit eden her türlü belgesi
dolayısıyla mahkûmiyetlerini kolaylaştırırken, "kitle düzenini
bozucu hareketlere iştirak" hakkındaki yeni madde de Kırım Tatarlarının
hiç bir zaman izin alınmaksızın düzenledikleri gösteri ve mitingleri
kapsamı içine almaktaydı. Elbette ki, önde gelen aktivistlerinin tevkif
edilmeleri Kırım Tatar Millî Hareketi'ne ciddî zarar verdi ve
faaliyetlerinde belirli bir azalmaya yol açtı. Bununla birlikte, kısa bir süre
içinde hareket yeni bir kuvvet alacaktı.
Kırım Tatar Millî Hareketi Moskova'daki insan hakları
savunucusu çevrelerle sıkı bir bağ kurdu. Kırım Tatar Millî Hareketi'ne büyük
sempati besleyen bu çevreler ona çok yönden destek vermeye çalışıyor ve
hareketin aktivistlerinin tutuklanmalarını açıkça protesto ediyorlardı.
Moskova'da bulunan Kırım Tatarları bunların evlerinden çok istifade
ediyorlardı. 1970'li ve 1980'li yıllarda Sovyet mahkemeleri tarafından mahkûm
edilen pek çok rejim muhalifinin davasında hazırlamak ve dağıtmakla suçlandıkları
Kırım Tatar meselesine ilişkin çok sayıda belge de yer almıştır.
Moskova'da yaşayan ve sonradan dünyaca tanınacak olan
insan hakları savunucusu General Petro Hrihorenko'nun oynadığı rolden burada
özel olarak söz etmemiz gerekmektedir. Kırım Tatar probleminden, zulme maruz
bırakılmış halkların hukukunun müdafaasına dair pek çok mektup ve müracatnâmeyi
kaleme almış olan yazar arkadaşı Aleksey Kosterin vasıtasıyla haberdar
olan General Hrihorenko, hayatının sonuna kadar halkımızın dostu ve destekçisi
olmuştur. Bu uğurda Sovyet rejiminin en korkunç cezalarından birine maruz bırakılmış
ve İçişleri Bakanlığı'nın özel akıl hastahanelerinde beş yıl
hapsedilmiştir. Serbest bırakılmasının ardından Sovyetler Birliği'nden sınır
dışı edildi ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşti. Hayatının son günlerine
kadar, şahsen ve başında bulunduğu Ukrayna Helsinki Grubu vasıtasıyla ABD
Başkanı'na ve milletlerarası teşkilatlara Sovyetler Birliği'ndeki Kırım
Tatar siyâsî mahkûmlarının serbest bırakılması için çağrılarda
bulunmayı sürdürdü. Hal böyleyken, 1991'de Kırım'a geri dönen Kırım
Tatarları tarafından kurulan ilk yerleşim yerindeki ilk sokaklardan birine
Pyotr Grigorenko (Petro Hrihorenko) adının verilmesi şaşırtıcı değildir.
Diğer taraftan, Kırım Tatar Millî Hareketi de Sovyetler
Birliği'ndeki diğer millî ve demokratik hareketlere ve genel demokratik sürece
kendi ciddî desteğini vermeye başladı. Kırım Tatar Millî Hareketi'nin bu
çizgisi hareketin aktivistlerinden birinin 1980'lerin başlarında Taşkent'deki
muhakemesindeki son sözlerinde şöyle formüle edilmişti: "Başkalarının
ihlâl edilen haklarına kayıtsız kalarak kendi hakların için ortaya çıkmak
mümkün değildir." Kırım Tatar Millî Hareketi aktivistlerinin imzaları
sadece kendi halklarının hukukunu savunan müracaatnâme ve bildirilerin altında
değil, diğer insan hakları müdafîlerinin tevkiflerine, Sovyet ordusunun Çekoslovakya'ya
ve Afganistan'a tecavüzüne ve her türlü millî ve dinî baskı ve zulme karşı
çıkan protesto belgesinin altında yer almaktaydı. Kırım Tatarları 1969'da
Sovyetler Birliği'nde ilk defa teşkil edilen insan hakları teşebbüs
grubunun da kurucuları arasında yer almışlardır. Kırım Tatar Millî
Hareketi'nin bu kararlı çizgisi ona gerek Sovyetler Birliği dâhilinde,
gerekse dış ülkelerde büyük itibar kazandırmıştır.
Taşkent'de düzenlenen ve binlerce kişinin katıldığı
halk gösterilerini müteakip 5 Eylül 1967'de S.S.C.B. Yüksek Sovyeti
Prezidiumu "Kırım'da Yaşamış Tatar Milliyetinden Yurttaşlar Hakkında"
bir Kararnâme yayınladı. Bu kararnâmede, "evvelce Kırım'da yaşamış
Tatarlar"ın sürgün edildikleri yerlerde ne kadar geniş haklara sahip
oldukları hususundaki klasik demagojinin yanısıra, Kırım Tatarlarının
bundan böyle Sovyetler Birliği'nin her yerinde yaşama hakları olduğu
kaydediliyordu. Bu Kararnâme'nin neşriyle birlikte, yüzlerce Kırım Tatar
ailesi Kırım'a hareket etti. Ne var ki, Kırım'daki mahallî idareciler söz
konusu Kararnâme'nin münhasıran "emperyalist propaganda"yı etkisiz
kılmak maksadıyla neşredildiği ve Kırım Tatarları için Sovyetler Birliği'nin
her tarafında yaşayabilmeleri hususunun hiç bir şekilde Kırım'a yerleşmeleri
mânâsına gelmediği hususunda merkezden "izahat" almışlardı. Böylece,
Kırım'a dönen Kırım Tatarlarını geri göndermek üzere derhal tedbirler
almaya giriştiler. Kırım Tatarları Kırım'da ev satın aldıklarında,
oturma izni ve iş temini gibi hususlarda bunları noterde tasdik ettiremiyor,
sonra da oturma izinleri olmadığı için defalarca ceza ödüyorlar ve nihayet
pasaport düzenini ihlâl ettikleri için hüküm giydirilerek cebren Kırım dışına
çıkarılıyorlardı. Bütün bunlar mahallî yetkililerin Kırım Tatarlarına
reva gördükleri standart muameleydi.
Yalnızca 1968 yılı içinde Kırım'a dönen ancak cebren dışarı
atılan veya ağır baskılar karşısında barınmalarına imkân verilmeyen Kırım
Tatarlarından sayısının on binden fazla olduğu hesaplanmaktadır. Bununla
birlikte, vatanlarında kendilerini ne gibi kanunsuzlukların beklediğini çok
iyi bilseler de Kırım Tatarları yine Kırım'a dönmeye devam ettiler. Bazı
aileler defalarca Kırım'dan dışarı atılmalarına rağmen tekrar geri
geldiler ve vatanlarında yaşama hakkı için mücadelelerini sürdürdüler.
Bazen bu Kırım dışına atılmaların trajik neticeleri
olmaktaydı. Kırım'dan ailesi ile birlikte fevkalâde gaddarâne bir
muameleyle dışarı sürülen 35 yaşındaki Fevzi Seydaliyev'in hikâyesi buna
bir örnektir, Seydaliyev Kırım'dan dışarı çıkarıldıktan sonra
Moskova'ya giderek Kızıl Meydan'da protesto gösterisi yapmaya kalkıştı.
Derhal tutuklandı ve kapatıldığı Dnepropetrovsk şehri hapishanesinde 19
Ekim 1968'de öldürüldü.
46 yaşındaki üç çocuk babası Musa Mamut Kırım'ın Beşterek
(Donskoe) köyünde 23 Temmuz 1978'de tekrar Kırım'dan dışarı çıkarmak üzere
evine gelen mahallî Sovyet idarecilerinin önünde protesto maksadıyla üzerine
benzin dökerek kendini yaktı.
Kırım'dan dışarı çıkarılma esnasında vücutlarına ağır
darbeler alan bir çok çocuk da sonradan hayatlarını kaybetti yahut ömür
boyu sakat kaldı.
Burada kaydetmek gerekir ki, bu zulümlerin sorumlusu olan
yetkililerin hiç birisi bundan dolayı cezalandırılmamıştır. Eğer yaş
haddinden emekli olmamışlar ise, bu gibiler bugün de Kırım'daki mahallî
idarelerde sorumlu mevkilerde bulunmaktadırlar.
1967-1987 arasındaki yirmi yıllık süre içinde Kırım
mahkemelerinde dâhilî pasaport düzeni kaidelerini ihlâl ettikleri ithamıyla
mahkûm edilen Kırım Tatarlarının sayısı 300'ü geçmekteydi. Aynı şekilde,
yetkililerin suiistimallerine dair kamuoyuna hitâben yazılan müracaatnâmeleri
hazırlayan yahut bunları imzalayanlar da Sovyet sistemi ve devletin
milliyetler siyaseti hakkında iftira atmak suçuyla hapse atıldılar.
1960'larda ve 1980'lerde Kırım'a dönen ancak tekrar tekrar
Kırım dışına çıkarılan Kırım Tatar ailelerinin çoğu yaşadıkları sürgün
yerlerine geri dönmek yerine, Ukrayna'nın Herson ve Zaporog oblastlarıyla
(vilâyetleriyle) Rusya Federasyonu'nun Krasnodar eyaleti gibi Kırım'a mümkün
mertebe yakın olan yerlere yerleştiler. Onlar buralarda millî hareketin teşebbüs
gruplarını teşkil ettiler. Vatanlarında en şiddetli kanundışı zulümleri
yaşamış olan bu insanlardan müteşekkil olan teşebbüs grupları kısa süre
içinde en aktif ve dinamik gruplar haline geldiler.
Sovyet yetkililerinin Kırım Tatar Millî Hareketi'ne karşı
politikası yalnızca baskı ve zulümlerden ibaret değildi. Sovyet organları,
1970'li yılların başlarından itibaren Kırım Tatar Millî Hareketi'nin bölünmesi
ve içinde kukla olarak kullanılabilecek akım ve hizipler oluşturulması için
teşebbüslere giriştiler. Bu akım ve hizipler de halkın vatanına dönmesi
ve Kırım'da muhtariyetin ihya edilmesi arzusunda olduklarını söylemekle
birlikte, onların asıl meşguliyeti Sovyetler Birliği Komünist Partisi
Merkez Komitesi'ne, resmî Sovyet organlarına ve muhtelif süreli yayınların
idarehanelerine Kırım Tatar Millî Hareketi'nin aktivistlerini
anti-Sovyetizmle, "Batılı emperyalistler"le ve Sovyet muhalifleriyle
bağ tutmakla suçlayan bildiriler yollamak oluyordu. Bu hiziplerin ifadesine göre,
suçladıkları aktivistler Kırım Tatarlarını "Sovyet halkı" ve
Sovyet hükûmeti nezdinde küçük düşürdükleri için Kırım Tatarlarının
Kırım'a dönmesine ve bütün hukukunun iadesine engel olmaktaydılar.
Sovyetler Birliği'ndeki millî ve insan hakları
hareketleriyle "ilgilenmekle" görevli bölümde çalışmış olan sâbık
KGB Yarbayı Aleksandr Kiçihin, Ekim 1993'de Azatlık Radyosu'na (Radio
Liberty) verdiği mülâkatta KGB'nin Kırım Tatar Millî Hareketi'nin asıl
çizgisine alternatif olacak üç ayrı akım oluşturduğunu tasdik etmiştir.
Bundan başka, Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesi
İdeoloji Bölümü KGB'nin ilgili dairesiyle birlikte, sistematik surette gerek
bütün Kırım Tatar Millî Hareketi, gerekse münferit aktivistler hakkında
kaba uydurma ve iftiralarla dolu daktiloyla yazılmış bildirileri hazırlamakta
ve (çoğunlukla posta yoluyla) dağıtmaktaydı. Bu bildirilerin altında imza
olarak, isim vermeksizin, "Kırım Tatar İntelligentsiyası Mensupları",
"Kırım Tatar Komünistleri", "Parti, savaş ve Emek Veteranları",
ve saire gibi ibareler yer almaktaydı. Bâzen de, bu bildirilerin altında Kırım
Tatar milliyetinden ve prestijli vazifelerde bulunan gerçek kişilerin imzalarının
yer aldığı da olurdu. Daha sonraları bu imzaların çoğunun Sovyet organları
tarafından baskı ile toplandıkları ortaya çıktı.
1980'li yılların sonlarında Sovyetler Birliği'nde başlayan
demokratikleşme sürecinin Kırım Tatar Millî Hareketi'nin daha da faal hale
gelmesine ve gücünü konsolide etmesine yardımcı olduğu bir gerçektir.
11-12 Nisan 1987'de Taşkent'de Kırım Tatar Millî Hareketi teşebbüs gruplarının
bütün Sovyetler Birliği çapındaki ilk toplantısı yapıldı. Bu toplantıda
bütün Kırım Tatar milleti adından Mihail Gorbaçov'a hitaben bir müracaatnâme
kabul edildi. Söz konusu müracaatnâmede, Kırım Tatarlarının temel
talepleri ortaya konmakta ve millet adına müzakerelere katılması istenen 16
temsilcinin isimleri gösterilmekteydi.
Ancak, altına kısa sürede 40.000 kişinin imza attığı
bu müracaatnâmeye hiç bir cevap verilmedi. Bunun üzerine, 13-14 Haziran
1987'de düzenlenen müteakip bütün Sovyetler Birliği çapındaki teşebbüs
grupları toplantısında Moskova'ya mümkün olan âzamî sayıda temsilci gönderilerek
bunların orada Kırım Tatar meselesine Sovyetler Birliği yönetiminin ve
kamuoyunun dikkatini çekmek üzere barışçı eylemlere girişmesi kararı alındı.
Bu bütün Sovyetler Birliği çapındaki teşebbüs grupları toplantısında,
Kırım Tatar Millî Hareketi'nin en yüksek organı olmak üzere 16 kişiden müteşekkil
Merkezî Teşebbüs Grubu meydana getirildi. Moskova'ya giden Kırım Tatarları
kendilerine karşı şiddet kullanılacağı tehdidine rağmen, 6 ve 23 Temmuz
1987 günleri Sovyet tarihinde ilk olmak üzere Kızıl Meydan'da açık gösteri
düzenlediler. Dünya basın, radyo ve televizyonları bu gösteriler ve bunların
milis ve özel kuvvetler tarafından zor kullanılarak dağıtılması hakkındaki
haberleri dünyaya duyurdular.
Sovyet yönetimi bu olaylara resmî ajansı olan TASS'ın 24
Temmuz 1987 tarihli bir bildirisiyle cevap verdi. Bu bildiride yine Kırım
Tatar halkı hakkında kaba uydurma ve hakaretler yer alıyor ve Kırım
Tatarlarının problemleriyle ilgilenmek üzere SSCB Yüksek Sovyeti Başkanı
Andrey Gromıko başkanlığında bir devlet komitesinin kurulduğu
duyuruluyordu.
TASS bildirisi Kırım Tatarları arasında muazzam bir
infialin doğmasına ve Kırım Tatar Millî Hareketi'nin görülmemiş ölçüde
bir tırmanışa geçmesine yol açtı. Kırım Tatarlarının yaşadıkları
her yerde miting ve gösteri dalgaları birbirini takip etti.
11 ay içinde Gromıko'nun başkanlığındaki devlet
komisyonu tesbit ve kararlarını yayınladı. Bunların esas mahiyeti, II. Dünya
Savaşı sonrasındaki demografik değişimler dolayısıyla hâlen Kırım'ın
nüfusunun ezici çoğunluğu Ruslar ve Ukrainlerden oluştuğundan Kırım
Tatarlarının Kırım'a dönmelerinin ve Kırım muhtar Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmasının mümkün olmadığı yönündeydi.
Bunun üzerine, yeniden Kırım Tatar miting ve gösterileri
yapılmaya başlandı. Taşkent, Moskova ve Taman'da yapılan gösteriler milis
tarafından şiddet kullanılarak dağıtıldı. Hükûmet organlarının
gaddarlığına cevap ve Gromıko komisyonunun kararlarını protesto
mahiyetinde olmak üzere ilk defa bütün Kırım Tatarlarını kapsayacak şekilde
genel grev düzenlendi. Genel grev neticesinde 1500 Kırım Tatarı işlerinden
atıldı.
Artık Kırım Tatarlarının ezici çoğunluğu vatanlarına
dönmek için hükûmetten medet ummanın mümkün olmadığını çok iyi anladı.
Böylece, sürgün yerlerindeki Sovyet idarecileri tarafından karşılarına çıkan
pek çok engelleri aşmayı başaran yüzlerce aile Kırım'a hareket etti.
Onları Kırım'da mahallî idarecilerin gelenekleşmiş mukavemeti bekliyordu.
İşin gerçeği, Kırım'daki Sovyet idarecileri artık eskisi gibi Kırım'da
Kırım Tatarlarına yer olmadığını açıkça ilân edemiyorlar (gerçi bazılarından
bunu söyleyenler çıkmadı değil), onları cebren Kırım dışına süremiyorlar
ve dâhilî pasaport düzenini ihlâl suçuyla hapse atamıyorlardı. Sadece
Sovyetler Birliği'ndeki gelişmekte olan açıklık ve demokrasi cereyanları
değil, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin ulaştığı güç de bu gibi davranışlara
izin vermiyordu. Mahallî Sovyet idarecileri artık daha ziyade, bürokratik
tedbirlere, Kırım Tatarlarına ev satmamaları için Rus dilli ahali arasında
"çalışmalara", milliyetler arasında gerginlik yaratmak gibi
faaliyetlere başvurmaktaydı.
Oturma izni almak yahut satın aldıkları evleri noterde
tasdik ettirebilmek için Kırım Tatarları yine mitingler, gösteriler,
piketler ve açlık grevleri yapmak zorunda kalıyorlardı. Meselâ, Bahçesaray
rayonunu (ilçesini) öz halkından "temiz" tutmak gayreti içine düşen
mahallî Sovyet idarecilerine karşı, yaklaşık yüz Kırım Tatarı 17-21 Mayıs
1988 tarihlerinde Bahçesaray Rayon İcra Komitesi binası yanında dört gün
kesintisiz gösteri yapmaya mecbur oldu. Ancak bundan sonra ilk bir kaç Kırım
Tatar ailesi oturma iznine kavuşabildi. Kırım Tatarları Kırım'ın her
yerinde böyle veya başka şekillerdeki protesto ve mücadelelerde bulunmaya
mecbur bırakıldılar. Neticede, Kırım'daki Kırım Tatarlarının nüfusu
bir yıl içinde iki katına çıktı ki, 1989 Nisan ayında bu rakam yaklaşık
40.000 olmuştu.
Böylelikle, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin ve mücadelenin
ağırlık merkezi tedrîcen Özbekistan'dan anavatana yani Kırım'a kaydı. Bütün
engellemelere rağmen halk Kırım'a dönmeye devam ediyordu. Kırım Tatar Millî
Hareketi iştirakçilerinin son büyük toplantısı olan Kırım Tatar Millî
Hareketi teşebbüs gruplarının bütün Sovyetler Birliği çapındaki beşinci
toplantısı 29 Nisan-2 Mayıs 1989 tarihleri arasında Taşkent oblastının
(vilâyetinin) Yañıyul kasabasında yapıldı. Toplantıya katılanların
oylarını ezici çoğunluğu ile mevcut teşebbüs grupları esasında Kırım
Tatar Millî Hareketi Teşkilatı adında belirli sayıda üyesi, nizamnâmesi
ve açık bir programı olan sosyal-siyâsî bir teşkilat kurulması kararı
kabul edildi. Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'nın Merkez Şûrâsı
ve Başkanı bir yıllık görev süresi için gizli oyla seçildi. Kırım
Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Merkez Şûrâsı'nın bundan sonraki bütün
büyük forum, toplantı ve kongreleri Kırım'da yapılacaktı. Kırım
Tatarları birbiri ardından Kırım'a dönerlerken Teşkilat'ın Merkez Şûrâsı
üyelerinin çoğunluğu da artık Kırım'a dönmüş bulunuyordu. Zâten,
vatana dönen Kırım Tatarlarının her geçen gün artan sayısı ve mahallî
idarecilerin onlara karşı giderek sertleşen tavrı Kırım'da çok daha teşkilatlı
ve maksatları iyi belirlenmiş bir hareket yürütmeyi zarûrî kılmaktaydı.
Kısa süre içinde, Kırım'da Kırım Tatarlarının
bulunduğu her yerleşim yerinde Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'nın
şubeleri teşkil edildi. Bu şubelerin temsilcileri iki haftada bir yahut şartlar
icap ettirirse daha sık olarak toplanarak bütün yerleşim yerlerinden gelen
bilgileri değerlendirmekte ve gereken kararları almaktaydılar. Bu suretle
durumu kontrol altında tutmak, vatandaşların haklarını korumak, mahallî
Sovyet idarecilerinin provokasyonlarını boşa çıkartmak ve aynı zamanda bazı
yerlerde meydana gelme tehlikesi gösteren etnik çatışmaların önüne geçmek
mümkün olmaktaydı.
Bununla birlikte, Kırım Tatarlarının kitlevî dönüşüne
bağlı olarak Kırım'daki mesken fiyatlarının fâhiş bir şekilde yükselmekte
ve aynı sebepten sürgün yerlerini terk eden Kırımlıların satmak
istedikleri evlerin fiyatları da düşmekteydi. Böyle olunca, Kırım Tatarlarının
ev satın almak yoluyla Kırım'a dönmeleri çok zorlaştı. O zaman da, Kırım'a
geri dönen Kırım Tatarlarına üzerinde kendi imkânlarıyla ev
kurabilecekleri arazi payları tahsis edilmesi meselesi gündeme geldi. Kırım
Tatarlarının mahallî idarecilere bu yöndeki bütün müracaatlarına boş
arazi olmadığı cevabı verilirken, aynı zamanda Rus ahaliye bahçecilik
yapmaları, ev ve daça (yazlık ev) kurmaları için hızla toprak dağıtımına
başlandı. O kadar ki, bazen Rus ahaliye arazi dağıtımı işyerlerinden
(meselâ, Akmescit şehrindeki "Foton" ve "Fiolent"
fabrikalarından) yapılıyor, onlara bu toprakları alarak kullanmalarının
bir "yurtseverlik borcu" olduğu, aksi takdirde söz konusu arazilerin
dönekte olan Kırım Tatarlarının eline geçeceği ve böylelikle Kırım'ın
"Tatarların" olacağı belirtiliyordu. Bahçesaray rayonunda (ilçesinde)
kolhoz ve köy Sovyetleri reisleriyle Komünist Partisi idarecilerinin köyleri
dolaşarak orada yaşayan Ruslar arasında mevcut boş arazileri bir an evvel işlemeleri
ve oralara yazlıklar kurmaları için ajitasyon yaptıkları belgelenmiştir.
Bu ajitasyonlarda köylülere bu toprakları sadece kendileri için almakla
kalmamaları, derhal Kırım dışındaki akraba ve arkadaşlarına haber
vererek onları da çağırmaları istenmekte, onlara inşaat ve iskân için
her türlü yardım vaad edilmekteydi. Yine aynı tehdit tekrarlanmaktaydı:
Aksi takdirde Kırım "Tatarların eline geçecek"ti. Böylelikle,
oldukça kısa bir süre içinde 150 binden fazla arazi parseli temin edildi.
Sonraları gazetelerde şu yahut bu şahsın tarla yahut yazlık arazi parselini
döviz karşılığında satmak yahut otomobil, video, vs. ile değiştirmek
istediği hakkında ilânlar yer almaya başlayacaktı.
Kolhozlar, sovhozlar ve rayon idareleri Rusya'dan çeşitli
kuruluş ve firmalarla onlarca anlaşma imzalayarak, onlara inşaat malzemeleri,
yakıt ve başka mallar karşılığında Kırım'da mesken ve diğer binaların
inşaatı için arazi tahsis ettiler. Bu gelişmeler karşısında, Kırım
Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Merkez Şûrâsı 9-10 Haziran 1989 tarihli
toplantısında Kırım'da kendisine ev inşa etmek üzere kendi iradesiyle
arazi parseli işgal eden Kırım Tatarlarına "her türlü yardım ve
desteği gösterme" kararını aldı.
Kırım Tatarları tarafından boş arazilerin bu şekilde
ilk işgali vakası Ağustos 1989'da Bahçesaray rayonunda gerçekleşmiş ve
bilâhare bütün Kırım'a yayılmıştır. Sovyet makamlarının buna cevabı
Kırım Tatarlarının buralarda kurduğu çadırlara baskınlar düzenleyerek
onları dağıtmak, cezâî takibâta geçmek ve tevkifler yapmak şeklinde
oldu. Bazı hallerde, Kırım Tatarlarının kurduğu derme çatma evlere baskınlar
düzenleyen mahallî idareciler bu baskınlara çevre köylerdeki Rus ahaliyi de
celbetmeye girişerek (ne yazık ki, bunda başarısız oldukları söylenemez)
geniş çaplı bir etnik çatışma tehlikesini doğurmaktan da çekinmediler.
Mahallî gazeteler "Tatar ekstremistler"e ve Kırım Tatar Millî
Hareketi Teşkilatı'na karşı linç duygusunu körükleyen yazılarla doluydu.
Sovyet organlarının Kırım Tatarları arasından yetiştiregeldiği bazı
"akım" ve grupların mensupları ile Kırım mahallî idaresinden
beslenen Kırım Tatar milliyetinden bazı şahıslardan da bu propagandalarda
uysallıkla vazife alanlar oldu. Sonraları mahallî Kırım Sovyet idaresi bünyesinde
teşkil edilen "Sürgün Edilmiş Halkların Meseleleriyle İlgili
Komite"ye de bu şahıslar dahil edileceklerdi. Söz konusu Komite, Ukrayna
tarafından Kırım Tatarlarının ve Kırım'dan sürgün edilmiş diğer etnik
grupların geri dönüş programı çerçevesinde tahsis edilen kaynakların dağıtımı,
daha doğrusu israf ve talan edilmesi işiyle meşgul olacaktı.
Bütün bunlara rağmen, Kırım Tatarlarının sarsılmaz
azmi sayesinde işgal ettikleri toprakların büyük kısmı ellerinden geri alınamadı.
Bu durumda mahallî yetkililer belirli bir müddet içinde bu fiilî durumu
"kanunîleştirmeye" mecbur kaldılar. Sonraları zâten geri almaları
mümkün olmayan bu parsellere işaret ederek Kırım Tatarlarına ne kadar çok
arazi "tahsis etmiş" oldukları hakkında beyanlarda bulunacaklardı.
Böylelikle, iki-üç yıl içinde on binlerce Kırım Tatar ailesi vatana dönmeye
ve hiç değilse boş parseller üzerinde ikâmet ruhsatı almaya muvaffak oldu.
Sovyetler İmparatorluğu'nun çöküşünün açık işaretlerinin
ortaya çıkması ve Sovyet Birlik cumhuriyetlerinin bağımsız devletlere dönüşmesi
gibi gelişmeler Kırım'daki Rus şoven çevrelerini ve en başta da Komünist
Partisi Kırım Oblast Komitesi'ni ciddî surette telaşlandırdı. Bu çevreler,
Çarlık ve Bolşevik rejimlerinin Kırım'a dair bütün diğer kararları
tamamıyla kanunî ve âdilmişçesine, Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti
Prezidyumu'nun 19 Şubat 1954 tarihli Kırım'ın Rusya Federasyonu terkibinden
çıkartılarak Ukrayna'ya bağlanması hakkındaki Kararnâmesi'nin
"kanundışı" olduğuna dair yaygara koparmaya başladılar. Evvelce,
Komünist Partisi Kırım Oblast Komitesi, Kırım Tatarları sürgünden sonra
lağv edilmiş olan Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin yeniden
kurulmasını talep ettiklerinde bunu âdetâ ağır bir suç olarak görürdü.
Halbuki, aynı komite şimdi Moskova'nın da desteğiyle, "Kırım halkının
kendi kaderini tayin hakkı"ndan söz etmeye ve bir tür "Birlik Antlaşması"yla
SSCB bünyesinde yer alması öngörülen Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti'nin ihyası için referandum yapılmasına dair kampanya başlattı.
Elbette ki burada söz konusu olan Kırım'ın yerli halkı olan ve o sırada büyük
kısmı sürgün yerlerinde yaşamakta bulunan Kırım Tatarlarının değil, sürgünden
sonra çoğu Rusya'dan Kırım'a yerleştirilmiş olan ve hâlen Kırım nüfusunun
kâhir ekseriyetini teşkil eden göçmenlerin kendi kaderini tayin hakkıydı.
Diğer bir ifadeyle, gerçekleştirilmek istenen, Kırım Tatar halkının tarihî
vatanı üzerinde geniş yetkilere sahip mahiyet itibarıyla bir Rus muhtariyeti
kurmaktı. Bu muhtariyetin de şartlar müsait olduğu takdirde sürgün sonrası
göçmenlerin büyük çoğunluğunun vatanına yani Rusya'ya bağlanması yahut
bir müddet kendi başına buyruk bir cumhuriyet olarak kalması öngörülmekteydi.
Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Kırım Tatar halkının
kanunî hak ve menfaatlerinin utanmazca ihlâli olarak telâkkî ettiği bu
maceraya şiddetle karşı çıktı. Teşkilat vatandaşlarını 20 Ocak 1991'de
yapılacak olan ve neticesi baştan belli olan "referandum"u boykot
etmeye çağırdı.
Kırım Tatar halkının kanunî haklarını korumak için
olmasa bile, hiç değilse kendi hükümranlığını ve toprak bütünlüğünü
muhafaza gayesiyle Ukrayna hükûmetinin bu "referandum" a karşı bir
takım tedbirler alacağı yönünde bazı ümitler vardı. Kaldı ki, böyle
bir "referandum"un yapılması Ukrayna'nın şu yahut bu bölgesinin
statüsüne dair meselelerin bölge çapında değil, ancak bütün Ukrayna çapında
referandumların neticesi esas alınarak belirlenmesini öngören Ukrayna
kanunlarına da aykırıydı.
Ne var ki, Ukrayna parlamentosundaki komünist çoğunluk 12
Şubat 1991 tarihli kararıyla Kırım referandumunun neticelerini tasdik ve
teritoryal esaslı Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin teşkilini
kabul etti. Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı temsilcileri Ukrayna
parlamentosu toplantı salonuna alınmalarına ve demokratik görüşlü
milletvekillerinin ısrarlı taleplerine rağmen kendi vatanlarının statüsü
meselesi hakkında karar verilecek olmasına bakılmaksızın söz hakkı alamadılar.
Bu arada, Komünist Partisi Kırım Oblast Komitesi idaresi Kırım Tatar Millî
Hareketi Teşkilatı'nın bütün Kırım Tatar halkını temsil etmediği ve Kırım
Tatarları arasında muhtelif siyâsî eğilimlerde çeşitli akımlar olduğu
yolunda iddialar ortaya atmakla meşguldü.
26 Haziran 1991 tarihinde Akmescit'de Kırım Tatar Millî
Kurultayı toplandı. Kurultay'a iştirak eden Kırım Tatar halkının
temsilcileri Sovyetler Birliği'nde Kırım Tatarlarının yaşadığı bütün
yerleşim yerlerinde yapılan seçimlerle belirlenmişti.
Kırım Tatar Millî Kurultayı Kırım Tatar halkının
iradesi hilâfına Kırım'da teşkil edilen muhtar cumhuriyetin meşru olmadığını
ilân ederek, "Kırım Tatar Halkının Millî Egemenlik Beyannâmesi"ni
kabul etti. Ayrıca, Kurultay'da gizli oyla yapılan seçimle Kırım Tatar halkının
en yüksek temsil organı olmak üzere Kırım Tatar Millî Meclisi teşkil
edildi.
Böylece, Kırım Tatar Millî Meclisi derhal Kırım'ın her yerinde mahallî
millî idare organları olarak köy, kasaba ve bölge meclislerinin kurulmasına
girişti. Kırım Tatarlarının Kırım'ın dışında geçici olarak yaşadıkları
yerlerde ise vatana dönüşe yardım komiteleri kuruldu.
|