Deneme featured 2

Mayıs 12, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

deneeeee

Yeni featured deneme

Mayıs 12, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

deneme

Soykırım Nedir?

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Yazılar

Soykırım teriminin kökeni nedir?

Soykırım suçu ilk kez 1944 yılında, Rafael Lempkin’nin bu tarihten on yıl önce “Axis Rule in Occupied Europe” adlı kitabında yaptığı bir öneriye dayandırılarak tanımlandı. Soykırım (Genocide) kelimesi, Yunanca ırk, ulus ya da soy anlamına gelen “genos” kelimesi ile Latince öldürme anlamında kullanılan “cide” son ekinin birleşmesiyle oluşmuş, iki ayrı dilden alınmış kelimelerle yapılan birleşik bir kelimedir. Bu kelime, 1945 Nuremberg Şartında açıkça bir suç olarak tanımlanmamasına karşın, kıdemli Nazi subayların duruşmasının iddianame ve açılış konuşması sırasında Nuremberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi huzurunda insanlık karşıtı bir suç olarak zikredildi.

Soykırım nedir?

Soykırım, bir grup insanın tamamını veya bir kısmını yok etmeyi amaçlayan birtakım eylemlerin her biridir, bu yok etme maksadı soykırımı diğer insanlık karşıtı suçlardan ayırır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün 6. maddesi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım suçunu yargılama yetkisini Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Bu tanımlama uluslararası örf ve adet hukukunun bir parçası olarak kabul edilmiştir, bu nedenle Soykırım Sözleşmesini onaylamış olsun olmasın, tüm devletler için bağlayıcıdır. Ruanda ve Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Statüleri de aynı tanımlamayı kullanmışlardır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi hangi soykırım eylemlerini yargılayabilecek?

Aşağıda sıralanan beş yasak eylem, -ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen ya da kısmen yok etmek kastıyla işlenirse- soykırım suçunu oluşturur:

– Bir grubun üyelerini öldürülmesi

– Bir grubun üyelerinin ciddi bedensel veya zihinsel zarara uğratılması

– Bir grubun yaşam koşullarının üyelerine fiziksel zarar verilmesi amacıyla bilerek zorlaştırılması

– Bir grup içinde yeni doğumların önlenmesi

– Bir grubun çocuklarının zorla başka bir gruba aktarılması.

Kültürel soykırım (bir grubun üyelerinin kendi dilini kullanmasını , dini faaliyetlerini veya grubun kültürel faaliyetlerini gerçekleştirmesini engellemek amacıyla yapılan bilinçli eylemler) aynı zamanda bu beş yasak eylemden biri olmadıkça ve soykırım maksadıyla işlenmedikçe statüde kullanılan soykırım tanımına girmez. Benzer şekilde çevreye karşı saldırılar yoluyla yapılan ekosit (eko sistemi belirli bölgede bozmak veya yok etmek amacıyla işlenen eylemler) bu tanımlamanın kapsamına girmez ve bu saldırılar soykırım amacıyla gerçekleştirilmiş yasak beş eylemlerde birini içermedikçe soykırım suçunu oluşturmaz.

Tecavüz bir soykırım suçu olabilir mi?

Ruanda için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği 1998 tarihli Akayesu kararı, tecavüzün korunan bir grubun üyelerine ciddi bedensel ve ruhsal hasar verecek bir metot olarak uygulanmasının soykırım suçunu oluşturduğuna hükmederek bir dönüm noktası olmuştur. Buna ek olarak kararda, tecavüzün bir gruptaki doğumları engelleme aracı olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Örneğin, etnik kökenin babanın kimliğine göre belirlendiği toplumlarda bir kurbana onu hamile bırakmak üzere tecavüz etmek kurbanın kendi grubuna dahil bir çocuk doğurmasını engelleyebilmektedir.

Başkalarını soykırım suçu işlemeye teşvik eden kimseler suçlu mudur ( olacak mıdır?)

Statünün 25 (3) (b) maddesine göre soykırım suçu işleyen ya da işlemeye yeltenen birine bu suçun işlenmesini emreden, suça teşvik veya tahrik eden herkes soykırım suçlusudur. Ayrıca 23 (3) (e) maddesi uyarınca da bir kimsenin doğrudan ve alenen diğerlerini soykırım suçu işlemeye kışkırtması da soykırım suçunu oluşturur.

Soykırım suçu işleyenlere ya da işlemeye teşebbüs edenlere yardım edenler suçlu mudur?

Statünün 25 (3) (c ) maddesine göre bir başkasının soykırım suçu işlemesine veya işlemeye teşebbüs etmesine yardım eden, cesaret veren herkes soykırım suçlusudur. 25 (3) (f) maddesi soykırım suçu işlemeye yeltenen herkesin soykırım suçlusu olduğunun belirtir. Soykırım Sözleşmesinin 3. maddesinin tersine, soykırım yapmak için gizlice anlaşmak (komplo kurmak) açıkça bir suç olarak tanımlanmamasına rağmen Statünün 25. maddesi bunu suç olarak kabul etmiştir

Kim bir soykırım kurbanı olabilir?

Ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun herhangi bir üyesi soykırım kurbanı olabilir. “Etnik” terimiyle dilsel ve kültürel grupların kapsanması amaçlanmıştır. Roma Statüsü sosyal ve politik grupları potansiyel kurban tanımına dahil etmez. Ancak bu gruplara karşı yöneltilen insanlık karşıtı suçlar yaygın veya sistematik temelde ve bir devlet ya da örgüt politikasına uygun olarak işlenirse mahkemenin yargı yetkisine girer (bak. Bilgi Notu 4).

Bir grubun tamamen ya da bir bölümünün yok edilmesi mi yok etme amacını gütmek mi suçun oluşması için gereklidir?

Böyle bir gereklilik yoktur. Soykırım suçuyla suçlanmak için kasaba veya köy gibi belirli bir toplumdaki bir grubun büyük bir kısmını o grubun kimliği nedeniyle yok etme amacını gütmek yeterlidir.

Soykırım suçuyla kimler yargılanabilir?

Hangi mevkide olursa olsun herkes soykırım suçuyla yargılanabilir. Bu demektir ki, sadece soykırımı planlayan ve yapılmasını emreden bir devlet başkanı ya da hükümet bakanı değil suçu işleyen sıradan bir asker veya kapı komşusu da soykırım suçunun faili olabilir. Madde 33 (2) açıkça, bir üsttün emirlerine uymayı soykırım suçlamasına karşı yasal bir savunma nedeni olarak kabul etmez.

Soykırımın kanıtlanması için ne gereklidir?

Bir grubu tamamen veya kısmen yok etme amacının suçun temel unsuru olmasıyla birlikte, eylemlerin arkasındaki niyetin ve güdülerin kesin bir kanıtını bulmak hem çok önemli hem de genellikle çok zordur.

Kırım Tatar Milli Meclisi reisi M.A. Kırımoğlu’nun Sürgünün 60. yılında Akmescit’te yaptığı konuşma

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

Sayğılı Qırımtatar milleti, sayğılı Romanya’dan, Türkiye’den ve diğer ülkelerden kelgen diasporamızın temsilcileri, sayğılı misafirlerimiz.

Her bir halkın hayatında insanların bir araya toplayan tarihi ve manalı bir günü vardır. Çok milletler için bu adeta milletin bağımsızlık kazandığı günü veya nasıldır başka bir milli bayramdır. Ama bizim halkımızın takdiri oyle oldu ki, bizim için en manalı ve insanlarımızı en çok bir araya ketirgen gün 18 mayıs – milletimizni tamamile yok etmeye niyetlenen sürgün ve soykırım günüdür. O facialı 1944 yılında dünyağa kelgen ve hayatta kalğan insanlarımız da artık çoktan kartbaba ve kartanalar yaşına geldiler, ama halkımıza karşı yapılan cinayetin sonuçları o kadar dehşetli oldu ki, bu vakia milletimizin hatırasından ebediyen silinmeyecektir.

İnşallah, gelecekte bizim halkımız için de en önemli gün bu matem günü degil, tam tersine, parlak bir gün, bizim hep milli ve insan haklarımız tamamile iade edildiği ve nihayet bizim devletçiliğimiz, milli muhtar cumhuriyetimiz kurulduğu bir gün olacaktır. O zaman biz matem günümüze yalnız ğurbet topraklarında olgen ve öldürülen soydaşlarımızın ruhlarına hayır dualar okumak için toplanabiliriz. Ama o zaman gelmeince kadar, yani bizim milli meselemiz tamamile çözülmeince kadar 18 mayıs günü bizim için yalnız matem günü değil de, ayni zaman hep esas milli taleplerimizi ortaya koyduğumuz ve bu talepler yerine getirilmesi için kureşeceğimize biz son derece kararlı olduğumuzu numayış eden bir gün olacaktır.

Keçken 60 yıl bizim halkımız için hep kureş yılları oldu. Birinci sürgün yılları Orta Asya ve Uralların en olumsuz bölgelerine sürülen ve dehşetli rejim altında olan halkımız hayatta kalmak için kureşti. Yalnız 2-3 yıl arasında onbinlerce insanlarımıznı kaybetip, halkımız vatanına kaytmak ve kendi hakları için zamanın en güçlü rejimine karşı kendi mücadelesini başladı. Bizim milli demokratık hareketimizde bütün Qırımtatar halkı iştirak ettti demek mümkündür. Bu milli hareket halkımıznı daha ziyade birleşmesine ve sağlamlaşmasına yardımcı oldu, halkımızı vatanına getirdi ve ayni zaman Sovyetler Birliği içerisinde demokratik hareketini güçlendirdi, komunist rejimin çokmesine büyük hissesini koştu ve haklı olarak dünya kamuoyunda halkımıza karşı büyük sayğı ve hürmet kazandırdı.

Halkımız son derece zor durumda olduğu zaman, kendi hakları için kureş alıp vardığı zaman bizlere yardım ellerini uzatan, bizlerle beraber bizim haklarımız için hapislere kirgen, serbestliklerini ve canlarını ortağa koyğan çok dostlarımız da oldu. Ve biz oları da hiç zaman unutmayacakmız. Tünevin biz Qırım devlet sanayı ve pedagogik üniversitesin yanında halkımızğa karşı sürgün yıllarında insancasına davrabğan, vatanımızğa kaytmak için kureşimizde yardımci olan Ukrayna ve Özbek halklarına, bizim Milli hareketimizğe en çok destek vergen başka milletli insanlarğa bağışlanğan bir abide açtık. Elbet, Özbekistan’da ve diğer sürgün topraklarında Sovyet propagandasın tesirinde olup halkımıza karşı haksızlıklar ve cinayetler yapkan kimseler de çok oldu. Orarın cezalarını bu veya ebir dünyada Allah kendisi versin. Bizim vazifemiz ise gerçek dostlarımızı hiç zaman unutmamak ve olara minnetdarlığımızı ifade etmektir.

Ama halkımızı önunde daha çok vazifeler var. Milletimizin geleceğine, onun ayrı bir millet olarak yeryüzünden yok olmayacağına emin olmak için daha çok şeyler yapılması kerek olacaktır.

Qirimtatar tili, yani bu toprağın tamır milletin tili, Qırım muhtar cumhuriyetinde ve Akyar bölgesinde mutlaka resmi til olması kerek.

Kırım Tatar halkın temsilcileri Qırım’ın hep yönetim sistemlerinde en azından oran sayımıza köre olması kerek.

Bizim evlatlarımıza öz ana tilinde devlet tarafından tahsil almalarına imkan yaratılması kerek.

Sürgünlükten sonra Sovyet rejimi tarafından tamamile değiştirilen ve Ruslaştırılan köy-kasabalarımızın gerçek adları iade edilmesi kerek.

Köy yerlerinde yerleşen soydaşlarımıza başka milletlere kore az olmayan ölçüde toprak verilmesi kerek.

Qırım’ın Yalıboyuna bizim topraklarımızı çeşit yabancı strukturlara satılması veya orasının yöneticileri tarafından ruşvet karşılığına dağıtılması durdurulmalı ve birinci sırada vatanlarına kaytıp kelgen insanlarğa verilmelidir.

Daha mecburen ğurbet topraklarında kalan soydaşlarımıza vatanlarına kaytıp kelmelerine her gerekli imkanlar yaratılmalıdır.

Ukrayna’nın yüksek devlet makamlarına bizim ğayet çok haklı iddialarımız ve taleplerimiz vardır. Eger bu yüksek vazifelerde olan kimselerde biraz ziyade iyi niyet olsaydı ve olar yalnız kendi menfaatlarını değil biraz devletin ve cemiyetin de menfaatlarını düşünseydiler, bizim çok meselelerimiz artık çözülmüş olacaktı.

Ama, bununla beraber, Ukrayna kendi bağımsızlığını kazandıktan sonra Qırımtatarları için hiçbirşey yapılmadı diyecek olsak, elbette günahkar olacağız. Sovyet zamanında halkımızın temsilcileri Kremlin’in büyüklerinen görüşmek ve dertlerini anlatmak için oların bosağalarında aylarnen ve yıllarnen bekley ediler. Ama görüşmek yerine olarnı organlar yakalayıp, dövüp konvoynen sürgün yerlerine geri yollay ediler. 18 Mayısta günleri de sürgünlükte ölgen ve öldürülen insanlarımızın hatırlamak ve oların ruhlarına bir dua okumaya toplanan insanlarımız da büyük saldırılara uğratıla edi. 60-80-ci yılları vatanlarına kaytıp kelgen insanlarımıznı nasıl yeniden vatanlarından sürgün ettiklerini, oların yeniden satın alınan evlerini buldozerlernen yıktıklarını hatırlayık. Şimdi ise Ukrayna cumhurbaşkanı kendisi Qırım’a gelip halkımızın temsilcilerinen görüşüp problemlerimiz çözülmesi için talimatlar vermektedir.

Kırım Tatar halkın sürgünlügün 60 yıllığı arifesinde de devlet makamları tarafından birkaç tedbirler alındı. Ukrayna Cumhurbaşkanın kararınen halkımızın sürgünlügün 60 yıllığı devlet seviyesinde kaydedilmektedir. Ukrayna başbakanın rehberliginde kurulan teşkilatlandırma komissionu tarafından da bazı sosyal ve medeniy problemlerimiz çözülmesi için tedbirler pilanı kabül edildi. Bu tedbirler arasında Qırım’ın hep köy-kasabalarına eski adlarını vermek, sürgünlükte şehit olğan insanlarımıza Qırım’da bir anıt abidesi kurmak gibi meseleler de var. Ukrayna Yukarı Şurası İnsan hakları ve milletlerarası ilişkiler komitetinin başkanı G.Udovenko da Ukrayna parlamentosu tarafından Kırım Tatar halkının hakları iade edilmesi konuda kanun kabül edilmesi için çok ğayret sarfetti.

Bu kanun 13 mayısta bakılacak ve oylamaya koyulacaktı, ama mesele bakılmadı, çünki komunist partisinin vekilleri bozğunluk yapıp parlamentoya çalışmaya vermediler. Bu kanun bu künge, yani 18 mayıs kününe kaldırıldı ve bu sebepten Milli meclis reisinin muavini Kiyev’de kaldı.

Bu kanun kabül edildiği takdirde bizim birçok sosyal sorunlarımız ve bu sırada toprak problemimiz de belli derecede çözülmüş olacaktır.

İki hafta evvel Qırım otonom cumhuriyetinin başbakanı S.Kunitsin tarafından Kırım yarımadasının toponimikasını deniştirmek ve onun eski adları iade edilmesi konuda araştırmalar yapmak için bir çalışma grubu kurulması hakkında bir karar imzaladı.

Yakın zamanlarda Ukrayna parlamentosu tarafından Qırımtatar halkının Ukrayna içerisinde statusü hakkında kanun kabül edeceğine ve böylelikle onun esas haklarını tanıyacak bir kanun da kabül edeceğine ümüdümüz var. Yarım ay evelsi Ukrayna başbakanı, Ukrayna dışarısında daha yüzbinden ziyade Qırımtatarı var olduğunu ve oların da vatanlarına kaytarılması için Ukrayna devleti hertürlü tedbirler alacağı hususta bir açıklama yaptı. Ukrayna Milli emniyet konseyin başkanı Radçenko da, devlet tarafından Qırımtatarların hak-hukukları bu güne kadar gerekli derecede korçalanmadığını ve bu konuda daha çok çalışmalar yapılması kerek olduğu hususta söyledi. İnşalla bu sözler ve vadeler gerçekleştirilmek için gerekli tedbirler alınacaktır.

Ama bununla beraber, Qırım’da, Kiyev’de ve Ukrayna’nın dışarısında da halkımızın hak hukukları iade edilmemsi için, bizim meselelerimiz çözülmemesi için hareketler etken çok kuvvetler de var. Olar da Qırımtatar halkının sürgünlügün 60 yıllığına hazırlandılar ve Qırım içerisinde milletlerarası gerginlik yaratmak için çok ğayret sarfettiler. Sonki zamanlarda hergün Qırım’ın şovenistik gazeteleri ve siyasi provokatorlar, bunların arasında birkaç Qırım Yukarı Şurasında deputat olğan ‘Rys bloku’ rehberleri, birkaç yerli şuraların deputatları halkımızğa ve halkımıznı temsil etken Milli Meclisimizge karşı hakaretler yayınladılar. Bu pisliklerin bazıları halkımıznı yeniden sürgün etmekle bile tehdit etmeye çalıştılar.

Böyle vaziyette devlet organları, eğer gerçekten de Qırım’da milletlerarası gerginlik olmamasını istemiş olsaydılar, derhal bu provokatorlara karşı gerekli tedbirler almalıydılar. Ama burasının organların davranışları tam tersine oldu. Bu provokatorları mahkemeye verip oların bozğunluk yaratan davranışlarını durdurmak imkanı da yok, çünki mahkemeler de ayni düşüncelerde olan şovenistlerle dolu. Qırım militsiyası da, sonki zamanlarda Simeiz ve Akmescit’te olup geçen vakiyaları bir bahane yapıp, bizim gençlerimize karşı geniş baskı kampanyasını başladılar. Onlarca sebepsiz aramalar, tutuklamalar, soruşturmalar ve bu soruşturmalar esnasında insanlarımıza karşı hakaretler. Böyle terrorla bunlar bizim gençlerimizin gözlerini korkutmaya ve ayni zaman şovenistlerin alkışlarını kazanmaya isteyler. Qırımtatarlarına karşı yapılan cinayetler ise cokunca cesasız kalmaktadır. Mesela, sonki yıllar içerisine Qırımtatar Milli Meclisine 3 kere yanğın bombaları atıldı, ama hiç bir keresine bile cinayetçiler tutuklanmadı. Bundan da ğayrı, organlar ve şovenist gazeteler bu cinayetşileri hiç aramamak için çeşit ve provokasyon dedi-kodular darkatalar – sanki Meclis’ni Kırım Tatarları kendilerileri yakmışlardır ve buna benzer mantıksız saçmalıklar.

Qırım’ın çeşit bölgelerinde yine de Qırımtatarlarına karşı yerli hakimiyetin razılığınen ve oların desteklerinen ‘kazak birlikleri’, yani Ukrayna kanunlara aykırı yarı-askeri birlikler kurulmaktadır, ve bu kazaklar daime Qırımtatarlarınen tartışmalara, milletlerarası gerginliğe sebepçi olmaktadırlar.

Eğer böyle durum ve davranışlar devam etecek olsa, Qırım organları tamamile banditlernen ve şovenistlernen beraber oldukları anlaşılacak ve Qırımtatarları kendilerini bunlardan sadece kendi kuvvetlerinen korçalamağa mecbur olacaklardır. Ve eğer de bazı kimseler, Qırımtatarların sayıları az ve onun için olara karşı hertürlü haksızlık yapılabilir fikrinde iseler, böyle düşünce yalnış olduğunu Qırımtatar halkı tez vakitte ispat edebilecektir. Onyıllar devamında dünyanın en büyük ve kuvvetli totalitar rejimine karşı kureşken Qırımtatar halkı elbette kendi haklarını korçalamak için bir çareler tapacaktır.

Sayğılı vatandaşlar, birkaç aydan sonra Ukrayna’da çok önemli siyasi vakia olacak – devletin yeni cumhurbaşkanı seçilecek. Bu seçimlerden sonra Qırımtatar milli meselesinde de önemli ve müspet denişmeler olacağına ümidimiz var. Bu seçimlerde Qırımtatarların davranışları nasıl olsa milletimize faydalı olabileceği, yani seçimlerde nasıl iştirak etmeli ve oylarımızı kime vermeli hususta bir karar çıkarmak için bu yılın ağustos veya eylul ayında mahsus Qırultay toplanacaktır. Bundan evvel biz hep namzetlerin programlarını inceleyecekmiz, kerekli müzakereler ve görüşmeler yapacakmız. Ama artık şimdiden bazı siyasi güçler ve partüler tarafından milletimizi parşalamak ve büylelikle hiç olmadıkta birkaç vatandaşlarımızın oylarını kendi menfaatlarına kullanmak için hareketler başlandı. Bu maksatlarını gerçekleştirmek için oların ellerinde hem iktidar ve hem de bol bol paraları da var. Ama ümit ederim ve eminim ki, halkımızın içinde satkınların sayısı çok olmayacak ve halkımızın büyük çoğunluğu Milli Qurultayımız aldığı kararlara göre hareket edecektir.

Halkımızın birliğinen ve kendi aktif demokratik hareketlerimiznen biz mutlaka kendi insan ve milli haklarımızı korçalarmiz.

Allah hepimize yardımci olsun ve doğru yoldan saptırmasın.

18 Mayıs 2004, Akmescit  – KIRIM

18 Mayıs 1944 Unutulmayacak !

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

Yaşadığımız günlerde Avrupa ülkelerinde çeşitli politik düşüncelerle Soykırım üzerine geniş eğilimler olduğunu gözlemlemekteyiz.

Bazı Avrupa ülkeleri veya politik kurumları ve şahıslar kendi vicdanlarını rahatlatma amacıyla hareket ederken mensupları oldukları toplumların tarihlerini gözardı etmektedirler.

Unutulmamalı ki; Sadece 1. dünya savaşı değil, 2. Dünya Savaşı da büyük soykırımlarına sahne olmuş, bir sürü millet ve halk soykırıma maruz kalmışlardır.

Nazi Almanyası’nın soykırımına maruz kalan Yahudiler ve Çingeneler dışında da Sovyetler Birliğinin soykırıma uğrattığı milletler nedense gündeme getirilmemektedir .

Almanlarla savaşta olması sebebiyle Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan Alman asıllıların dışında 8 Ekim 1943 tarihli SSCB YSP kararnamesiyle toplam 93.139 Kalmuk Türkü Altay, Krasnoyarsk, Omsk ve Novosibirsk bölgelerindeki özel iskan alanlarına sürgün edilmiştir. 2 Kasım 1943’te ise toplam 69.267 Karaçay Türkü vatanlarından zorla çıkartılmıştır.

Bütün bu toplulukların sürgüne gönderilme gerekçesi hemen hemen aynıdır: Almanlarla işbirliği yapmak veya onlara karşı gerektiği gibi mukavemet etmemek.

Oysa Alman işgaline hiç maruz kalmayan ve onlarla herhangi bir teması bulunmayan Çeçen-Inguşlar da Stalin döneminin bu acı siyasetinden nasibini almışlardır. Bu uygulama sonucu binlerce Çeçen-Inguş, 23 Şubat 1943’te başlayan bir operasyonla vatanlarından zorla çıkarılarak Kazakistan ve Kırgızistan’ın çeşitli bölgelerine sürülmüşlerdir.

18 Mayıs 1944 tarihi de bu insanlık ayıbının yaşandığı tarihlerden biridir ve Kırım Tatar Türkleri bu tarihte Ikinci Dünya Savaşı sırasında Almanlara yardım ettikleri gerekçesiyle vatanlarından topyekün sürgüne maruz kalmışlar, bu sürgün sırasında da büyük bir soykırım yaşamışlardır.

Sovyet liderlerinden Beria’nın 10 Mayıs 1944’te Sovyet devlet başkanı Stalin’den, Kırım Türklerinin Sovyet halkına karşı “ihanet ettiği” göz önüne alınarak, bütün Kırım Türklerinin Kırım bölgesinden çıkarılması hususunda Devlet Güvenlik Komitesi (GKO)’nin onayını talep etmesini müteakip 11 Mayıs 1944 stalin imzalı GKO’nin 5859 sayılı “çok gizli” kararnamesiyle Sovyet Yönetimi Kırım’da yaşayan tüm Kırım Türklerinin vatanlarından sürgününe karar vermişti.

Söz konusu kararname ile, sürgün edilecek olanların beraberlerinde kendi özel eşyalarını, elbiselerini, günlük demirbaş eşyalarını ve aile başına 500 kg erzak almalarına izin veriliyordu.

Kırım Türklerini sürmekle görevlendirilen askerlerin taşkınlıkları o derece artmıştı ki, yaşlı kadınları, acıdan çılgına dönenleri kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra da arkalarından kurşun yağdırmışlardı.

Hayvan vagonları ile sürgüne gönderilen Kırım Türklerinin sürgününün yolda geçen safhası, Kırım Türkleri açısından unutulması güç hadiselerin cereyan ettiği bir tablo ortaya koymaktadır.

Tıka basa vagonlara doldurulan halk, günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonunun ne olacağını bilmediği bir seyahate çıkmıştı. Yol boyunca bir çok insan hastalanmış, özellikle yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına dayanamayarak hayatını kaybetmişlerdi. Ölenler durulan ilk yerde vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol kenarlarına bırakılmıştı. Bu şekilde yol boyunca ne kadar Kırım Türkünün öldüğü bilinmemektedir.

Geri kalanlar da sürüldükleri Özbekistan ve Kazakistan’da çoğunlukla fabrika ve işletmelerin bulunduğu köy ve kasabalara yerleştirildiler. Kırım Türkleri buralarda uzun bir müddet son derece ağır şartlar altında yaşadılar. Günlerce, haftalarca at ahırlarında, kuru toprak üzerinde, hatta kazdıkları çukurlarda yaşamaya çalışarak hayatta kalma mücadelesi verdiler. Son derece çetin olduğu görülen bu hayat şartları, Kırım Türkleri arasında oldukça ciddi boyutlara varan can kayıplarına neden oldu.

Sürgünden yıllar sonra bizzat Kırım Türkleri tarafından yapılan nüfus sayımı sonucunda ortaya çıkan tablo, yol boyunca ve yerleşim yerlerine vardıktan sonra geçen birkaç yıl içinde açlık ve hastalıktan ölen Kırım Türklerinin mevcudunu gözler önüne sermektedir. Buna göre, sürgüne gönderilenler arasında bulunan 112.700 çocuktan 60.034’ü, 93.200 kadından 40.085’i, 32.600 erkekten 12.061’i hayatını kaybetmiştir. Bu sürülen bütün halkın %46.2’sı, diğer bir ifade ile halkın neredeyse yarısı demekti.

Sovyet kayıtlarına göre Kırım’da 218 bin Kırım Türkü yaşadığı kaydedilmişken 191.014 Kırım Türkünün sürgün edildiği gibi bir durum ortaya çıkmaktadır, ki bu sayının gerçekleri ne ölçüde yansıttığı ihtilaf konusudur.

Diğer taraftan, Nazi Almanyası da zoraki işçi (Ostarbeiter) olarak binlerce insanı Almanya ve Avusturya’ya getirerek çok zor koşullarda çalıştırmıştır.

Günümüzde sadece Almanya’da savaş sonrası esir ve ostarbeiter olarak getirilen ailelerin yaşayan fertleri de büyük bir yekun tutmaktadır.

Diğer taraftan sürgün edildikleri bölgelerden vatanlarına dönemeyenlerin sayıları halen büyük rakamlarla ifade edilmektedir.

Günümüzde Özbekistan’dan Kırım’a dönemeyen tatar sayısı 200 bindir. Halen sürgün sonrası bölünen ve birbirine kavuşamayan aileler sorunu da büyük bir sayı oluşturmaktadır.

Sürgün edilen bu toplulukların mensupları halen Sürgünlerin acısını her yönüyle yaşamaktadırlar

Unutulmamalı ki; Kırım Tatarları ile birlikte sürgüne gönderilen tüm toplulukların sürgün kararı olarak gösterilen gerekçe hep aynıdır. Almanlarla işbirliği yapmak veya onlara karşı gerektiği gibi mukavemet etmemek.

Sürgün olayları sırasında resmen soykırım tarifine uyan uygulamalar yapıldığı halde tarihin daha eski dönemlerinde yapıldığı iddia edilen sürgünler parlamentolara taşınırken bu halklara uygulanan soykırımların hatırlanmamak istenmesi insanlık ayıbıdır.

En azından bu insanlardan sürgüne sebeb olan ülkelerin politikacıları ve parlamentoları insanlık önünde özür dilemelidirler.

Milletlerinin sebeb oldukları zararların telafisi yönünde çaba göstermelidirler.

Batı Avrupa kırım Türkleri Kültür ve Dayanışma Merkezi olarak 18 mayıs 1944’te vatanlarından sürülen halkımızın ve diğer toplulukların meselelerini Avrupa ülkelerinin Parlamentoları, resmi kuruluşları, politikacıları ve basın kuruluşları nezdinde dile getirip haklarını arayacağımızı Kamuoyuna duyururuz.

Batı Avrupa Kırım Türkleri
Dayanışma ve Kültür Merkezi
Genel Başkanı
Rafet Karanlık

Kırım Tatar Milli Meclisi reisi M.A. Kırımoğlu’nun Sürgünün 61. yılında Akmescit’te yaptığı konuşma

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

Qırım Tatar Milli Meclisi reisinin 18 Mayıs 2005 mitinginde konuşması

Sayğılı vatandaşlarımız,

Qırımtatar milletinin takdirini tamamile deniştiren ve milletimizni yeryüzünden yok etmeye niyetlengen facialı 18 Mayıs 1944 yılından işte daha bir sene uzaqlaştık. Her yıl olduğu gibi, biz bu mañalı kün o dehşetli cinayetin qurbanlarını añmaqla beraber, çoq yıllar devam etken Milli hareketimizin bazı neticelerini yekünlemek,  bugünkü durumumuzğa qıymet kesmek, esas problerimizni közden keçirmek, bu problemlerin tezce çözülmesi için doğru yolları tespit etmek ve esas taleplerimizni ifade etmek için toplandıq.

Halqımızın öz anavatınına büyük aqıntısı başlandıqtan bu künge qadar artıq 17 yıl keçti. Şimdi halqımızın büyük qısmı artıq öz toprağında ve adım adım kendi haqlarını geri almaqtadır. Keçken yıllarındaki vaziyetimizni bugünkü durumumuznen qıyas ettiğimiz zaman, elbette önemli farqlar körmek mümkündür. Evsiz-barınaqsız olğan insanlarımızın sayısı biraz da olsa azaldı. Milli medeniyetimizi, ana tilimizi, dinimizi, urf-adetlerimizni canlandırma qonularda da bazı adımlar yapılmaqtadır. Ama halqımız artıq öz toprağına sahip oldu ve bu topraqta yaşağan diğer milletlernen eşit oldu demek için daha sebep yoq ve böyle olması için, milletimizi keleceği hususta rahat olmamız için daha çoq hareketler ve çalışmalar yapmaq kerek olacaqtır.

Qırımtatar halqının bu memleketin yerli-avtohton bir milleti olduğunu ve buna köre bu milletin temel haqlarını tanığan bir qanun daha Ukrayna tarafından qabül etilmedi ve eğer bizleri Ukrayna’da yaşağan yüzden ziyade milli azınlıqlar sırasında baqacaq olsalar, elbette bizim çoq meselelerimizin çözümü zorlaşacaqtır.

Ukrayna’nın topraq qanunu qabül etildiği zaman Qırım’daki durum hesaba alınmadığı, yerli devlet memurların açgözlükleri ve halqımızğa qarşı şovenistik davranışları neticesinde, köy yerlerinde yaşağan çok Qırımtatarları topraqsız qaldı veya oların ellerine keçken topraq ölçüsü dışarıdan Qırım’ğa getirilen insanlarğa köre ikki kere az oldu. Qırım’ın Yalı Boyusu ise bu toprağın yerli halqı için praktik olarak qapalı qaldı.

Qırımtatarların avtonom cumhuriyetin yönetim sisteminde temsilcileri de sayı oranlarına köre birqaç kere az ve netice olaraq oların arasında işsizlik en yüksek seviyede, olara qarşı, birinci olaraq organlar tarafından, en çok ve açıqtan açıq haqsızlıklaq yapılmaqtadır.

Organların böyle büyük haqsızlıqların örneği, birkaç ay evvel bizim vatandaşımız, Milli hareketimizin aktif iştiraqçilerden birisi  Qurtseit Abdullayev ve daha beş gençlerimize qarşı mahkeme tarafından alınan  son derece adaletsiz qararı oldu. Tabi olaraq bu qarar butün halqımız arasında büyük öfke ve hiddet uyandırdı, çünki bu qararın esas maqsadı Simeiz ve Akmescit’te olup keçken çatışmaların kerçek suçlularnı ve kabahatlıları cezalandırmaq değil de, yalnız Qırım’ın Yalıboyusunda  topraq hırsızlıqlarğa ve faşist ‘skinhed’ gruplarına qarşı çıqan gençlerimizni qortutmak edi.

Bu qarar doğrudan doğru eski baş prokuror Vasilyev’in emrinen çıqarıldı ve bu baş prokuror şimdi, vazifesinden boşatıldıqtan sonra, Ukrayna devletinin bağımsızlığına qarşı hareketler etken ve Slav ırqlı devletler birleşmesi kurmak peşinde uğraşqan faşist siyasetçi Nataşa Vitrenko’nun yaqın arqadaşı oldu.

Bundan biraz evvel, sadece Qırımtatar Milli Meclisini itibardan düşürmek maqsadiyle, eski baş prokuror ve şimdiki Komunist partisinin listesinen Ukrayna milletvekili olaraq seçilen M.Potebenko’nun rehberliğinde Milli Meclis’in azası Abmecit Süleymanov’ğa ve daha birqaç vatandaşlarımızğa qarşı provakasyon  dava açılğan edi. İkki yıl qadar adamlarnı hiç qabahatsız hapiste tuttular ve bu dava temelsiz ve sahte olduğu apaçıq ortaya çıqtıqtan sonra olarnı serbest bıraqmağa mecbur oldular. Ama bu cinayetni işlegen organların hiçbir kimsesi cezalandırılmadı.

Ve elbette biz haqsız cezalandırılğan vatandaşlarımıznı serbest bıraqılması için ve bazı siyasi kuvetlerin sıparışlarını yerine ketirmek maqsadiyle veya kendi şovenist inançlarına kore halqımıza karşı cinayetler yapqan kimselerni cezalandırılması için hareketlerimizni devam etecekmiz.

Merkez maqamların meseleğe diqqat vermedikleri ve yerli maqamların şovenist qafalı olduqları sebebinden vatanımızın sürgünlükten sonra Sovyet rejimi tarafından deniştirilgen ve Ruslaştırılğan köy-qasabalarına daha eski adları verilmedi. Bu mesele çözilmesi için kerekli ciddi adımlar yapılmalıdır..

Hiç bir daqiqa unutmayıq ki, binlerce bizim soydaşlarımız, doğmuşlarımız, aqrabalarımız daha öz vatanına qaytıp olamaylar ve ğurbetlikte, büyük çoğunluğu Özbekistan’da kanlı diktator İ.Karimov’un altında, qalmak mecburundadırlar. Olara vatanlarına qaytıp kelmeleri için yardım vemek te bizim borcumuzdur.

Şunu da unutmayıq ki, eğer ana tilimizde maarif sistemimiz, milli mekteplerimizin durumu ve sayısı şimdiki vaziyette qalacak olsa, Qırımtatar tili otonom cumhuriyetin resmi tili olaraq tanılmazsa, yaqın onyıllar işerisinde bizim milletimiz tamamile yeryüzünden bir millet olarak yoq olma tehlikesinen qarşı qarşıya kelecektir. Ve boylelikle 1944 yılında halqımıznı sürgün etken ve soyqırımına uğratqan cinayetçilerin istekleri ve hayalları tamamile gerçekleşecektir.

Keçken yılın en önemli vaqiası, çuphesiz ki, yeni Ukrayna cumhurbaşqanı seçimleri oldu. Bu seçimlerde yalnız cumhurbaşqanı vazifesine ikki namzetlerini köstergen şahslar arasında değil de, ikki çok farqlı ideologiya arasında, Ukrayna devleti nasıl yolnen keteceği arasında tartışma oldu. Yani, Ukrayna’da nasıldır ‘klanlar’ hüküm sürecek mi, yoqsa demokratik bir yönetim olacaq mı arasında tartışma olup keçti. Ve Qırım’da yeni yolnu destekleyen ve kendilerini cesaretle şovenist, komünist ve iktidarda olğan kuvvetlerine qarşı qoyğan kuvvet Qırımtatarları olup çıqtı.

Milli çapında V.Yuşçenko’nu desteklemek haqqında karar aldığı zaman Qıtrımtatar Milli Qurultayı bu qarar çok ciddi risknen bağlı olduğundan, seçimleri diğer namzet qazandığı taqdirde milli problemlerimiz çözülmesi meselede daha çoq zorluklar meydanğa keleceğinden elbette haberdar edi. Qurultayımız Yuşçenko’nu desteklemesi için qarar aldığından sonra ikkinci namzet seçimleri qazanıp cumhurbaşqanı olduqtan sonra Qırımtatarlarına qarşı neler yapacağı hususta öz ara yaptığı qonuşmalar haqqında da haberimiz var edi. Ama hep buna baqmadan halqımızın büyük çoğunluğu tam Qurultayımızın qaralarına köre ve kendi demokratik prensiplerine köre davrandı ve Qırım’da Yuşçenko’ğa verilgen seslerin en azından üçte ikkisi Qırımtatarların sesleri oldu. Böylelikle Qırımtatarları bu seçimlerde hem milli birliklerini, hem de Qırım yarımadasında esas demokratik quvvet olduqlarını daha bir kere numayış ettiler. Bu sebepten dolayı daima Milli Qurultay’ımızın qararlarına köre hareket  etken ve böylelikle milli birliğimizi qorçalayan, milli  davamızğa büyük destek vergen vatandaşlarımızğa  samimi teşekkürlerimi bildirmek isteim.

İkki hafta önce, 5 Mayıs’ta, Hansarayımızda Qırımtatar Milli Meclisi’nin yeni Ukrayna cumhurbaşqanı Viktor Yuşçenko’nen birinci resmi korüşmesi olup geçti. Bu ikki buçuq saatten fazla devam etken korüşmede biz Cumhurbaşqanına milletimizin önünde turğan hep esas problemleri hususta malümatları verdik ve bu problemler tezce çözülmesi için neler yapılması kerek olduğu hususta kendi tekliflerimi yazılı olaraq teslim ettik. Cumhurbaşqanı Yuşçenko hep bu ortağa qoyulğan meseleleri tezce çözilmesi için kerekli tedbirler alacağına söz verdi.

Bir hafta evvel Qırım muhtar cumhuriyetin Anatoliy Matviyenko başlığında yeni hukümeti quruldu. Elbet, bu hukumette Qırımtatar halqının temsilcileri istediğimiz ve ümüt ettiğimiz sayıda olmadı. Bundan da ğayrı, bu hukümetin bazı önemli vazifelerine şovenist düşünceli, Qırımtatarların meseleleri çözülmesine daima engel olğan ve keçken cumhurbaşkanı seçimleri esnasında qanunlarğa aykırı davranışlar yapıp Yuşçenko’ğa qarşı çalışqan kimseler de kirsetildi. Bunun sebebi de, başbaqan anlattığına köre şu ki, Qırım parlamentosunda çoğunluk o şovenistlerin elinde ve eğer oların menfaatları da hesaba alınmazsa, hukümet Qırım parlamentosu tarafından tasdıqlamıyacaqmış.

Yeni iktidar keldikten sonra bizim meselelerimiz tartışmasız ve çeşit protesto hareketlersiz çözüleceğine bizim çok ümitlerimiz vardı, ancak yeni qurulğan yerli hukümet böyle ümitlere çok esas vermey. Ama hep buna baqmadan biz Ukrayna’nın belli demokratik siyasetçisi olarak tanılğan A.Matviyenko’nun yeni hukümetnen işbirlik yapacaqmız, Qırım’ın içerisinde siyasi istikrar ve milletlerarası iyi münasebetler olması için elimizden kelenini yapacakmız. Faqat bu hiç bir şekilde bizim temel milli haqlarımızdan ve haklı taleplerimizden vazgeşmek manasına kelmeyecek ve böyle düşüncelere hiç zaman yer olmıyacaqtır. Hiç zaman bizim davranışlarımız şovenislerin isteklerine uyğun olmıyacaqtır.

Qırımtatar halqının haqları tamamile iade etilmesinde büyük engellerden birisi, toprağımızda yaşağanların ve ayrıca burasının devlet memurların çoqsunun halkımıza qarşı düşmanca düşünceleri ve davranışlarıdır. Bunlar Sovyet rejiminin halqımıza karşı yaptığı cinayetlerin haqlı olduğunu köstermek için Qırımtatarlarını lekeleyen ve onyıllarca devam etken  pis propagandanın tesirinden daha qurtulup olamadılar. Bazı yayınlanğan sosyolojik araştırmalarğa köre, burada yaşağan Rusların tahmin olaraq yüzde yetmişi 1944 senesi Qırımtatarların sürgün etilmesini ve olarğa qarşı uyğulanğan  soyqırımını doğru dep saya ekenler, ayni sayıda kimseler bu cinayetlerin başında turğan Stalin’ge Qırım’da heykel kurulması ve Qırım Rusya’nın bir parçası olması taraftarı ekenler. Ve elbette, Qırım’ın yönetim sisteminde ve organlarında çalışqan böyle düşünceli kimselerin oranı da aşağı yukarı bu raqamlardan az değildir.

Boyle şovenistik havayı daima canlı tutqan, destekleğen ve propagandasını yapqan Qırım’daki en çoq tirajlı Rus yayın organları, olarğa çeşit taraflı destek ve ilham vergen Rusya’nın ardı sıra Qırım’a kelip ketken yüksek seviyeli devlet adamları ve Qırım’da yerleşen Rusya’nın Qaradeniz filosudur. Kün güne oların pis gazetelerinde ve internet sayfalarında butün Qırımtatar halqına, birinci olarak bu halknı temsil etken Qırımtatar Milli Meclisine qarşı iftiralar, pis uydurmalar dolu,  milletlerarası kerginlik yarataqan provokatif makaleler yayınlanmaqtadır.

Şovenistlerin böyle qışqırtıcı yayınları ve diğer provokatif hareketleri bir taraftan, insanlarımızğa qarşı devlet memurların ve organların adaletsiz davranışları ikkinci taraftan Qırım içerisinde çoq belli, ama neticesi belli olmıyan vaqialarğa getirme tehlikesini yaratmaqtadır. Onun için biz Ukrayna’nın merkez maqamlarından ve yeni seçilgen otonom cumhuriyetin başbaqanından Qırım’da siyasi havanı sağlamlaştırmak için effektif tedbirler beklemeğe haqqımız vardır. Ukraina’da olup keçken demokratik deñişmeler, elbette,  Qırımtatar halqının haq-huquqları iade edilmesi meselesinde de önemli denişmeler olacağına ümit vermektedir. Ama ne qadar Kiyev’deki iqtidar demokratik ve adaletli olsa bile, eğer biz kendimiz Qırım’da yeterli qadar tesirli ve teşkilatlandırılmış siyasi kuvvet olamazsaq, biz hep milli haqlarımızı korçalap olamamız.

Onun için bizler etraftakilerine köre daha ziyade bilgili, teşkilanmış ve daha ziyade siyasi baqımdan aktif olmamız kerektir. Ama şunu da qaydetmek isteyim ki, qarardan ziyade aktif ve tertipsiz hareketler, nasıldır ayrı grupların Milli Meclis’imizin veya bölge meclislerin qararlarına aykırı yapılğan hareketler faydadan daha çoq ziyade zarar getirebilirler.

Milli maqsatlarımızğa ulaşmaq, insan ve milli haqlarımız korçalamaq için biz çok yıllar evelsi kureşimizni ve hep hareketlerimizni silah ve qaba kuvvet qullanmayıp, yalnız demokratik üsüllerle alıp varmağa qarar alğan edik. Bu prensip en doğru olduğunu hayat kösterdi ve ümit etem ki, bu prensipten biz hiç zaman vazgeçmeyecekmiz. Ukrayna’nın demokratik kuvvetlerinen beraber, Qırım’da yaşıyan çeşit milletlerin sağlam quvvetlerinen beraber, eminim ki, biz mutlaqa şovenistleri yenermiz, halqımızın hep milli ve insan haqlarını qorçalarız, ve hep vatanımızda yaşağan insanlar için bahtlı hayat qurarmız.

Allah hepimize yardımcı olsun ve doğru yollardan saptırmasın!

18 Mayıs 2005, Akmescit  – KIRIM

61. Yıl faaliyetleri

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

61.yıl matem mitingi konuşması, Akmescit – M. A. Kırımoğlu

18.05.2005 – Kırım-Tatar Türklerinin vatanlarından sürgün edilişinin 61 inci yıldönümü münasebetiyle İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın TBMM’deki gündemdışı konuşması.

18 Mayıs 1944 Unutulmayacak! – Batı Avrupa Kırım Türkleri Dayanışma ve Kültür Merkezi
Genel Başkanı Rafet Karanlık

  • 17 Mayıs 2005 Salı günü Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi’nin organizasyonu ile Anıtkabir’e ziyaret gerçekleştirildi. Ardından dernek genel merkezinde sürgün şehitleri için dua edildi ve Kuran-ı kerim okundu.
  • 17 Mayıs 2005 Salı günü Avrasya Gündemi programında “Kırım ve Kırım Sürgünü” konusu yer aldı. (TRT-Avrasya saat: 14,00 , TRT-İNT        saat: 19,00)
  • 15 Mayıs 2005 Pazar günü Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi’nde Kırım Sürgünü’nü anma merasimi ve dua yapıldı.”
  • Sürgünün 61. yılı, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kocaeli Şubesi’nce Sürgün şehitleri anısına 21 Mayıs Cumartesi günü akşam namazından sonra Derince Merkez Camiinde dernek başkanlığı tarafından okutulan bir mevlitle anılmıştır. Dernek üyesi hoca efendi Fikret Türedi başkanlığındaki mevlithanlar tarafından gerçekleştirilen dini vecibeyi çok sayıda vatandaşımız dinlemiştir.

60. Yıl faaliyetleri

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

60.yıl konuşması, Akmescit – M. A. Kırımoğlu

18 Mayıs 2004 – Miting fotoğrafları, Akmescit  – Özgür Karahan

60.yıl konuşması, Akmescit – Celal İçten

60. yıl mitingi

Geçen sene sürgünün 59. yılını anma mitinginde kızgın bir güneş vardı. Konuşmaların yapıldığı Kültür Sarayı balkonundan bu muhteşem kalabalığı izliyordum. İnsanlar o sıcakta meydanı doldurmuş ve ayakta hiç bir yere kıpırdamadan mitingin sonuna kadar katılmışlardı.

Bu sene sürgün faciasının 60. yılını anma mitinginde yine aynı meydanda, aynı balkonda , elimde video kamera ve ses kayıt cihazı ile bir önceki seneden daha heybetli bir kalabalık karşısında hayranlık ve saygı ile eğildim. Lenin heykelinin hâlâ durduğu Merkez Meydanı’na açılan sokaklar bile insan ile doluydu. Bala çağa, kart, yaş…… Kırım’ın her rayonundan gelen vatandaşlarımız ellerinde pankartlarla büyük bir düzen ve ağırbaşlılık ile meydandaki yerlerini aldılar.

Üstelik bu senenin 18 Mayıs’ında gök kubbe de ağladı ve yağmur yağdı. Ama bir kişi bile o onbinlerin tıklım tıklım doldurduğu meydandan ayrılmadı, yağmurdan bir yere sığınayım demedi. Şemsiyesi olanlar açtı, olmayanlar Vatan yağmurunda ıslandılar. Tek yumruk olarak, tek ses, tek yürek olarak tüm dünyaya var olduklarını haykırdılar: “Yok olmadık, Allah’ın izniyle yok olmayacağız..!”

Olağanüstü güvenlik önlemleri alınmıştı. Akmescit’in otellerinde yer yoktu. Pek çok kimse 18 Mayıs’ta provokasyon ve kargaşa bekliyordu. Bu beklentiler boşa çıktı. İçişleri bakan yardımcısı bile bu kadar insanın toplanıp da en ufak bir hadisenin olmaması nedeniyle teşekkür etti. Dost düşman herkesin takdiri bir kez daha kazanıldı. Türkiye’den Celal İçten, Romanya’dan Necat Sali ve Yusuf Timuşin, Tataristan’dan Fevziye Bayram da konuşma yaptılar. Tarihi sebeplerden dünyaya dağılmış Kırım Tatarları o gün o meydanda birliklerini gösterdiler.

Milletimiz meclisinin yolbaşçılığında mücadelesini devam ettiriyor. Cenab-ı Allah milletimize, milli kurultayımıza, milli meclisimize kuvvet versin.

Sağlıcakla Kalın,
Özgür Karahan
Istanbul

Not 1: Kırım’ın diğer şehirlerinde de anma toplantıları ve mitingler yapıldı. Mitingden 4 gün sonra Canköy’de konuştuğum bir arkadaşım, 18 Mayıs’ta Akmescit’e gitmeyi çok istediğini ancak Canköy’deki merasimlerin de kalabalık olması için herkesin yola çıkmadığını söyledi.

Not 2 : Metrekare hesabı yapıldığında meydanın 50bin kişi civarında bir topluluğu barındırabileceği söyleniyor. Benim gördüğüm, bu sene metrekare başına geçen seneye göre çok daha fazla insanın yer aldığı idi.

“18 Mayıs 1944 – İnsanlığın Kara Günü”

Ankara – Kırım Türkleri’nin vatanlarından sürgün edilişinin 60. yıldönümü anma faaliyetleri çerçevesinde Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi tarafından “18 Mayıs 1944 – İnsanlığın Kara Günü” sempozyumu düzenlendi.

Program:
-Açılış
-Saygı Duruşu
-İstiklal Marşı ve Ant Etkenmen
-Konuşmacılar :
* Doç. Dr. Hakan KIRIMLI – Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
* Dr. Kemal ÖZCAN – İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
* Alim AMETOV – Ukrayna Büyükelçiliği adına
-Video / Slayt Sunumu
-Kapanış
Tarih : 15.05.2004 (Cumartesi)
Saat : 14:00-18:00
Yer : T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Konferans Salonu
Eskişehir Yolu 7. Km ODTÜ Karşısı No:154 ANKARA

Sürgünü anma merasimleri Özbekistan’da yasaklandı.

Sürgünün 60. yılını anma merasimleri İslam Kerimov yönetimindeki Özbekistan’da yasaklandı.
Kırım Tatarlarının büyük kısmı 1944 sürgününde Özbekistan’a sürülmüştü. Halen Özbekistan’dan Vatan Kırım’a dönmek için bekleyen 200 bin Kırım Tatarı olduğu biliniyor.

Kırım Tatar Milli Meclisi reisi M.A. Kırımoğlu’nun Sürgünün 59. yılında Akmescit’te yaptığı konuşma

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

Sayğılı vatandaşlar,

Biznen beraber Kırım Tatar halkının matem kününü kaydetmek için kelgen sayğılı misafirlerimiz!

Her yıl olduğu kibi biz bugün Milli matem künümüze toplandık. Ama bu kün bizim için yalnız İkinci Dünya Savaşının sonunda halkımıza karşı artık yok olup ketken komunist rejimi tarafından yapılğan cinayet neticesinde ölgen ve öldürülgen insanlarımıznı anma künü degildir. Her yılın 18 Mayısında biz sürgün neticesinde kurban olğan insanlarımıznı anmakla beraber, halkımızın birligini, onun öz milli ve insan hakları için sonuna kadar hareket etmege hazır olduğunu numayış etmek için toplanamız. Biz bu matem kününde şimdiki vaziyetimizni kozden geçiremiz, halkımıza karşı yapılan cinayetin neticelerini ne dereceye kadar düzeltip olduğumuz ve daha neler yapmak kerek olduğu hakkında fıkırlerimizni ifade etip, kerekli beyanname kabul etemiz. Bu alınacak beyannamemizde biz devlet makamlarına halkımızın esas taleplerini kosteremiz.

Sayğılı vatandaşlarımız! 59 yıl evvel halkımıza karşı büyük darbe urulğan edi. Binlerce insanlarımız öldürüldü ve açlıktan öldü, butün milli varlıklarımız yok etildi. Yapılğan cinayet neticesinde bizim milletimiz tamamile yeryüzünden yok olma tehlikesi karşısında kalğan edi.
“Kırım Tatar Milli Hareketi dünyadaki bütün milli-kurtuluş hareketlerine örnek olarak gösteriliyor.”
Ama halkımızın büyük iradesinen, Büyük Tanrının yardımınen biz yok olmadık, milli kimligimizi kaybetmedik ve vatanımızı geri almak, hep milli haklarımızı iade edilmesi için büyük hareket başladık. Milletimizni yok etmeye istegen ve dünyanın en büyük güçlerinden biri sayılğan ama temelinde çürük Sovyet rejimi kendisi yok olup ketti ve biz öz topraklarımızğa kaytmağa, büyük zorluklarnen olsa da vatanımızda yerleşmege, milli medeniyetimizi, dinimizi, urf-adetlerimizni canlandırmağa başladık. Hem de biz Milli hareketimizni hep 50 yıl kadar devam etken devir içerisine hiç zaman silah kullanmayıp, bir kimsenin kanını dökmeyip, daima demokratik üsüllernen yürüttük. Bu bizim milletimize ve milli hareketimize dünyada büyük hürmet kazandırdı ve şimdi çok uluslararası toplantılarında Kırım Tatar Milli Hareketi dünyadaki bütün milli-kurtuluş hareketlerine örnek olabilmesi kaydedilmektedir.

Ama halkımızın çok meseleleri daha çözülmedi. Daha binlerce insanlarımız vatanlarına kaytıp olamadılar, binlerce kaytıp kelgen insanlarımız evsiz-barınaksız, yeni kurulğan kasabalarımızın büyük çoğunluğu yolsuz, susuz, ısıntısız, camisiz ve mektepsiz, bazıları elektriksiz bile. Binlerce insanlarımızın hayat seviyeleri dünya standartlarından çok uzak.


“Milletin esas varlığı onun toprağıdır…. Eğerde kerekli tedbirler alınmasa ve areketler yapılmasa bizim çok insanlarımız öz vatanlarında başka kimselere ırğatlık yapmak mecburunda kalacak”

Her milletin esas varlığı, malüm olduğu kibi, o milletin insanlarının ceblerinde olğan paralar, kiygen pahalı urbaları veya binip yürgen arabaları değil, milletin esas varlığı onun toprağıdır. Eğer bir millet toprağından ayrılırsa, o milletin geleceği parlak olamaz. Şimdi ise, alınğan adaletsiz kanunlar neticesinde, köy yerlerinde yaşağan insanlarımızın büyük çoğunluğu topraksız kaldı. Şeherlerimizin toprakları da tezce Kırım’ın dışarısından kelgen kimselerge satıla veya ruşvetler karşılığına dağıtılmaktadır. Eğerde kerekli tedbirler alınmasa ve areketler yapılmasa bizim çok insanlarımız öz vatanlarında başka kimselere ırğatlık yapmak mecburunda kalacak. Böyle vaziyette kalmamak için neler yapmamız kerek?

Her bir toplum, her bir millet öz milli ve insan haklarını effektif şekilde korçalamaya imkanı olması için devletin yönetim sisteminde, yani hükümetinde ve parlamentosunda yeterli sayıda, hiç olmadıkta nüfüs oranına köre kendi temsilcileri olması kerek. Bizim halkımızın ise Kırım otonom cumhuriyetinin parlamentosunda sayımıza köre temsilcileri iki kere, icra sisteminde ise, yani hükümetinde ve idareler başında ise 4-5 kere az. Bazı bakanlıklarda ise hiç bir Kırım Tatarı yoktur. Şimdiki devirde dünyanın hiç bir yerinde temelli halkka karşı bu derecede haksızlığı ve sayğısızlığı köremezsiniz. Böyle adaletsiz vaziyetni deniştirmek için neler yapılması kerek?

“Yakın zamanların içerisinde en azından 90-100 yanı milli mektep açmamız, ana tilimizde televizyon kanalı açmamız ve diğer tedbirler almamız kerek.”

Mektep yaşında olğan evlatlarımızın yalnız onda biri şimdi ana tilinde okumağa ve terbiye almağa imkanı var. Yakın zamanların içerisinde biz en azında 90-100 yanı milli mektepler açmamız, ana tilimizde televizyon kanal açmamız ve diğer tedbirler almamız kerek. Aksi takdirde kelecek nesilimiz Ruslaşıp ketecek, milli kimliklerini kaybetecekler ve böyleliknen bizim yarım yüzyıl devamında vatana kaytıp kelmek için hareketlerimiz, verdiğimiz kurbanlar boşuna olacak.

Bu meseleni çözülmesi için biz devlet tarafından kerekli derecede destek körmeymiz; tam tersine – her yanı milli mektebimiz devlet ‘çinovniklerinen’ tartışmalar ve kavğalardan neticesinde açıla. Mektep açıldıktan sonra da bu mektepke evlatlarını vermeleri için ana-babalarnı yalvarmak mecburunda kalamız, çunki çok kimselerin hasta düşüncelerine kore, eğer evlatları Kırım Tatar mektebinde okusa, yeterli bilgi alıp olmıyacak ve sonra kendisine ekmek kazanıp olamıyacakmış ! Ama aksi takdirde evlatları öz Kırım Tatar milletin evladı değil de, bir mankurt olabileceği, ne içindir, oları rahatsızlandırmay ?

Biz anatoprağımızda kendi milli devletçiligimizni kurulması için hareketler yapamız ve inşallah bu niyetimize de ulaşarmız. Lakin evlatlarımız Ruslaşıp ketecek olsa, o kuracağımız milli otonom cumhuriyetin başında yalnız adları Kırım Tatar olup, ama Rus kafalı, Rus düşünceli, anadilini bilmeyen, milli medeniyetimizden, urf-adetlerimizden uzak kimseler olacak olsa, bundan biz ne anladık? Böyle devletçilik kimge kerek?

Vatanımıza kaytıp geldik, ama bizim yuzyıllarca milli tarihimizni ifade etken köy-kasabalarımızın adları ‘Ivanovka-petrovkalarğa’ çevirilgen, yürgen sokaklarımızın da çoğu toprağımıznı işğal etip halkımıza karşı cinayetler ve vahşilıkler yapkan çar hukumetinin veya bolşevik rejiminin rehberlerin adlarını taşımakta. Şeher ve kasabalarımızın meydanları da oların heykellerinen ve putlarınen dolu. Böyle vaziyet ne zamana kadar devam etecek?

“Bizim hıristiyan ve diger dinlere yeterince sayğımız var, ama bu gibi areketler hıristianlıknen veya diğer din-imannen hiçbir alakası yoktur.”

Tünevin camileri, kiliseleri ve sinagogları yıkan, hep din-inançlarğa karşı dehşetli baskılar yapkan dinsiz komunistler bugün karardan ziyade pravoslav hıristian oldular ve hırıstyan olduklarını köstermek için tam bolşevik üsülünen yine davranmaya başladılar, Kırım’ın her yerlerinde, sokaklarda, şeherlerin giriş yerlerinde, bazen bizim eski mezarlıklarımızın üstüne bile haçlar yerleştireler, Zıncırlı Medresesine ait olğan topraklarnı tutup alıp yanındaki Moskova pravoslav monastırine vereler, Kırım’ın merkez şeherin ortasında daha büyük bir kilise kurup onun adını da ‘patriotik merkez’ adını vermeye isteyler. Ama yıllarca Akmescit’in merkezine bizim taleplerimize köre merkez cami için toprak ayrılmay.

Bizim hıristian ve diger dinlere yeterince sayğımız var, ama bu gibi areketler hıristiyanlıknen veya diğer din-imannen hiçbir alakası yoktur. Bunlar hep şovenistlerin kendilerini diger milletlerden yüksek köstermek, başka dinlere mensup olanları, birinciden Kırım Tatar müslümanlarını hakaret etmek niyetlerinden kaynaklanan provokasyonlardır. Biz böyle edepsizliklere ne zamana kadar dayanacakmız? Nasıl yapıp bu gibi meselelerni Kırım’ın içinde kavğa çıkarmayıp ve hiç kimsenin kanı dökülmesine yol vermeyip çözeyik?

Buna benzer meselelerimiz ğayet çok, ama en birincisi şu ki, Sovyet rejimin yıkıldığına ve Ukrayna bağımsizliğini ilan ettiğine artık 12 yıl oldu, ama hala daha halkımıza karşı 1944 senesi yapılğan cinayetin neticelerini yok etecek, Kırım Tatar milletinin hep temel haklarını iade etecek kanun kabul etilmedi.

Burada, elbet, butün Ukrayna’nı kabahatlamak mümkün değil, çünki Ukrayna’da, her ülkede ve her millette olduğu kibi, akıllısı da var, akılsızı da, vatanını, milletini, devletini sevenler, onun keleceğini düşünenler de, hiç bir şey düşünmeyen veya yalnız kendi şahsi menfaatlarını için her türlü haksızliklara va ahlaksızlıklara hazır olan kimseleri de var. Bizim dostlarımız da, bizim halkımıza kardeşçesine bakan ve ona samimiyetle her türlü destek vermeye hazır olan insanlar da çok, ama eski Sovyet, komünist ve şovenist kafalı mahlüklar da az değil. Bunların sayıları hem Ukrayna parlamentosunda, hem hükümet makamlarında, organlarında ve mahkemelerinde de yeterinden ziyade çok.

‘Kırım Tatar halkının, milli azınlıkların ve etnik sebebinden sürgünlükke uğratılan insanların haklarını ve hurriyetlerini iade etilmesi hakkında’ adlı bir kanun proyekti hazırlandı.

Şimdi Milli Meclisi’nin hukuk bölügü tarafından ve çok yüksek seviyeli hukukçıların iştirağınen ‘Kırım Tatar halkının, milli azınlıkların ve etnik sebebinden sürgünlükke uğratılan insanların haklarını ve hurriyetlerini iade etilmesi hakkında’ adlı bir kanun proyekti hazırlandı. Bu proyekt Milli Meclis’in toplantılarında bakıp çıkıldı, kerekli düzeltmeler kirsetildikten sonra tasdıklandı ve bugün sizlere dağıtılğan ‘Avdet’ gazetesinde yayınlandı. Biz bu gazeteni kerekli sayıda çıkardık ve hep meraklanğan vatandaşlarımız bu proyektnen tanış olmağa ve kerek saydıkları takdirde ona kendi tekliflerini vermeye imkanları olacaktır. Bu proyekt birkaç dünyanın en belli uluslararası teşkilatlarına, bu sırada Avrupa Güvenlik ve İşbirlik teşkilatına, Avrupa Konseyinin Parlamento Assambleyasına hukuki ekspertiza yapılması için, yani bizim proyektimiz Avrupa’nın hukuk standartlarına uyğun olduğu veya olmadığı ve uyğun olmadığı takdirde nasıl denişmeler kirsetilmesi hakkında fikirlerini yazıp vermeleri için yollanılacak. Bundan sonra biz bu proyektni Ukrayna parlamentosuna verecemiz ve parlamentoda kabul etilmesi için çeşit fraktsiya ve partiyalarnen körüşmeler keçirecekmiz. Bu meselede biz, elbette, Ukrayna Başbakanlığı ve Ukrayna Cumhurreisinin de desteklerini bekleymiz. Ümit etemiz ki, bu kanun hiç olmadıkta Kırım Tatar halkının sürgünlügün 60 yıllığına kadar kabül edilecektir.

Bu kanun kabul etildiği takdirde bizim hep hukuki meselelerimiz tamamile çözülecek demeymiz, ama muhakkak, bizim öz haklarımız için yürüttügümüz hareketler bundan sonra çok kolaylaşacaktır. Ama bizim milletimizin iade etecek hicbir kanun kabul etilmezse, o zaman Kurultayımız buna köre nasıl hareketler yapmak kerek olacağı hususta kerekli kararını alacaktır.

“Eğer butün millet bir siyasi kuruluş etrafında birleşirse ne derecede büyük kuvvet olabileceğinden, elbette, bizim düşmanlarımızın da çok haberleri var. “

Kırım Tatar Milli Hareketinin güçü, devlet içerisinde ve dünyada onun büyük otoritesi esas olarak Milli hareketimizin son derece demokratik olduğundan, bu harekette halkımızın büyük kısmı aktif iştirak ettiğinden ve hep davranışlarımız terbiyeli ve düşünceli olduğundan kaynaklana edi. Kırım Tatar Milli Hareketi, demokratik prensiplere esaslanarak, yalnız kendi haklarını için değil de, dünyanın neresinde olsa olsun diğer insanların ve milletlerin insan ve milli hakları çiğneldiği zaman öz sesini bildirmeye çalışa edi. Onun için bizim dostlarımız hem devlet içinde ve hem de dünyanın çeşit köşelerinde ğayet çok. Biz böylelikle vatanımızğa kaytıp olduk ve yalnız böylelikle halkımızın karşısında turğan meselelerni çözüp olacakmız.Butün bu halkımızın ögunde turğan meseleleri tezce ve muvaffakiyetle çözmek için hep vatandaşlarımız imkanlarına köre milli hareketimizge öz hisselerini koşmaları, Kırım yarımadasının ve butün Ukrayna
siyasetinde daha aktif iştirak etmeleri kerek. Hep vatandaşlarımızın ğayretlerini ve hareketlerini birleştirmek ve koordinasyon etmek için biz hep soydaşlarımız yaşayan yerlerde 12 yıl evvel, seçimler geçirip, Milli Kurultayımızı topladık ve Kurultay’da milletimizni temsil etken ve daima yenilenip turğan Kırım Tatar Milli Meclisini saylağan edi. Elbet, hem Kurultay delegatları saylavlarında, hem yerli meclisler saylavları esnasında bazen adaletsizlikler ve bozğunluklar olabilir. O derecede bozğunluklar praktik olarak dünyanın her ülkesindeki saylavlarda ola turğan. Bu adaletsizlikler olmaması için veya hiç olmadıkta o adaletsizliklerin sayısını mümkün olduğu kadar azaltmak için bizim vatandaşlarımız milli siyasetimizde daha aktif iştirak etmeleri kerek olacak. Ama şunu hiç unutmamamız kerek ki, her milletni birleştiren ve onun hareketlerini koordinasyon etmeye hakkı olan yalnız o millet kendisi tarafından saylanılğan siyasi kuruluş olabilir. Demokratik ülkelerde ve toplumlarda bundan ğayrı başka yol yoktur.

Eğer butün millet bir siyasi kuruluş etrafında birleşirse ne derecede büyük kuvvet olabileceğinden, elbette, bizim düşmanlarımızın da çok haberleri var. Onun için tam 12 yıl evvel Kurultay birinci kere toplanıldıktan ve Milli Meclis kurulduktan bu künge kadar olar butün propaganda hucumlarını bu halkımız taraftan saylanğan strukturlarımıza karşı alıp varalar, onu lekelemeye, ona çeşit iftiralar atmağa çalışalar.

Çok yazık ki, halkımızın haklarını iade edilmesine karşı olanların seslerine bizim bazı basıretsiz ve akıllarından çok ziyade menlikleri olğan vatandaşların sesleri da koşula.

Çok yazık ki, halkımızın haklarını iade edilmesine karşı olanların seslerine bizim bazı basıretsiz ve akıllarından çok ziyade menlikleri olğan vatandaşların sesleri da koşula. Sonki zamalarda bu şahslar tarafından Milli Meclis’e karşı bir alternatif siyasi teşkilatta kuralar ve ona butün ‘Kırım Tatar halkının ve siyasi kuvvetlerin koordinasyon keneşi’ adını vereler. Bu teşkilatın başında da esas olarak Kurultaya 1991 da kurulduğu zamandan başlayıp bu kune kadar karşı çıkanlar ve hep geçen yıllar içinde Kurultay’ğa ve Meclis’ke karşı kendileri çikardıkları Rus tilinde gazetalarında ve milletimize karşı en duşman olan şovenist gazetelerinde iftiralar yazıp turğan kimselerdir. Bunların içinde 1997 senesi Kurultayın kararınen milletin bölmeye hareketler yaptıkları için Milli Meclis’ten kovulğan birkaç kimseler de var.

Elbet olar öz hareketlerini çok iyi niyetlernen anlatmaya çalışalar, yani Kırım Tatar halkının reabilitasyonu hakkında kanun kabul edilmesi için hareketler yapalarmış. Ama böyle niyetlere halknı bölmeknen ve halk taraftan saylanılğan milli kuruluşa karşı çıkmaknen ulaşılabilir mi? Şimdi olar daha milletimizni din yolunen de bölmeye çalışan, oların bazı Arap memleketlerinden kelgen hocaları öğrettiklerine köre Kırım musülmanlarını ‘gerçek musülmanlara’ ve ‘gerçek olmıyan müslümanlara’ bölmeye, bizim dedelerimizden yüzyıllardan kalğan urf-adetlerimizi hakaret etmeye çalışan kimselernen de birleştiler ve beraber Meclise karşı propaganda alıp varalar.

Bu herifler bugün bile, bu milletimizin matem günü olğan, binlerce kurbanlarımızın anma kününde, hep insanlarımıznı birleştürecek ve milli birligimizi gösterecek künde bile kendi bölücü hareketlerini yapmaya çalıştılar. 18 Mayıs tedbirlerini geçirmek için kurulğan Milli Meclis’in çalışma gruppasına bir söz söylemeyip, bunlar devlet makamlarına, bugün saat 12-den 13-ke kadar bu meydanda hatım duasını yapacaklarını haber eteler ve militsiya tarafından olarnı korçalamaları için tedbirler alınmasını isteyler. Bu hainlikke bakınız, demek saat 12-de – tam bizim şeherin çeşit taraflarından insanlarımız kolonnalarnen bu meydanğa kirecekleri zaman, bunlar meydannı işğal etip namaz yapacaklarmış. Yani, niyetleri burada vatandaşlar arası karğaşa ve kavğa çıkarmak edi. Ve böyle çirkin siyasi oyunları için bu, bazıları ömürlerinde hiç aptez bile almağan, kimseler bizim mukaddes dinimizi de kullanmağa çekinmediler.

Bu kibi davranışlarğa ve kimselerge, sayğılı vatandaşlar, özünüz kıymet kesiniz, ama men bir kere daha hatırlatmak isteyim ki, bizim Milli hareketimiz yalnız demokratik usüllernen yürütülen ve hiç zaman sert tedbirler kullanmağan bir harekettir. Biz Sovyet zamanında da açıktan açık satkın ve provokatorlara bile karşı keskin tedbirler kullanmadık, çunki bile edik – sağlam milletke birkaç mahlüklar büyük zarar ketirip olamazlar. Oların işlerini Allah baksın!
Bugün biz, sayğılı vatandaşlar, halkımızın sürgün etildiğin 59-ci yıllığına bağışlanğan bu mitingimizde hepimizin adından bir beyanname kabül etecekmiz ve bu beyannamede özümizin devlet makamlarına taleplerimizni kösterecekmiz. O eki dilde basılğan beyannamenin proyektni biz önceden dağıttık ve şimdi yine okunacaktır. Onun esas münderecesine karşılığınız yok ise biz onu kabul eteyik ve o beyannamede kösterilgen talepler yerine ketirilmesi için aktif şekilde hepimiz hareket eteyik.
Bugün mitingimizge kelgen ve bu sıcakta saatlernen ayak üstünde turup konuşmacılarnı saburnen dinlegen vatandaşlarımızğa teşekkürlerimizni bildirmek isteyim.

Sağ olunuz! Allah bizlerni doğru yollardan saptırmasın ve milletimize yardımcı olsun!

Mustafa Abdulcemil Kırımoglu – 18 Mayıs 2003, Akmescit

18 Mayıs 2003 Mitinginde Celal İçten’in Yaptığı Konuşma

Mayıs 9, 2009 by  
Filed under Faaliyetler

HÜRMETLİ VATANDAŞLAR

Öncelikle Türkiye’deki yolbaşçımız Dr. Ahmed İhsan Kırımlı’nın ve Türkiye’de yaşayan, gönülleri burada olan bütün gönüldaşlarımızın en derin ve samimi selamlarını getirdim.

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Cemiyeti İstanbul başkanı olarak şunu bilmenizi isterim ki aramızda Karadeniz olsa da gözümüz, kulağımız ve yüreğimiz her zaman sizlerledir.

Sizlerin ve bizlerin vatan aşkı ve hasreti hiçbir zaman sönmemiştir. Sonunda tekrar öz vatana, ata yurduna, KIRIM’a döndünüz ne mutlu size !

Karşı yakadaki bizler, yani Türkiye’de yaşayan bizler de sizleri unutmadık. Daha evvel gittiğimiz, göçtüğümüz diyarlarda sizlerin dertleriyle kahrolduk. Her duyduğumuz kötü haberde göz yaşlarımızı içimize akıttık. Kurduğumuz cemiyetlerle Türkiye’de sizin dertlerinizi  hür dünyaya duyurmaya çalıştık.  Allah’a şükürler olsun ki o günler geride kaldı. Bugün burada üzüntülü bir yıl dönümünde de olsa bir aradayız. Bundan sonra Tatar milletini daha büyük işler bekliyor.

Kırım’da hayat yeniden kurulacak. Kırım’da milli mektepler açılacak . Öz kültürümüz yeniden yükseltilecek. Sizler henüz vatana dönememiş olanlara bir rehber olacaksınız. Vatana yeni gelecekler için temel olacaksınız.

Kırım Tatarları 18 Mayıs 1944’te vatanlarından sürgün edildiği gün Kırım Tatar Milli Hareket’i başlamıştır. Bu hareketin içinden Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu gibi liderler ve kahramanlar çıkarken , aynı zamanda bu hareketin içinden milli davamıza
ihanet edenler ve darbe vurmak isteyenler de çıkmıştır. Bu hainler milli hareket tarihinde birer kara leke olarak kalmışlardır.

Türkiye’nin her bölgesinde yaşayan Kırım Tatarlarının kurduğu 25 dernek vardır. Bu dernekler Mustafa Kırımoğlu’nun başında bulunduğu Kırım Tatar Milli Meclisi’nin aldığı bütün kararları kayıtsız şartsız desteklemektedir.

Kırım’da olduğu gibi Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarları arasında buradaki vatan hainleri ile işbirliği içinde olan hainler de vardır. Bu hainleri Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarları dikkate almamaktadırlar. Bunların sayısı yok denecek kadar azdır. Sizler de Kırım’daki kendini bilmezleri dikkate almayın.

Siz milli birlik içinde kenetlendikçe biz Türkiye’de yaşayanlar da sizlerle kıvanç duyacağız. Sizlere her türlü yardim elini uzamak için çalışacağız.

Hepiniz Allah’a emanet olun !

Kırım Türkleri
Kültür ve Yardımlaşma Derneği
İstanbul Şubesi Başkanı
Celal İÇTEN

Sonraki sayfa »